Yirmibirinci yüzyılda faşizm

Peter Phillips |

Sosyoloji Profesörü Peter Phillips’e göre insanlığı dünya çapında hüküm sürecek bir 21. yüzyıl faşizmi bekliyor.

Yeni_Fasizm

Ticaretin ve bankacılığın küreselleşmesi, özel şirketlerin eline insanlık tarihinde görülmedik bir iktidar ve kontrol verdi. İleri kapitalizm yapısal olarak daha kârlı yatırımlar talep ediyor. Daha büyük miktarda sermayenin giderek daha az insanın elinde toplanması, uçsuz bucaksız bir şekilde genişlemesi gerekiyor. Küresel kapitalizmin finansal merkezi o kadar tekelleşmiş ki, 100 trilyon dolarlık bir zenginlik bin kişiden az insanın elinde bulunuyor.

Küresel sermayeyi kontrol eden birkaç bin insan dünya nüfusunun %0.0001’lik bir kesimine karşılık geliyor. Adına ulusaşırı kapitalist sınıf (UKS) diyeceğimiz dünyanın kapitalist seçkinleri, uluslararası ticaret anlaşmaları ve Dünya Bankası, Uluslararası Ödemeler Bankası ve Uluslararası Para Fonu gibi ulusaşırı devlet kuruluşlarıyla ulus-devletlere hakim oluyorlar.

UKS kendi politika gerekliliklerini G-7 ve G-20 gibi küresel ağlar aracılığıyla, Dünya Ekonomik Forumu, Üçlü Komisyon ve Bilderberger Grubu gibi çeşiti sivil toplum politika kurumlarıyla ifade ediyor. Bu sınıf, dünya zenginlik hiyerarşisinin en tepedeki %1’lik kısmını teşkil eden en zengin insanlar olan yüzbinlerce milyonerin ve milyarderin çıkarlarını temsil ediyor.

Seçkin pozisyonlarının farkında olan UKS sınıfının mensupları, tabandan gelen demokratik hareketler ve huzursuzluklar karşısında giderek kırılganlaştıklarını biliyorlar. ABD’nin kontrolü altında bulunan askeri imparatorluk ve NATO, dünyanın her yerinde UKS’nin çıkarlarını korumaya hizmet ediyor. İmparatorluğun hizmetinde yürütülen savaşlar, rejim değişiklikleri ve işgaller, yatırımcıların doğal kaynaklara ulaşmasını sağlayıp, onların piyasadaki spekülatif avantajlarını çoğaltıyor.

Özel güvenlik şirketlerinin yükselişi

İmparatorluğun yavaş kaldığı ya da siyasal bir direnişle karşılaştığı zamanlarda, özel güvenlik şirketleri ve özel askeri şirketler (ÖAŞ) bu küresel egemen sınıfın zenginliğini koruma işini üstleniyor. Bu koruma hizmetleri UKS yöneticileri ve aileleri için kişisel koruma hizmetlerini, yaşama ve çalışma alanlarının korunmasını, taktik askeri danışmanlık verilmesini, ulusal polisin ve ordunun eğitilmesini, demokratik hareketlere ve muhalif gruplara ilişkin istihbarat toplanmasını, silah alımını ve silah yönetimini, askeri faaliyetler ve cinayetler için vurucu güç sağlanmasını kapsıyor.

Çaresiz kitlelerin/göçmenlerin, dışlanmış iş gücünün ve çevresel tükenişin yarattığı giderek büyüyen kriz ÖAŞ’lerin küresel seçkinler için sağladığı koruma hizmetlerine yönelik sınırsız bir talep artışı anlamına geliyor.

Tahminlere göre dünya çapında on beş milyon insanı istihdam eden özel güvenlik şirketlerine yılda 200 milyar dolar harcanıyor. G4S, beş kıtada 120’den fazla ülkede 625 bin çalışanıyla dünyadaki en büyük özel askeri şirket. Dünyanın en büyük mali idare şirketlerinin dokuzu G4S’nin hisselerini elinde tutuyor.

Şirketin en önemli müşterileri arasında İngiltere, ABD, İsrail ve Avustralya hükümetleri var. G4S, özel sektörde Chrysler, Apple ve Amerika Bankası gibi şirketlere hizmet veriyor. Chevron adlı şirket, hızlı müdahale edebilen piyadeleri de kapsayan ayaklanma bastırma operasyonları için G4S ile anlaştı. G4S Güney Sudan‘da benzer operasyonlar yürütüyor. İsrail’deki kontrol noktalarına ve hapishanelere, Filistin’deki Yahudi yerleşimlerine izleme ekipmanları satıyor.

