Yerli yersiz deme, saldır devrimcilere

|

HDP’ye oy istemek için yazılmış bir yazı neden odağına “sandığa gitmeyelim” diyen omuzdaşlarına çamur atmayı alır? Dert oy istemek mi boykotçu dövmek mi?

Picasso

Picasso

Formül basittir: Devrimcilere saldır.

Formül köklüdür: Her çağın egemenlerinin ilk tıkamaya çalıştığı hava deliği devrimcilerdir; bu deliğin çapı küçük, devrimcilerin varlığı varla yok arasında olsa bile: “Önce komünistleri götürdüler…”

Formül kullanışlıdır: Yeni bir idealist felsefe mi geliştirdiniz, önce devrimcilere saldırın. Gerçek bir dönüşüm için gereken yol yerine daha tehlikesiz bir yolu mu vazediyorsunuz, devrimcilere saldırın. Çoktan çürümüş bir parlamenter sisteme işe yaramaz bazı çarklar mı sokmak istiyorsunuz, devrimcilere saldırın.

Bazen konuyla çok ilgisiz görünebilirler. Bazen saldırmaya değmeyecek kadar etkisiz sanılabilirler. Hatta öyle tarihsel anlar gelir ki, hiç yokmuş, çoktan tükenmiş gibi görünürler. Aldırmayın, saldırın. Üzerinde yaşadığınız –ve şu veya bu şekilde yaşatmak istediğiniz– bataklık aslında öyle verimli bir devrimcilik tarlasıdır ki, başağı daha tohumken ezmek gerekir. Bir kez yeşerdi mi, bütün demagojileriniz kadük, bütün çarpıtmalarınız tarih olur.

Bazen kendinizi kötü hissedebilirsiniz. Egemenin tankı, tüfeği ve kalemiyle yok etmek için yemin ettiği “dostlarınıza” bütün gücünüzle ve yerli yersiz saldırırken kendinizi tetikçi gibi hissedebilirsiniz. Bu duygulara aldanmayın, merhamet maraz getirir. Ayrıkotlarının çoğalmasına izin verirseniz, çok yakında size ve çok kıymetli fikirlerinize yaşayacak alan bırakmazlar.  Devrimin olmadığı yerde koyuna abdurrahman çelebi derler; çelebi postundan olmak istemiyorsanız durmayın, saldırın.

Size zafer vaadetmiyorum. Hatta kazanmanızın olanaksız olduğunu baştan söylüyorum. Kapitalizm her gün devrim doğurur, sizin geçici, erteleyici yahut çakma çözümleriniz kapitalizmin özüne dokunmayacağı için devrim başınıza bela olmaya hep devam edecek. Devrim yapmadığınız sürece devrimin avısınız, unutmayın. Ama ölüm kalım koşusu bu, yok oluş anınızdan ne kadar kaçarsanız o kadar iyi.

Size saldırmayı değil varolmayı emrediyorum: Saldırın. Yerli yersiz demeyin, uydu uymadı demeyin, saldırın.

Çünkü biraz düşünürseniz, varoluşunuzun saldırmaktan ibaret olduğunu anlayacaksınız. Reformistler, oportünistler, revizyonistler, post-revizyonistler;  parlamentoseviciler, idealizmövücüler, metafizikyayıcılar, devrimdenkorkucular devrimcilere saldırmıyorsanız siz yoksunuz. Bu temel sizin en kıymetli hazineniz.

Sizin büyük Öteki’niz devrimciler. Kimliğinizi muhalif göründüğünüz ya da muhalifi olduğunu sandığınız sisteme karşı değil onlara karşı kuruyorsunuz. Bu kimlikler çağında kimliğinizi yitirmek istemiyorsanız, saldırın.

yazisonuikonu

Gezite’de bir yazı yayımlandı. Bazı müphem ve zayıf savlarla HDP’ye oy vermezsek dünyanın sonunun geleceğini söylüyordu. Denilene göre, “düzen içi reformist bir siyaset” yürüttüğü kabul edilen, ama kesinlikle “düzen partileriyle bir tutulmaması gereken” bu radikal demokrat partiye oy verilmemesini savunuyorsak muhtemelen Kemalisttik, şovendik, kim bilir daha neydik. Hemen bir şeytan çıkarma ayini yapsak iyi olurdu.

