Yaşarken yazılan tarih: “Yenildik ama daha ölmedik!”

Kürşat Kaplan |

Onlar yenilmemişlerdi belki ama onları temsilen seçimlere bel bağlayan muhalefet 1 Kasım günü yenildi. Ve yeniden çarenin sandıkta değil, sokakta olduğu fiskesini birileri bir kez daha vurdular muhalefetin suratına.

Fotoğraf: Yalçın ÇAKIR, Haziran 2013

Fotoğraf: Yalçın ÇAKIR, Haziran 2013

Körler memleketinde şaşı, padişah olur derler ya; bizdeki de o hesap işte. İktidarın da muhalefetin de gösterişli seçim propagandaları bir yere kadar neticede.

Her şey bir anda uçuşabiliyor. Geriye ne “önce Türkiye” kalıyor ne de “haydi Bismillah”lar.

Yalın ve sade ama acı bir gerçek var ortada: bunlar bizi bizden daha iyi tanıyorlar. Ama içimizden tanımakta güçlük çektikleri bir avuç bile olsa dirençli kitle, koskoca coğrafyanın kaderini değiştirmeye yetecek güçte olabilir.

Yaşarken yazılan tarih” dedik en başında. Ne midir Yaşarken yazılan tarih”?

Bizler, ister istemez bir tarih yazıyoruz bu yüzyılda. Ve yine ister istemez bu tarihin birer parçası konumundayız hepimiz. Neyin tarihini yazacağımız da, geleceğe ne taşıyacağımız da bizlerin elinde. Bırakalım seçim değerlendirmelerini bir yana. Bundan 100 yıl sonra gelecekte var olan insan, 2015’teki seçim hilelerini değil; neticeyi tartışıyor olacak. İşte, bu yüzden yaşarken yazılan tarihdiyoruz adına.

Biliyoruz ki “İktidar, hayatı hedef aldığında; hayat, iktidara direniş olur.”1

Unutma

Fotoğraf: Adem ALTAN, AFP (Gezi Direnişi’nin “marjinal beşli”si)

Fotoğraf: Adem ALTAN, AFP (Gezi Direnişi’nin “marjinal beşli”si)

Bunun için, Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında bir direniştir yaşamak.2 diyor bizlere şair.

Asıl parlamentonun sokakta olduğunu unutmayalım.

Bundan iki sene evvel tam da yaşarken bir tarih yazıldı bu topraklarda ve gerekirse yeniden yazılmaya mahkûmdur o tarih.

Biliyoruz; Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek: Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek.”3

Böyle gelmiş, böyle gidecek” diye bir kaidenin olmadığını 2013 Haziranı’nda gördük. Artık bir anlamı kalmamış olsa da 7 Haziran’da da gördük. AKP’nin yeniden tek başına iktidar olması yanıltmasın kimseyi. Bu demek değildir ki AKP rejimi 4 sene daha bu ülkenin üstüne karabasan gibi çökecek.

13 yıldır her istediğini çoğunluğu sayesinde elde eden bir iktidar, Topçu Kışlası’nı Taksim’e yapamadı. Yaptırmadılar. Fazla değil, iki sene öncesine dönelim ve hatırlayalım her şeyi. Gezi’deyken birlikte direndiğimiz binlerce insan nereye gitti şimdi? Tükendik mi iki yılda? Elbette ki hayır.

Tarihin öznesiyiz biz

Neden mi “Yaşarken yazılan tarih” dedik en başında. İşte bir cevap daha: çünkü tarihin öznesiyiz. Değişiyoruz ama aynı zamanda değiştirebiliyoruz da. Yakınmalarımız, vahlanmalarımız bir şeyleri değiştirebileceğimiz gerçeğini değiştirmeyecek hiçbir zaman.

Gezi’nin romantizmine aşırı derecede kapılmadan o günlerden bu yana muhalefet yürüten tüm kitle örgütlerinin kendi kendine soru sorma ve bunları cevaplandırma vakti geldi de geçiyor. Hatta bu soruyu bütün ülkenin sorması gerekiyor kendine: 7 Haziran’dan 1 Kasım’a kadar geçen süre zarfında yüzlerce insan niye öldü?

Bunu AKP’lisi de, CHP’lisi de, HDP’lisi de, başkaları da sormalı ve cevap aramalı. Çıkan cevap ya da seçim sonucu n’olursa olsun şu kesindir ki Suruç’ta, Ankara’da evlatlarını kaybeden anne ve babalarımıza bizler “ekonomik istikrarı” değil ömür boyu evlat sevgisini, mutluluğu ve adaleti borçluyuz.

Kimi ölülerimizin mezar taşlarında aynen şu söz yazılıdır: Öldüler, yenilmediler!

Onlar yenilmemişlerdi belki ama onları temsilen seçimlere bel bağlayan muhalefet 1 Kasım günü yenildi. Ve yeniden çarenin sandıkta değil, sokakta olduğu fiskesini birileri bir kez daha vurdular muhalefetin suratına. Hem de en sertinden bu defa.

Evet; onlar öldüler, yenilmediler ama biz dün itibariyle yenildik. Bir ayrıntı kaçmasın  burada: yenildik ama daha ölmedik! Kaldı ki yeni insanı, yeni dünyayı yaratacak olan, şimdilik ütopikliğini korusa da sürekli sarfettiğimiz başka bir dünya mümkünsözünü sürdürecek olanlar toprak altında kalanlarımız değil, yerüstündekiler yani bizleriz.

Elveda demedik

Çok şey var söylenecek, çok şey yazılacak ve konuşulacaktır bundan sonra.

Teoride “vik vik” ötenler çoğalacak; pratikte ise geçmişte olduğu gibi olunan yerde sayılıp sayılmayacağını zaman gösterecek.

(…)

Belki yenik, belki yorgun

Ama umutlu, ama soluklu

Ne kırlarda direnen çiçekler

Ne kentlerde devleşen öfkeler

Henüz elveda demediler…4

Cem KARACA’nın şarkısında da dediği gibi;

yol dediğin yol gibi ulaşmalı bir yere / biz dön baba dönelim geliyo(ru)z aynı yere5 yazisonuikonu

  1. Gilles Deleuze
  2. Nazım Hikmet RAN
  3. Adnan YÜCEL, Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek
  4. Adnan YÜCEL, Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek
  5. Cem KARACA, Bindik Bir Alamete


Yorum yok

Ekleyin