Bir başka özel askeri şirket, eskiden Blackwater ve Triple Canopy olarak bilinirdi, artık Constellis Holdings adını aldı. Bu şirket ABD hükümetine, yabancı hükümetlere, çokuluslu şirketlere ve uluslararası örgütlere güvenlik, destek, danışmanlık hizmetleriyle askeri hizmetler sağlayan başlıca şirkettir.

Şirketin tümü de erkeklerden oluşan yönetim kurulunda Red McCombs gibi bir milyarder; John Ashcroft adlı eski bir başsavcı; emekli amiral Bobby Inmen vardır. Demokrat Parti’nin ileri gelen danışmanlarından biri olarak Al Gore’un Özel Kalemi, Başkan Clinton’ın da danışmanı olarak çalışan Jack Quinn de yönetim kurulundadır.

21. yüzyılın neo-faşist şirketler dünyasında, yüzlerce özel askeri taşeron ulusaşırı kapitalist sınıfın güvenliğinin sağlanmasında artık önemli bir rol oynuyor. Sermaye kâr edebileceği her yere hemen ulaşabilecekken, ulus-devletler giderek daha baskıcı hale gelen bir nüfus kontrol noktasına indirgenecektir. Bu nedenlerden dolayı, ÖAŞ’ler artık ulus-devletlerin polis güçlerini tamamlayan ve giderek onların yerini alabilecek bir neoliberal emperyalizm unsuru olarak anlaşılmalıdır.

Sermaye küreselleşti, faşizm de küreselleşiyor

Savaşın özelleştirilmesine yönelik bu eğilim, insan haklarına, yargı sürecine, demokratik şeffaflık ve hesap verilebilirlik için ciddi bir tehdittir. ABD/NATO askeri imparatorluğu, kendilerine direnen çeşitli bölgelerde, uluslararası hukuğu hiçe sayarak insansız hava araçlarıyla sivilleri öldürüyor. Böylece insan haklarının reddi anlamına gelecek bazı ahlaki standartlar belirliyorlar. Ölü sivilleri isyancı ve terörist diye damgalamak, yargı süreçlerinin ve insan haklarının bütünüyle hiçe sayılması iktidarların ahlaki meşruiyetine dair hiçbir standarda sığmıyor. Bu ahlaki meşruiyet yokluğu, özel askeri şirketlerin imparatorluk gölgesinde aynı kötülükleri yapmasına imkan veren standartlar yaratıyor.

Ulusaşırı sermaye yatırımlarıyla kol kola giden ÖAŞ operasyonları küreselleşti, uluslararası ticaret anlaşmaları yapılıyor ve zenginlikler giderek UKS’lerin elinde yoğunlaşıyor. Bu da özel güvenlik ve savaş gibi baskıcı uygulamaların ABD, Avrupa Birliği ve diğer birinci dünya uluslarında kaçınılmaz olarak benimseneceği anlamına geliyor.

Dünyanın zenginlikten ve özel polis gücünden yoksun %99’luk kesimi, yaklaşan açık baskı karşısında insan haklarından ve yasal korumalardan bütünüyle yoksun kalma tehdidiyle karşı karşıya. Her gün karşılaştığımız polis cinayetleri (ABD’de neredeyse ayda yüz kişiye yaklaşmak üzere), yasadışı ekonomik casusluk, kitlesel tutuklamalar, tesadüfi polis kontrol noktaları, havaalanı güvenliği, seyahat etme hakkı elinden alınan insanlar, Anavatan Güvenliği’nin şüpheli direnişçilere dair hazırladığı veritabanları bu tehdidin alametleri.

İmparatorluğun suçlarını görmezden geldiğimiz her seferinde, benlik bütünlüğümüzden bir şeyler kaybediyoruz. Baskıyı görmezden gelmek gündelik yaşamlarımızda verdiğimiz sürekli tavizlerin bir parçası haline geldi. Bu da bizde ahlaki bir rahatsızlığa ve giderek çoğalan bir çaresizlik hissine yol açıyor. Ayağa kalkıp demokratik şeffaflık ve insan haklarının uluslararası alanda güçlendirilmesi talebinde bulunmalıyız.

İmparatorluğa kolektif olarak meydan okunmadığı sürece, tarihte örneği görülmemiş karanlık bir neo-feodal totaliterizm çağına doğru evrilen bir dünyayla karşılaşacağız.yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin