Valilik konutundan devrimci avukatlığa giden yol: Selçuk Kozağaçlı

Orhan Gazi Ertekin |

Demokrat Yargı’nın “Türkiye’de avukatlık ‘Ekol’leri” başlıklı projesinin bir ayağı olarak “Devrimci Avukatlık Ekolü”nü ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile konuştuk

Soma Katliamı sonrasında saldırıya uğradığında basında yapılan bir söyleşiden

Soma Katliamı sonrasında saldırıya uğradığında basında yapılan bir söyleşiden

Demokrat Yargı’nın “Türkiye’de avukatlık ‘Ekol’leri” başlıklı projesinin bir ayağı olarak “Devrimci Avukatlık Ekolü”nü ÇHD Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile konuştuk dün.

Dernek eşbaşkanımız Muzaffer Şakar ve üye Av. Yıldız Hazer’in eşliğinde 6 saate varan bir sohbetle Devrimci Avukatlığın yol izlerini anlamaya çalıştık…

Bundan 26 yıl önce Ankara Hukuk Fakültesi‘ne ilk geldiğinde soldan bakan bir sağ literatür hakimiyeti çok ilgimi çekmiş ve dikkatle takip etmeye başlamıştım. Ekonomi ve sosyoloji gibi alanların “sol”, edebiyat ve tarih gibi disiplinlerin de “sağ” bir algının hakimiyetinde üretildiği bir politik ortamda Osmanlıca bilen bir solcu genç çok nadirattandı. Sonraki her politik dönemecinde beraberce geniş özetler geçtiğimiz için hayat serüvenini özetlemek pek zor olmayacak…

Bence Selçuk’un varlığı Devrimci Avukatlığa oldukça özel bir zeka ve ince dokunuşlar, etkili ve işlevsel bir mekan terbiyesi ve devlete dönük geniş bir gözlem alanı ve imkanı sunuyor. Ve tüm bu yeteneklerin onun daha çocukluğunda belirginleştiği söylenebilir…

  • Hafız bir babanın hafız bir oğlu…
  • Kaymakamlık ve vali yardımcılığı konutlarında saklı bir çocukluk…
  • Edebiyat ve tarihle çok ilgili sıradışı bir bürokrat babanın sürekli kendini, ailesini ve çevresini yeniden keşfeden oğlu…
  • Babasının telkini ve ablasının tercihi ile hukuk fakültesine gidiş.
  • Halkevleri, sanat hareketi ve Özgür Üniversite’de yürütülen çalışmalar ve fakülteden mezuniyet…
  • Ve Devrimci Avukatlığın doğum sancıları:

Onlar 1968-71 politik süreçlerinin devrimci eylemin neredeyse toplam anlatımına dönüştüğü ve çok ihmal edilen bir dönem olan 1990’ların başından itibaren varlıklarını gösterdiler. O dönemden itibaren 122 devrimci sadece ölüm oruçlarında hayatlarını kaybettiler. Yüzlercesi işkence tezgahlarında veya sokaklarda infaz edildiler. Bu süreçlerin doğrudan içinde avukatlık yaptılar. Dolayısıyla onlar yaşayan insanlardan çok ölülerin avukatlığını yapmışlardı. Ulucanlar Cezaevi’nde sopa ve kalaslarla dövülerek, testerelerle organları kesilen ve bedenleri yakılan on devrimcinin de avukatıydılar. Devlet şiddetine karşı dövüşen, yaralanan ve mahpus düşenler onların mesleki dünyalarının asli unsurları…

  • Hukukçular dünyasını hukukçular sokağına taşıyan ve Türkiye’de avukatlık mesleğinin kültürel dünyasını özel bir kastla ihlal eden, dahası kendi “müşterisi”ni yol arkadaşına dönüştürerek avukatlık alanı ile geniş bir politik bağ kuran bir grup…
  • Daha önemlisi, bu politik ihlali, adliye ve “salon terbiyesi”ni de ihlal etmeden yapan bir avukatlık perspektifi. Nitekim en iyi savunmalar ve parlak avukatlık örnekleri de onlara ait olmuştur hep…
  • Hukuk ve yargıya bir politik perspektif ile, yani bir genel devlet kuramı ile yaklaşan, bu anlamda bir “adli perspektif” ve buna dayanan bir “dava stratejisi”ne sahip olan tek avukatlık ekolü.
  • “Hukuk endüstrisi” içindeki yerleri ise hep “sıfır” düzeyinde olmuştur. Avukatlık ve hukuk alanının ürettiği “mali sermaye”ye “Cumhuriyetçi Avukatlık” pratiğinin tersine hiçbir zaman nezaret etmemiş, hep uzağında kalmış bir yol hattı…
  • Kendi tarih yazımları ve diğer avukatlık ekolleri ile ilişkileri de sıradışı ve yaratıcı ve zariftir. Kendi avukatlık pratiklerinin Niyazi Ağırnaslı, Gülçin Çaylıgil ve Halit Çelenk gibi “devrimcilerin avukatlığı”nı yapmış kişi ve grupların geçmiş tecrübelerinin devamı olduğunu düşünmenizi sağlayacak ince, zarif, hassas ve vefalı dokunuşlara da sahip olmuşlardır.
  • Bu durum geniş bir araziyi paylaştıkları “Cumhuriyetçi Avukatlık” ve “Özgürlükçü Hukukçular” hareketi ile gergin ilişkilerinde de hafifletici bir etki göstermiş, yaratıcı polemiklerdense etkili ve işlevsel politik dayanışma hattı açmışlardır…
  • Yargılanıp beraat ettikleri davadan yeniden yargılanıp 15 ay tutuklu kaldıklarına da şahit olduk ayrıca…
Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının ve ÇHD'nin, devrimci avukatlığın yargılandığı davadan

Halkın Hukuk Bürosu avukatlarının ve ÇHD’nin, devrimci avukatlığın yargılandığı davadan

Devrimci avukatlığın geleceğine baktığımızda:

Bugün geldiğimiz aşamada ise devrimci avukatlığın üstlenmesi gereken çok geniş bir politik sorumluluklar alanı ile karşı karşıyayız.

Devletin 2003-2004’ten itibaren kendisini hukuk ve yargı üzerinden yeniden üretmeye başlaması onların üzerindeki politik görev ve sorumlulukları çoğaltarak artırırken gıda güvenliğinden maden ocakları sorununa ve oradan da kentin yeniden dönüşüm sorunlarına kadar uzanan oldukça geniş bir müdahale alanının ve halkın çağrıları ile de başa çıkmak zorundalar.

Önümüzdeki beş yıl içinde avukatlığın tam bir serbest piyasa özelliği sergileyecek olması ise devrimci avukatlığın faaliyet zeminini ve aktif politik hattını güçlendirici bir etki gösterecektir. Devrimci avukatlığın teorik politikayı güçlendirmek için üç büyük ilde örgütlediği adalet okulları çok önemli bir boşluğu da dolduracaktır mutlaka.

Bu politik hattın ülkenin temel politik sorunlarında ve adalet meselesinde etkili bir cephe oluşturacağını söylemek kehanet olmasa gerektir.

Bu noktada da hep yanlarında ve dayanışma içinde olmak üzere sözleştik

Velhasıl çeyrek asırdır hep benzer konuşmaları yapan bizler için bile çok ufuk açıcı ve güzel bir sohbetti.

Daha uzun anlatacağız.

Teşekkürler Selçuk ve tabii ki Devrimci Avukatlar Onurumuzdur!



Yorum yok

Ekleyin