«Veda»

Ekin Kadir Selçuk |

Beş yıl önce memleketin en meşhur futbolcusuyla kameralar önünde evlendirilen, dört aylık evliliğin ardından herkesin unutup gittiği genç kadın, anne ve babasıyla birlikte son yolculuğuna uğurlanıyor. Bu anın ülke adına tek tanığı benim.

EkinKadirSelcuk_03Berbat bir sıcak var. Nefes almak hayli güç… Sokaklarda bezgin bir kalabalık… İnsanlar yenilgiyi kabullenmiş. Yüzlerinde korku ve keder çizgi çizgi… Ona bakıyorum. Neşeli, güler yüzlü hallerini hatırlıyorum. Oysa şimdi ne halde! Sıkıca sarılıyorum. Bıraksam yıkılacak. Kafamı biraz geri çekip gözlerine bakmadan soruyorum:

“Geldi mi, gelecek mi?”

“Haberi var; ama gelir mi bilmiyorum.”

Bunu öğrenmek için burada olduğumu biliyor. Bizim plazada hayat devam ediyor. Omzumda kocaman bir fotoğraf makinesi… Avluda üç cenaze… Anne, baba ve kızları…

“Yalova’da mıydı yazlıkları?”

Derin bir nefes alıyor.

“Evet. Kuzenim iki gün sonra İstanbul’a dönecekti. Kader işte. Allah’ın bir bildiği vardır!”

“Vardır elbet!”

Cenaze namazı için erkekler saf tutuyor. Kenara çekiliyorum. Birkaç poz çekiyorum.

“Kuzeninle en son ne zaman görüşmüştünüz?”

“Biliyorsun, okula yeniden başlamıştı. Arayı kapatmak için çok çalışıyordu. Kışın sadece bir kez görüşebildik. Bir daha da fırsat olmadı. Nereden bilebilirdim ki?”

Kadınlar sessizce ağlaşıyor. Namazın bitmesini bekliyor. Daha önce de katıldığım cenazeler oldu. Hiç bu kadar sessizini görmedim. Yırtınan, dövünen yok. Ölüm kanıksanmış.

“Nasıldı peki son zamanlarda?”

“İyice toparlanmıştı. Beş yıl uzun bir zaman.”

Beş yıl öncesine gidiyorum. 19 yaşında genç bir kız… Flaşlar patlıyor, kameralar her yerde…

Namazın bitmesiyle kalabalık hareketleniyor.

“Bu saatten sonra gelmez artık.”

“Gelmezse gelmesin!”

Sesinde öfke yok. Aldırmazlık. Birkaç kişi tabutlara omuz vermek için öne çıkıyor. İşaret parmağım deklanşörün üzerinde. Siyah başörtüsü saçlarını örtmeye yetmeyen, gözleri kan çanağına dönmüş, hayli bitkin bir kadın sırayla tabutları okşuyor, öpüyor. O da peşinden aynı şeyi yapıyor, sonra da kadınla kucaklaşıyor. Teselli etmek için kadının sırtına yavaşça vuruyor. Cenazeler arabaya bindirilirken utangaç bir tekbir sesi duyuluyor. Bulutların arasından tekrar ortaya çıkan güneş, tabutların üzerindeki yeşil örtüyü daha da parlak gösteriyor. Ürkütücü. İşime odaklanmalıyım. Yanına gidiyorum. Daha ben bir şey sormadan açıklıyor:

“Annem. Teyzemle çok bağlılardı birbirlerine.”

“Konuşabilir miyim?”

“Lütfen, şimdi değil. Biliyorsun.” 

Günlerdir moloz yığınları arasından çıkarılan insanları izliyoruz. Teyzesi, eniştesi, kuzeni de yıkılan evlerinin altında kaldı. Kuzenini daha önce birkaç kez onun yanında görmüştüm. Uzun, kumral saçları vardı. Pek konuşmuyor, nadiren gülüyordu. Bir gün arkadaşıma dönüp “Kuzenin aynı sana benziyor” diye takılınca genç kadın alaycı bir gülüşle araya girmişti:

“Gazeteci olduğunuz belli oluyor!”

Küçük, sessiz bir konvoy halinde mezarlığa varıyoruz. Kim bilir, belki buraya gelir! Hoş, gelmese de haber ya! Şöyle afili bir başlık atarım:

“Son gününde yalnız bıraktı!”

Camideki yüzlerin çoğu kaybolmuş. Arkadaşımla annesi birbirlerine yaslanmış. İki narin beden, birbirinden güç almaya çalışıyor. Güzel bir poz… Arada sırada birileri gelip omzuna dokunuyor. Onlar da kafalarını sallayarak karşılık veriyor. Yaşlı bir kadın, sıcaktan bunalmış, bir servinin gölgesine sığınmış. Dudakları kıpırdıyor. Erkekler cenazelerin defniyle uğraşıyor.

“Biraz yukarı doğru kaldırın!”

“Tamam!”

“Karşıya geçer misin?”

“Tümseğe dikkat et!”

“Sıkı tutuyor musunuz?”

“Yavaş!”

Alınlarından boncuk boncuk ter damlıyor toprağa. Ellerinde mavi ibrikler, iki kara çocuk epeydir yanımızda bekliyor. Birinin üzerinde kirli, yeşil bir kazak… Ensesine bir şaplak atıyorum.

“Sıcak değil mi len?”

Dönüp sarı dişlerini gösteriyor. Yanındaki konuşmasına fırsat vermiyor:

“Bu hep böyledir abi. Yaz kış aynı şeyi giyer. Pis! Su istersiniz değil mi?”

“Bilmem, cenazenin sahibi ben değilim. Ama gerekir herhalde. Kaç kuruş?”

“Ne verirlerse. Zaten canları yanıyor. Üç-beş atarlar herhalde.”

“Siz hep burada mısınız?”

“Yazları abi. Okul.”

Bu sırada kirli kazaklı olan diğerini dürtüyor, işin bittiğini gösteriyor. Hemen hareketlenip, yeni doldurulan mezarı sulamaya başlıyor. Suyun şırıltısı dua eden hocanın sesine karışıyor. Başka hiç kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Gözyaşı döken de yok artık. Dingin bir hüzün. Ağaçlar bile suskun. Beş yıl önce memleketin en meşhur futbolcusuyla kameralar önünde evlendirilen, dört aylık evliliğin ardından herkesin unutup gittiği genç kadın, anne ve babasıyla birlikte son yolculuğuna uğurlanıyor. Bu anın ülke adına tek tanığı benim. Arkadaşımın yanına gidip son kez sorayım diyorum; fakat camide verdiği cevabı hatırlıyor, vazgeçiyorum:

“Gelmezse gelmesin!”

Sesinde öfke yok. Aldırmazlık. yazisonuikonu

1 Mayıs 2015’te Okmeydanı’nda neler oldu?



Yorum yok

Ekleyin