“Vatan Sağolsun” devri bitmiştir

|

Bu tepkilerin böyle net, kendine güvenli ifadelerle dile getirilip süreklileşmesi ve yaygınlaşması bir kırılma noktasıdır. Bu aynı zamanda mevcut devlet yönetiminin halk nezdinde “vatan”ı temsil yeteneğini kaybettiği noktadır.

yarbay

Mahir Çayan’ın “erleri çekin, rütbeliler gelsin” demesinin üzerinden 40 yıl geçti.

Kızıldere Köyü’nde kerpiç bir evde dört bir yandan kuşatılmışlar, hiçbir çıkış noktası yok, çatışmanın ölümle sonuçlanacağı belli ama o bir yandan karşısındaki askerleri de düşünüyor. Onlara kurşun sıkmak istemiyor. Çünkü onların da, kurtuluşu için savaştıkları yoksul halkın çocukları olduğunu biliyor.

Türkiye’de devrimcilerin 60’lı ve 70’li yıllarda yoğun olarak söylediği marşlardan biri Rahmi Saltuk’tan dinlemeye alışık olduğumuz “Jandarma biz sosyalistiz” marşıydı. İçinde şöyle sözler geçerdi örneğin;

jandarma sen ah bir bilsen
sana ne iş verdiler
belki bir gün zabit sana
köylünü kurşunla der

anan karın çocukların
köyünde aç kaldılar
ne hükümet el uzatır
ne ağadan medet var

Devrimciler, bölgede emperyalizmin jandarması haline gelmiş, ülkenin zenginliklerini sömüren sermaye sahiplerinin koruması haline gelmiş, halk düşmanı bir ordunun askerlerine karşı neden böyle sesleniyorlardı. Çünkü halk düşmanı ordunun askerleri de halkın çocuklarıydı. Bu, egemenlerin hem en büyük avantajı, hem de en büyük açmazıdır.

Halk düşmanı olan ordunun askerleri de halkın çocuklarıydı. Bu, egemenlerin hem en büyük avantajı, hem de en büyük açmazıdır.

Egemenler dediğim, şu dünyada suyun başını tutanlardır. Sayıları dünya nüfusunun sadece %1’idir. Evet, yazıyla yüzde bir. Dünyanın bütün yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yarısı bu %1’lik kesime aittir. Zenginliğin geri kalan yarısının da nüfusun %99’una pay edildiğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bu miktarın önemli bir kısmının da bu sömürü düzenini korumaya dönük silahlanma ve devlet harcamalarına ayrıldığını biliyoruz. Sadece resmi olarak açıklanan rakamlarda bile silahlanma ve savunmaya ayrılan bütçeler çok yüksek ve her yıl bu biraz daha arttırılıyor. Obama savunma bütçesinin 2016 için %15 arttırılmasını istedi misal.

Bu savunma harcamalarının kaynağını da hepimiz biliyoruz, çünkü “vergi” adı altında biz ödüyoruz. Egemenler böylece, hem halkın emeğini, kanını, canını sömürerek bir servet kazanmış oluyor, hem de bu sömürü düzeninin ve servetlerinin korunmasının maliyetini karşılamak için yine halktan vergi topluyor, bu konuda gerekli insan gücü için de yine halkın çocuklarını kendi servetinin askeri, polisi yapıyor. Bütün dünyada emperyalist-kapitalist çark bu şekilde döner ve Türkiye de bu çarkın parçalarından biridir.

ABD ve bir çok ülkenin ordusunda artık yalan idealler etkisini yetirmiş, onun yerine motivasyon kaynağı para olmuştur.

Sömürüye dayalı bu sistemde devlet ve onun askeri, polisi “suyun başını tutanların” çıkarını korumaya dönük örgütlenmiştir. Ama bu gerçek, devlet yöneticileri tarafından açıkça dile getirilmez. Onun yerine “yüce idealler” konur. ABD, işgal etmeye gittiği ülkelere “demokrasi ve özgürlük” götürmeye gittiğini söyler mesela. Yalnız ABD ve bir çok ülkenin ordusunda artık yalan idealler etkisini yetirmiş, onun yerine motivasyon kaynağı para olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nde de askere alınan gençlere; “siz bu sömürü düzenini korumak için askerlik yapacaksınız” demez kimse. Onun yerine askerliğe bir “kutsallık” atfedilir. “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” vecizesine sarılıp “önce vatan” düsturuyla eğitim verilir. Askerliğe “vatan borcu” denir. Acemi asker “her şey vatan için” sloganıyla yürümeyi, koşmayı öğrenir. Ölünce de “vatan sağolsun” denir.

“Bu çapulcuların burada ne işi var?”

Bugün bir askerin cenaze töreninde farklı şeyler oldu.

Cenaze törenine katılmak isteyen iktidar partisinin milletvekilleri, (ki hükümette olduklarından merkezi devletin temsilcisi durumundadırlar) askerin ailesi tarafından “Sizin burada işiniz yok. Defolun buradan” “Bu çapulcuların burada ne işi var?” diyerek törenden kovuldular. Ki alışmış devlet geleneğinde el üstünde karşılanıp “vatan sağolsun” cevabını almaya alışmışlardı.

Askerin bir akrabası, doğrudan Cumhurbaşkanı’na seslenerek “Ne anlaşması yaptın ki, bu vatan evlatları böyle gidiyor? Bu ne anlaşmasıdır?” diye sordu. Mevzubahisin “vatan” değil de bir “anlaşma” olduğunu ifade etmiş oluyordu.

Askerin yarbay olan bir ağabeyi; “Bunun katili kim? Bunun sebebi kim? Düne kadar çözüm diyenler ne oldu da sonradan savaş diyor” diye soruyordu. Yani kendisi de asker olan ve askerlere askerliği öğretip onlara komutanlık yapan biri bile artık “vatan”dan bahsetmiyor, “sebep” soruyordu.  Daha sonra, bu ölümleri propaganda malzemesi yapanlara da  “Saraylarda 30 tane korumayla gezip, zırhlı arabalara binip ‘Şehit olmak istiyorum’ diye bir şey yok. Git o zaman oraya git!” dediğini duyduk.

Bunların hepsi bugün, tek bir cenaze töreninde oldu. Son iki üç haftadır hemen hemen bütün asker cenazelerinden benzer tepkiler duyduk. Geçmişte de böyle şeyler az çok olmuştur elbet ve çoğu sansürlenmiştir. Şimdi geçmişten farklı olarak, daha fazla ve daha net ifadelerle belirtilen ve çoğalan tepkiler olduğunu söylemek gerekiyor. 1

Bu tepkilerin böyle net, kendine güvenli ifadelerle dile getirilip süreklileşmesi ve yaygınlaşması bir kırılma noktasıdır. Bu aynı zamanda mevcut devlet yönetiminin halk nezdinde “vatan”ı temsil yeteneğini kaybettiği noktadır.

Egemenler artık halkı mevzubahisin “vatan” olduğuna inandırmakta zorlanacak, kasalarını ve çarklarını koruyacak orduyu oluşturmada yeni motivasyon yöntemleri geliştirmek zorunda kalacaklar.yazisonuikonu

@mesutors

Cımbızlansın coğrafyanın bütün tepkileri…

  1. “Bunda elbette geçmişte bu konularda sansürcü davranıp şimdi anti-RTE diyebileceğimiz bir tavra geçiş yapan bazı medya kuruluşlarının bu haberleri yayımlamaya başlamasının da payı vardır, bu ayrıca değerlendirilebilir.”


Yorum yok

Ekleyin