Gerçi HDP “devrimle çözülecek meseleleri burjuva meclislerinde çözmek” gibi ham hayaller içindeydi, içinde “şeriatçılar”, “TC’nin kuruluşundan beridir devletten yana saf tutanlar” da vardı, ama bunların galebe çalacağını şimdiden öngörüp doğmamış çocuğa don biçmenin anlamı yoktu. “HDP’ye oy vermek bugün için yanlış değil”di, hatta “bugün için doğru olan”dı.

Bu “ehven-i şer”, daha doğrusu “şerlerine rağmen ehven” tutumu kendi içinde belli bir tutarlılığa sahip. Koşulsuz bir biat ve kuyrukçuluk yerine eleştirel bir tutum takınmasıyla ehven olduğu bile söylenebilir. ‘Aydınlanmış destek’ diyebiliriz buna; desteklediğinin gerçek çözüm olmadığını biliyor ve söylüyor, ama “bugün için” desteklemenin doğru olduğuna inanıyor.

İnancın midesi torba değil ki büzesin. İnanır inanır. Lakin yazının kendisi gibi düşünmeyenlere karşı atarları pek tuhaf. Bu atarlar olmasaydı belki bu yazıyı yazmaya gerek de kalmazdı. Kutsal Kitapların ateizmin en sağlam desteği olması gibi, bu yazı da aslında sandığa gitmenin boş beleş bir iş olduğunu göstermeye yetecek verilerle dolu.

Beni daha ziyade yazının her satırına sinmiş “devrimci öfkesi” ilgilendiriyor “Devrim, işçi sınıfı içinde örgütlenmiş Bolşevik tipte bir partinin önderliğiyle ve zor yoluyla olacaktır” diyen biri kendisiyle bu temel hususta tamamen aynı düşünen, ama seçim denen taktiksel meselede, kendisinin de “geçici” niteliğinin altını ısrarla çizdiği, “önem hiyerarşisi” açısından daha altta olduğu açık bir meselede ayrı düşünenlere “sahtekârlar” diye öfke kusmasında adeta patolojik bir şey var. 1

Bayram değil seyran değil eniştem niye duyar kastı?

Daha kaygı verici olanı ise, öfkesinin şehvetine fazla kapılması. Bir yerde laf arasında LGBTi’lerden bahsediyor mesela. Bilinçakışının içine birden şeytan giriyor; birkaç yıl önce, Güler Zere’nin kendi ölümüne gülerek hazırlandığı günlerdeki bir tartışmayı hatırlıyor. Halk Cephesi’ni LGBTi’leri “hasta” olarak görmesine sayıp döküyor. Bayram değil seyran değil eniştem niye duyar kastı? Duyarlı eniştem neden mesela LGBT tartışması bahanesiyle dağıtılan Hasta Tutsaklarla Dayanışma Platformu için yazıklanmıyor? Ayrıca Esad posteri altında konser veren Grup Yorum’dan bahsetmemesi çok ayıp değil mi? Çünkü herkes bilir ki, bu yapıya saldırmanın algoritması bellidir:

  1. Eşcinsellere hasta diyorlar,
  2. Konser verdikleri yerde Esad posteri vardı
    ergo
  3. Kahrol cephe.

Bazı filozoflar bu tasımı güçlendirmek ve yeterince ikna olmamış nadanların işini bitirmek için ilk iki önerme arasına “Siyaset yasağı koyuyorlar” önermesini sıkıştırır. Ama şu sıra hedef alınan hasmın Amed Kitap Fuarı’ndaki stantları “size burada çalışma yaptırmayız” diyerek dağıtılmış olduğu ve kendileri de üç maymunu oynamakta oldukları için bu geleneksel argüman çizgisinden ayrılmaları maruz görülebilir.

Lakin Esad… Bunu unutmamalıydılar…

yazisonuikonu

Yazının yazarı o kadar çok samimiyet sorguluyor ki samimiyet sorgulamayı pek faydasız bir iş olarak gördüğüm halde sormak zorundayım: Derdin oy istemek mi, boykotçu dövmek mi? Üzüm mü yemek istiyorsun, bağcının geçmişine mi küfretmek istiyorsun? Hayır, teorik dayağı sen yersin, geçmişe bakar sen utanırsın o olur. yazisonuikonu

@prometeatro

  1. Aslında seçim bildirgesinde devrimle çözülecek meseleleri meclisle çözecekmiş gibi poz kesen HDP’ye de, yani oy vermemizi istediği partiye de “sahtekâr” diyor: “devrim şiddetle olacaktır. Bunun aksini söylemek sahtekârlıktan başka bir şey değildir! Ama aynı atarlı tonu orada göremiyoruz.


Yorum yok

Ekleyin