Yanılsamalı yansımalar

Turgut Say |

Çöplükmüş diyenler varsa da ben o taşlı binayı, arkadaki ahırı, bahçeyi, içinde balıkların yüzdüğü taştan havuzu anımsıyorum; belki de burası değildi…

Kaynak: www.highrise.nfb.ca

Kaynak: www.highrise.nfb.ca

Yağmur yoruyor insanı, hiçbir şey yapmadan camın arkasında oturmuş yağmurun iri tanelerinin toprağa düşüşünü izlesem bile. Sac çatı altında, cezve ocakta kaynıyor. Havada kahve kokusu var.

Dış görünümü taştan bir bina burası; ortasında ardıç ağacından yapılma masa, etrafında sandalyeler ama öyle sıradan bir masa sandalye değil. Masanın üzerinde cam kavanozlar, tahta kaşıklar, el işlemeli bezler. Üstünde şifalı bitkiler, baharat, kurutulmuş baklagiller, kuruyemişler.

Arkada ocak, konforlu, yemek pişirmek için kara tencere oracıkta duruyor, bakırdan kalaylı. İbrik, güğüm, tava tencere hepsi bakır. Evin arka tarafında keçilerin olduğu bir ahır ve rahat gezebilecekleri kadar geniş bir alan. Oturma bankları, meyve ağaçları, taşlı havuz içinde kırmızı balıklar.

Birbirimizi sayıyoruz ama sevmiyoruz. Birini sevebilmek için onunla ortak yanlarımız olmalı ve bizim hiçbir ortak yanımız yok.

Aslında bunlar artık yok; ne zaman vardılar onu da bilmiyorum. Şimdi burası bir soğuk apartman dairesidir. İçerisi ise neredeyse boş; birkaç sade eşya dışında birşey yok. Ne zamandan beri buradayım onu da bilmiyorum. Eski bir binada tek başına yaşayan bir kadın. Yağmur yağıyor ama asfalta; zira artık toprak da yok. Buralar en az otuz yıldır böyle; daha eskisini bilen görmedim. Çöplükmüş diyenler varsa da ben o taşlı binayı, arkadaki ahırı, bahçeyi, içinde balıkların yüzdüğü taştan havuzu anımsıyorum; belki de burası değildi…

Kış aylarında oturduğum evin sokağa açılan penceresinden, şehrin sokakları ve daha da ötede koruyu ve sonbaharın çıplak ağaçlarını örten o ipekimsi sisi görebiliyorum. Aslında bu bina bir aile apartmanı gibi inşa edilmiş. Sade, sağlam ama kişilikli bir bina. Ancak köşklerde görülebilecek şekilde bütün katlarda tavanlar ve duvarlar, freskler ve kartonpiyerlerle tezyin edilmiş. Buraya ilk taşınan bendim; şimdi üst kata bir yaşlı kadın ve yatalak eşi, alt kata da bir piyanist yerleşmişler.

Birbirimizi sayıyoruz ama sevmiyoruz. Birini sevebilmek için onunla ortak yanlarımız olmalı ve bizim hiçbir ortak yanımız yok. Gerçi akşamları alt kattan duyulan piyano sesi beni mest ediyor ama bu o tuhaf adamla arkadaş olmamız için yeterli değil.

Bu bina buraya iki sene önce yapılmış; ondan önce burası uzun süredir çöplükmüş. Şehir giderek büyünce çevredeki köyleri yuta yuta bu çöplüğe dayanmış. Ondan önce ise burada bir çiftlik evi varmış; bunu yakındakı yaşlı bakkal anlatıyor. Çiftlik evinin sahibinin Ermeni veya Rum olduğunu duymuş ancak kimin evi olduğunu bilmiyor veya saklıyor…

Çocuğun olmayınca geçmiş gelecekten fazla ilgilendiriyor seni, ondan kolay kolay kopamıyorsun.

Köyün bu kadar dışında bizim bu çiftlik evden başka bir yer yok. Bu taşlı bina çiftliğin tam ortasında ve yoldan uzak, ağaçların arkasına saklanmış durumda. Gece boyunca kocamla karanlıkta oturmuş uzaktan gelen bağırış çağırışları anlamaya çalışmıştık. Köyün büyük kısmı önceden kaçmıştı; kalanlar ise yaşlı birkaç çift ve bir ayakları çukurda olan iki yaşlı duldu, onlara da birşey yaptıklarını sanmıyorum.

Sadece gözdağı vermek için gelmişlerdi. Dersimizi verip gideceklerdi. Nitekim öyle olmuş olmalıydı. Bizim çocuğumuz yoktu, yoksa biz de belki şimdiye kadar bir yolunu bulup kaçmış olurduk. Çocuğun olmayınca geçmiş gelecekten fazla ilgilendiriyor seni, ondan kolay kolay kopamıyorsun.

Ama artık biz de gideceğiz. Buraları, atalarımızın topraklarını bırakıp belirsiz bir geleceğe doğru yola koyulacağız. Gitmeden önce son kez dönüp etrafımıza bakıyoruz; ortasında ardıç ağacından yapılma masa etrafında sandalyeler ama öyle sıradan bir masa sandalye değil. Masanın üzerinde cam kavanozlar, tahta kaşıklar, el işlemeli bezler. Üstünde şifalı bitkiler, baharat, kurutulmuş baklagiller, kuruyemişler.

Arkada ocak, konforlu, yemek pişirmek için kara tencere oracıkta duruyor, bakırdan kalaylı. İbrik, güğüm, tava tencere hepsi bakır. Kapıyı açıp arka alana geçiyoruz; keçileri alıp çıkmadan önce havuza yöneliyorum. Eğilip bakınca tanımadığım bir yüz bana bakıyor. Bir kadın, hemen hemen hiç eşyası olmayan bir odanın ortasında dikiliyor; arkasından açık bir pencere, gri bir gökyüzü ve sonra birden yağmur yağmaya başlıyor, yağmur damlaları sert bir yüzeye vuruyor, tok sesini duyuyorum ve sonra keçilerin sesi ve bizi çağıran ıssız uzun yollar… yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin