Zeki Müren’i sevebilirdim, Diyarbekir olmayaydı

|

Arkadaş Özger’in talimatına uyup Zeki Müren’i sevebilirdim belki, 24 Eylül 1996’da ölmeseydi… Bu toprakların gördüğü en kanlı vahşet şölenlerinden birinin tarihidir bu gün…

Şimdi acılarımızın "müze" yapılmak istendiği Diyarbakır Zındanı.

Şimdi acılarımızın “müze” yapılmak istendiği Diyarbakır Zındanı.

Sesini ve yorumunu sevmem. İkisi de kendi kulvarında çok üstündür ama bana hitap etmiyor. Zevkle dinlediğim en fazla bir iki şarkısı vardır. Makamlarında gezinip bazı şarkılar yapmışlığım olsa bile “Türk Sanat Müziği”ni totalde sevmem. Bi kez, adı yamuk.

Yine de Arkadaş Zekai Özger’in talimatı uyarınca Zeki Müren’i sevebilirdim.

24 Eylül 1996’da ölmeseydi.

1980 gecesinin en karanlık köşesi olmuş Diyarbakır Zindanı’nda 16 yıl sonra o gün 10 tutsağı etlerini lime lime edip gözlerini çıkarıncaya dek döverek öldürdüler. Sonra hapishane kapısına doluşmuş Kürt analarının yüzüne karşı güldüler.

Evet, güldüler…

Bir yıl önce Buca’da üçümüzü öldürmüşlerdi: Uğur Sarıaslan, Yusuf Bağ, Turan Kılıç. Bir yıl sonra birimiz daha aldığı yaralardan ölecekti: Mehmet Kurnaz.

Ve biz, Buca’nın avlularında ve koğuşlarında, Türkiye tarihinin ilk planlı projeli hapishane katliamının yaşandığı yerde bir bağbozumu vakti düşenlerimizi andıktan üç gün sonra; Ümraniye’de dördümüzün daha aynı Nazi ruhuyla katledilmesinden 9 ay sonra1 Diyarbakır’dan gelen katliam haberi ortasından bıçakladı günü.

Bizi duvarlar ardına kapatmak için dizayn edilmiş bütün demir engelleri söküp maltalara2 aktık. Amed’de düşenlerimizin hesabını Buca’nın katillerinden sormak için.

Devrimciliğin meşruiyetinin bu denli yıpranmadığı günlerdi. Reformizm, düzenle barışma özlemleri, tehlikesiz muhaliflik ancak önemsiz gruplar halinde küçük işhanı bürolarında yaşıyordu. Buca ve Ümraniye katliamlarının öfkesi diriydi. Türkiye’nin başka hapishanelerinde de işgaller birbiri ardınca başlamış, ülkenin dört köşesi o yıllarda şeytanın en şeytanı olarak gösterilen Kürt yurtsever devrimciler için ayağa kalkmaya yelteniyordu.

Zeki Müren 24 Eylül 1996'da, Diyarbakır'da 10 tutsağın katledildiği gün hayatını kaybetti. Devlet bunu katliamı örtmek için bir fırsat olarak kullandı.

Zeki Müren 24 Eylül 1996’da, Diyarbakır’da 10 tutsağın katledildiği gün hayatını kaybetti. Devlet bunu katliamı örtmek için bir fırsat olarak kullandı.

Ve Zeki Müren öldü.

Bu toprakların gördüğü göreceği en vahşi ölüm şölenlerinden birinin üstünü kapatmak için oligarşinin eline bundan iyi fırsat zor geçerdi. 12 Eylül’ün varisleri bir 12 Eylül katliamını kapatmak için 12 Eylül’de yasakladıkları “sanat güneşi”ne sarıldılar. Tüm televizyon ve gazeteler Zeki Müren aşkıyla ölüp ölüp dirilmeye başladı. Başka mahpuslardan ve onların dışarıdaki yoldaşlarından, dostlarından, ailelerinden başka pek az kimse kalmıştı hapishane duvarlarının arasından Amed sokaklarına sızan kan gölüne duyarlılık taşıyan.

Şimdi Zeki Müren’in o aşırı tornalanmış, haddinden fazla kentli sesinin Hint ve Arap ellerinden ithal edilmiş makamlar içindeki dalgalanmaları, içinde et parçaları yüzen insan kanından bir gölün dalgalanmaları yanında önemsiz kalmıştı. Diyarbakır ölüleri yalnızdı.

Elbette yalnız değildiler. Hapishaneler onlar için direndi. Kâğıt üzerinde de olsa katliamın sorumlularının bulunacağı sözü verilene dek.

AİHM’in TC devletine 800 bin Euro ceza verdiği ve toplamda (çoğu er) 72 kişinin yargılandığı bu vahşi katliamın sorumlularından biri bile bugün hapiste değil. Onlara emir verenlerin çoğu ise yeni partilerinin onlara dağıttığı koltuklarında kıçlarını eskitiyor ve yeni cinayetler için hazırlıklar yapıyor olmalı.

24 Eylül 1996'da Amed Zindanı'nda katledilen 10 devrimci yurtsever

24 Eylül 1996’da Amed Zindanı’nda katledilen 10 devrimci yurtsever

Eylül’de öl demişlerdi, öldük, ya onlar kazandı mı? Biz Türkiye’de ya da Kürdistan’da onları artık düşman görmez olduğumuz zaman kazanacaklar. 1980 Diyarbakır Vahşeti bunun içindi, 1996 Diyarbakır Katliamı bunun için.

“bir gün elbette / zeki müreni seviceksiniz” diyor Arkadaş.

Bir süre daha zor… Şimdilik Grup Merhaba‘dan Diyarbakır Ölüleri’ni dinleyelim… yazisonuikonu

@prometeatro

  1. Hâlâ Ümraniye Katliamı’nın hesabını sormak için yapılan Sabancı Eylemi’ni spekülasyonlarla karartmak isteyen ahmaklar yaşar bu cennet vatanda.
  2. Hapishane koğuşlarını birbirine bağlayan koridorlar.



Yeni yorum ekleyin.