Utanç

Öykü Ağtaş |

Ben giden hiçbir cana söz veremiyorum. Önce verilmiş sözlerimizi tutalım da kendimize, birbirimize olan inancımız yenilensin.

utanç

Gidenlerin ardından söz vermekten yorulmadık mı artık? Şahsen çok yoruldum. Sözler üzerine söz ekliyoruz. Kendi adıma artık söz veremiyorum. Söz vermeye utanıyorum, yaşadığıma utanıyorum, klavye başında yazı yazıyor olmaktan utanıyorum, sokakları alevlendiremediğimden utanıyorum…

Yaşıyor olmanın yükü yüreğimi dağlarken yeni bir söz vermeyi kaldıramıyorum. Dünyanın aynı şekilde dönmesini, hayatın aynı minvalde akmasını kaldıramıyorum.

Kimse de kusura bakmasın, esasen baksın, tarih sizleri bu kadar güzel insanlar(!) olduğunuz için affetmeyecek!
Yüreğinin güzel olduğunu düşündüğümüz arkadaşlarımızın patlamadan sonra hayatlarına nasıl da “normal” devam ettiğini facebooktan, twitterdan, instagramdan görmedik mi? Hayatın, büyük bir çoğunluk için, nasıl da aynen devam ettiğini gözlerimize sokmadılar mı? Bir yandan hastanede ağlayan yüzlerce insan, canhıraş kan ihtiyacını bağıran sağlık çalışanları, “şu yakınıma ulaşamıyorum doktor arkadaşına sorabilir misin, hayatta mı?” yakarışları, diğer yanda acılarını(!) içlerine gömüp hayat rutinlerinden vazgeçmeyen insanlar. Ben onlara daha öfkeliyim mesela. Evet, eminim üzülmüşlerdir. Ama üzüntüleri yediğini, içtiğini, eğlencesini fotoğraflayıp paylaşmasının önüne geçmiyorsa bir zahmet katledilen canlara acımaları kendilerine kalsın! Ve hatta mümkünse üzüldüklerini dillendirmesinler! Kimse de kusura bakmasın, esasen baksın, tarih sizleri bu kadar güzel insanlar(!) olduğunuz için affetmeyecek! Ya da en azından içimde size karşı taşıdığım öfke hiçbir zaman dinmeyecek.

Hani öfkeliyiz ya hepimiz bunu gerçekleştirenlere, öfkemiz acımızdan büyük ya… Üzgünüm ama içimde o öfkeyi bulamıyorum. Öfkelenmeye çalışıyorum, başaramıyorum. Dönüp dönüp kendimize kızıyorum. Bunu biz yarattık, diyorum. Korkularımızla, kaygılarımızla, çokbilmişliklerimizle, boşvermişliğimizle biz yarattık. Korku imparatorluğunun içine kendimizi hapsettik. Gezi’den çok değil birkaç ay sonra oturduğumuz yerden “Gezi bitti ya, daha da bi’ şey olmaz” cümlelerini başkaları değil, biz kurduk. Bu inançsızlığı biz yarattık.

“Vaktimiz yok onların matemini tutmaya” şiarıyla alanlarda haykırarak büyürken, ömrümüzü yas içinde yaşayarak var eder olduk. “Akın var akın güneşe akın! Güneşi zapt edeceğiz; güneşin zaptı yakın!” diye devam ederken haykırmaya güneşe bakamaz olduk.

Artık cellat yatağında uyandığında “öldükçe çoğalıyor adamlar ben tükenmekteyim öldürdükçe” yerine “daha fazla nasıl korkutup evlerine hapsedebilirim?” diye sorar oldu kendine. Çünkü ondan hesap soran örgütlü bir halk yoktu karşısında! Çünkü birbirine kenetlenmiş insanlar yoktu karşısında! Çünkü “BİZ” yoktuk karşısında!

Şu içimizdeki korku ve yılgınlık hissinin yerini inanmışlık ve güven duygusu alsın. Belki o zaman geçmişten medet ummak yerine şimdiki anın gerçekliğine kendimizi bırakabiliriz.
Öğretmen Hakan Dursun Akalın’ın Ankara’ya gelmeden iletisine yazdığı kazınsın belleklerimize:“Gel demekle gelmiyor. Umut edip beklemek acizlere göre. Kaçıp saklanacak vakit değil. Sevgi emek ister ya. Ekmek ve huzur için de emek. Ankara’daymış barış, alıp getirmek gerek. Ben gidiyorum kalanlara selam olsun. Getirebilirsem barışı kızıma sefa olsun…”

Gel deyip beklemeyelim artık, gördük ki gelmiyor. Bekledikçe de gelmeyecek. Gidip getirelim. Gökyüzüne beraberce kansız bakalım. Artık şarkı dinlemeyelim, bir ağızdan farklı tonlarda şarkımızı söyleyelim. Bunları yapabilmek için söz verelim birbirimize. Ancak ben giden hiçbir cana söz veremiyorum. Önce verilmiş sözlerimizi tutalım da kendimize, birbirimize olan inancımız yenilensin. Şu içimizdeki korku ve yılgınlık hissinin yerini inanmışlık ve güven duygusu alsın. Belki o zaman geçmişten medet ummak yerine şimdiki anın gerçekliğine kendimizi bırakabiliriz. Ve işte o zaman öğretmen Hakan Dursun Akalın’ın kızına babasının ona getirmeye gittiği barışı getireceğimize dair söz verebiliriz. İşte o zaman faşizmi döktüğü kanda boğabiliriz. O zaman “hesabını soracağız” diyebiliriz inançla. Ama o zamana kadar kurusun kalbimiz!yazisonuikonu

12 Ekim 2015, Ankara



Yorum yok

Ekleyin