Toplum ve ahlak

İlkan Akgül |

Vicdan tarafsızdır. İnsan vicdanı, ayırt etmeksizin sahip çıkar. Ancak toplum buna riayet edemez. Toplum son derece taraflıdır ve içerisine katacağı insanları bu yönde bir eliminasyon sistemine tabi tutar.

9046036_orig

İnsanlık tarihi boyunca, öfkelenmemiz gereken konulardan biri de bence toplum ve ahlak kavramlarıdır. Doğumumuzdan bu yana, mütemadiyen kendimizin de ister istemez bir parçası olduğu bu kavramları değiştirmek ve toplumsal birer atık haline gelip, geri kalan yaşamımız boyunca kendimizi bir şeyler yüzünden suçlamamak için epey uğraş versek de; bunu ne kadar egale ettiğimiz, hayatımızı istediğimiz doğrultuda ne oranda yönlendirdiğimiz sanırım hep meçhul olarak kalacak.

Birey olarak, sürekli içerisinde yaşadığımız toplum tarafından bu kalıplara yüklenen anlamlar dahilinde davranmaya zorlandık ve zorlanmaya da devam ediyoruz. Ahlak ve toplum kavramları, insanların bireysel özgürlüğe nasıl baktığıyla da ilgili olabilir.

Özgürlükçü olduğunu iddia eden bir güruh, apartmanlarında bekâr ve beraber yaşayan bir çift gördüklerinde, onların akıbetini ve yaşadıkları apartmanın ahlakını ne denli bozabileceklerini tartışmaya başlar.

Özgürlük ile ilgili duygularımız; hem topluma uymak için sarf ettiğimiz çabalarımız, hem de umutlarımızın temel ve ayrılmaz parçalarıdır. Ancak yine de yaşayabilmemizin anlamı, geniş ölçüde özgürlüğümüzün gerçekliğine dayanır.

Çoğu zaman bize deklare ettikleri toplum ahlakı, aslında toplumun ahlaksızlığı haline geldi. Tarafımızca değiştirilip, bir nebze de olsa önüne geçmek istediğimiz bu söylemler, hayatımızı devam ettirdiğimiz coğrafyada töre, adet, gelenek ve görenek adı altında çeşitli saçma kalıplara sokulup nice kadının canını alıp çaresizlikleri çoğaltarak hayatlar karartmaya devam etti.

Bu kavramlara kadın yönlü bakacak olursak; Türk tarihinde kadına verilen önem, dünya ülkelerinde kadına verilen önemden kat be kat fazladır. Tarihte yazılan eski Türk destanlarında kadın, ilahi bir varlık konumunda olup, beş duyuyla algılanmasına hiçbir şekilde imkân yoktur.

İnsanların sorgusuz sualsiz öldürüldüğü, çocuk ve kadınların katledildiği, hırsızlığın görmezden gelindiği, kutsal kitapların olmazsa olmazı “kul hakkı”nın hiçe sayıldığı bir ülkede, toplumdaki ahlak bakışının kesinlikle gözden geçirilmesi gerekir.

Örneğin; Dede Korkut Hikâyeleri’nden Deli Dumrul’da, Dumrul, canının yerine can bulmak için bir çaba içine girince bunu kadınından bulur ve kadın ona hiçbir çekincesi olmadan canını verebileceğini söyler.

Buna karşılık diğer toplumlarda; örneğin Roma’da, bir kadın kendi malına asla hükmedemez, dul bir kadının evlenmesi bile suç sayılır. Budizm’de ise kadınlar dine dahi kabul edilmezmiş. Zaten Araplarda kız çocuklarının canlı canlı gömüldüklerini de biliyoruz.

Türklerin kadına bu denli önem veren zamanlarından bugüne kadar, bu kavramlar tarih boyunca o kadar çok değişime uğrayıp köreldi ki; günümüzde erkek egemen sistemine hizmet ederek, çoğunluğu kadınlar olmak üzere pek çok kişi bu kavramların sorgulanamayacağına ikna oldu.

İnsanların sorgusuz sualsiz öldürüldüğü, çocuk ve kadınların katledildiği, hırsızlığın görmezden gelindiği, kutsal kitapların olmazsa olmazı “kul hakkı” içinde boğulup gidildiği ve “yazısız kurallar” adı verilen, elimize hiç almadığımız o oluşumun içindeki emirlere riayet edildiği bir ülkede, toplumdaki ahlak bakışının kesinlikle gözden geçirilmesi gerekir.

Halen Ortaçağ mantığıyla yaşayan insanlardan ahlakın ne olduğuna dair bir fikir istediğimiz takdirde, bırakın tatmin edici bir cevap almayı, çeşitli yaftalara bile maruz kalabiliriz.

Birey bu düzene ayak uydurabilirse toplum tarafından kabul görür, uyduramaz ise “sapkın” ve “ahlak yoksunu” sıfatları yakıştırılır. Bu ülkede tecavüze uğrayanlar tecavüzü hak etmiş ve rızası olmuş, şiddete maruz kalanlar ise karşısındakini tahrik etmiştir.

Bu durumda önümüze gelen sonuç şu oluyor: Vicdan tarafsızdır. İnsan vicdanı, ayırt etmeksizin sahip çıkar. Ancak toplum buna riayet edemez. Toplum son derece taraflıdır ve içerisine katacağı insanları bu yönde bir eliminasyon sistemine tabi tutar.

Toplumun bu seviyeye gelme sürecinde en büyük rol; kuşkusuz ki öncelikle her şartta bu ahlakı dayatmakta sınır tanımayan aile bireyleri ve bunun sonuçlarında doğan olayları meşru hale getirip ataerkil bir dil kullanarak topluma nefret servis eden devlet adamları ve medya organlarınındır.yazisonuikonu

 



Yorum yok

Ekleyin