Tesadüfen yaşanan bir yeryüzü cehennemi

Bikem Özdinç |

Ramazan bereketi içinde bir taciz öyküsü… “Yaşamımızı tehditle tacizle şekillendirmeye çalıştığınız, ruhumu ellerinize alıp kendinizden biri yapmaya çalıştığınız bu yerde yok olmanızı dilerim.”

Duvar resmi: Mira Şihadeh

Duvar resmi: Mira Şihadeh

Ramazan bereketiyle geliyor, derler de inanmaz insan.

Ülkede ramazan ayrı ayrı faşizan tavırlarla, örneğin sigara içti diye insan döven muhteşem allah bağlılığıyla, sokakta yemek yedi diye dövülen kadınların çığlıklarıyla, ne basit ki su içerken korkan, utanan yüz karası bir ahlakla kutlanadursun…

Dün çok içime sinen, yıllardır aradığım bir eve taşındım, bu gece evimdeki ikinci gecem, ve maalesef gece yarısı uyandırıldım huzur uykumdan. Daha dün gece bu kadar içime sinen, bu kadar güzel, benlik bir evim olduğuna neredeyse “şükür” ederken gecenin bir saati balkonumda patlayan sesle yüzüme vuruldu korkulacak bir şeyler olduğunu unutmuş olmam.

Ben kadın başıma, dostlarımın (bahsi geçen dostum aslen sevdiğim adam oluyor)  hiç yadsıyamacağım destekleriyle yerleştiğim evimde huzur fazlalığından uyuyamayıp gecenin körü bir saatte uyanıp odaları tek tek gezip “tanrım! bu benim evim mi şimdi!” sevincinde resmen kendimi şaşırmışken, odamın ışığının açık olduğu, bariz bir şekilde uyanık olduğum bir saatte, camımda hâlâ hiç anlamadığım bir şiddetle patlayan çarpma sesiyle ne olduğunu şaşırıyorum.

Cama çarpan (hâlâ bir şeyin çarptığına inanmak istiyor canım) her neyse, ona bakmak için bile bir an kendimi toparlayamıyorum çünkü “ya kaç ya savaş” alarmı çalıyor, çok korkuyorum. Bir kaç dakika sonra korkum yerini kızgınlık ve meraka bırakınca cama yaklaşıp bakıyorum ne oldu diye. Sapsarı bir sıvı görüyorum. İlk aklıma gelen o sıvının daha önce de orada olduğu. ‘Ses de allah bilir nereden geldi, ben hassas davrandım herhalde,’ derken maalesef sarının hemen ardından evimin içinde, salonumda beyaz kabuklar, yumurtanın evet kabuklarını buluyorum.

Tam olarak nasıl geliştiğini anlayamıyorum ya da anlamaya direniyorum bilemiyorum şimdi yazarken. ‘he bunlar yumurta, o zaman biri yukarıdan düşürdü herhalde’ diye kendimi kandırmalara doyamıyorum. Pencereyi kapatıp koltuğa ilişiyorum, tam olarak ilişiyorum ama, ne oturuyorum ne ayakta kalabiliyorum. Kendime bu yumurta meselesini unutturmaya, olabilirleştirmeye çalışırken bu kez daha kuvvetli bir sesle yerimden zıplıyorum. Artık ne yadsıyacak ne bastıracak bir şey yok, bariz taciz ediliyorum. Yumurtayla bu kez.

O andan itibaren hayatta kalma içgüdüsü devreye giriyor ve en yakınıma mesaj atıyorum, uyuyorsa uyandırmayayım diye aramıyorum. Cevap alamıyor veeee 155 i tuşluyorum.

Asıl bundan sonrası öyle komik ki. Telefon açılıyor, bir takım operatörler bir şeyler söylüyor, o esnada gerçek biriyle konuşma isteğim çok zavallı. Bir an evvel penceremde patlayan iki yumurtayı anlatmam, kapımdaki hırsız, manyak her ne haltsa ondan kurtulmam lazım. Korkuyorum, çok.

Polis memuruna  ulaşmam, devriye aracının gelmesi, fenerle bir takım kontroller yapıp “hanfendi (bayan değil niyeyse) rahat olun biz zaaten buralarda yaşıyoruz isterseniz hemen arayın  geliriz, bi düşmanınız filan var mıydı?” denmesi… Düşmanım yumurtayla gelecekse buyursun gelsin, diyecek mizahı o esnada tabii özümde bulamıyorum.

Eve taşınalı bir gün olmuş, ailemden başka kimse henüz bilmiyor, adam bana düşmanınız var mı? diyor. “Burada mobesee yok mu?” diyorum camdan polise, “Yok,” diyor, “burası ara sokak

Umudum bitiyor, polis devriye aracına bitip gidiyor. Bu kez bulunduğum ilçenin merkez karakolunu arıyorum canhıraş. “Ben ne yapayım şimdi bu tekrar olursa, kapıma gelirlerse, ne yapacağım, yalnızım,” diyorum. “Valla ne yapabiliriz ki kimseyi görmemişsiniz, birini görmüş olsanız arayalım ama” diyor. “Eğer çok huzursuzsanız biz sizi ekip aracıyla alalım, burada karakolda sahur yapalım birlikte, sonra biz sizi bırakalım sabah evinize.”

 

alalım sizi..

sahur yapalım…

orası ara sokak ….

 

Bütün gece elimde bıçakla mutfakta sabahı sabah ediyorum, çare yok.

Yumurta camda, faşizm ara sokakta, kadınlar hem ramazanda hem ara sokakta hem eli bıçakta.

Diyorum ya bereketli diye.

 

Kimin kime nerede neyi saplayacağı belli olmayan, tesadüfen hayatta kalınan, tesadüfen tacavüze uğranmayan, tesadüfen yaşanan bir yeryüzü cehennemi…

Bereket diye kendinizi ve birbirinizi uyuttuğunuz, adet, örf, diyerek yaşamımızı tehditle tacizle şekillendirmeye çalıştığınız, ruhumu ellerinize alıp kendinizden biri yapmaya çalıştığınız bu yerde yok olmanızı dilerim. yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin