Tek yol HDP mi?

Yaşar Kazıcı |

HDP’nin baraj altında kalması devrimci siyaset için, sokakların eylem alanlarına çevrilmesi için daha fazla olanak yaratacaktır.

Eylem_Nusaybin‘Devrim’, ‘devrimcilik’ gibi kavramlarla karşımıza gelip işi HDP’ye oy vermeye, oy verilmezse ülkedeki var olan siyasal faşizmin ve emek, özgürlük düşmanlığının daha da artacağına getiren; bunun önüne geçilmesi gerektiği için ama’sız, fakat’sız, mutlaka HDP’nin desteklenmesi gerektiğini öğütleyen çok abimiz ablamız var.

Bu abilerimiz ve ablalarımız devrim ve devrimciliği; faşizme karşı mücadeleyi; parlamenter, ‘yasal’ zeminlerde, düzenin hileli seçimlerine girme şeklinde gördükleri, her ayaklanmada Öcalan Heval’in de dediği gibi ‘Provokasyona gelmeme’ mantığında oldukları için belirleyici olan şeyin sokak olduğunu unutuyor. Bu aslında legal Marksistlerimizin Gezi İsyanı’ndan, Kobanê Serhıldanı’ndan, ülkede farklı başlıklarda biriken öfkelerden hiçbir ders çıkarmamış olduğu anlamına geliyor.

Ülke siyasetinin belirleyiciliğini meclise devretmek, ülke kaderini seçimlere endekslemek; kitlelerin rolünü yabana atmaktır, küçümsemektir. AKP’yi, düzeni zora sokacak olan, iç güvenlik paketlerini geri çektirecek, başkanlık hayallerini suya düşürecek olan şey, Gezi’de Tayyip Erdoğan’ın özellikle yaptığı sandık çağrısı değil sokağa, Gezi’ye çağrıdır.

Barajı aşabilirsiniz ancak düzeni aşamıyorsanız?

Seçim tartışmalarının başladığı günden bu yana süren HDP‘nin baraj altında kalıp-kalmama durumları, kalırsa ne olacağı, geçerse neler yapabileceği gibi bir dizi tartışma başlıkları mevcut.

Bizim açımızdan, en çok da HDP açısından tartışılması gereken şey; HDP’nin barajı geçip geçmemesi değil düzeni aşıp aşamamasıdır.

HDP içerisinde özellikle kendini sosyalist ve devrimci olarak kitlelere tanıtan; Marksist Leninist teoriden dem vuran birçok oluşum bulunmakta, o yüzden bu tartışmayı gerekli görüyorum.

Bir hareketin ya da partinin yöntemlerini, mücadele araçlarını, düzene karşı konumlanışını, örgütlenme biçimini, güncel siyasete dair söylemlerini, Emperyalizme karşı duruşunu belirleyen şey genel tabloyu sunan ve izlenecek yola kılavuzluk eden programıdır.

Sistemi aşma, sistem karşıtı olma durumu program meseledir. Eğer programınız devrimci değilse yöntem ve araçlarınızda devrime hizmet etmez. Programınız reformcu ve düzen içi barışçıl çözümler arayan bir nitelikte ise “silah bırakma, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi” gibi başlıkları konu edinmeniz kaçınılmazdır.

HDP kendisini Türkiye’nin partisi olarak ifade edebilir, HDP eleştirilerinin daha çok Kürt ulusal hareketi üzerinden yapılmasında; HDP’nin merkezine aldığı siyasetin ağırlığı yatmakta. Temel çelişki emek-sermaye çelişkisi olmayıp, esas sorun olarak “ulusal sorun” başlığı tartışılmaya başladığında ve bu tartışma düzen dışı bir çıkış yaratmaya niyetli olmayıp düzenle uzlaşmacı bir nitelikte olunca özellikle de sol adına hatta Sosyalist sol adına konuşulunca bizim taraftan Sosyalist olanlarında bir şeyler söylemesi ihtiyaç olarak doğuyor. Maalesef  ‘gerçek İslam bu değilciler’ gibi bizde ‘gerçek sosyalizm bu değil’ demeye başlamak zorunda kalıyoruz.

Devrimciler; anti kapitalist ve  anti emperyalist oldukları ve bu sömürü sistemini yıkmak istedikleri için devrimcidir. Pekala bakalım HDP’nin programına ve pratiğine böyle bir hedef var mıdır? Düzeni aşma-yıkma niyetini geçtim, düzenin bekasını koruma, sistemi zorlayan en temel kriz başlıklarından biri olan ulusal sorunun sistem içinde kısmi çözüme kavuşturulması talebi vardır.

Sosyalistler nesnel verili koşullardan hareket ederek siyasal eleştiri ya da siyasal tespit yaparız. Kürdistan halen Emperyalizmin kıskacında iken ve T.C sömürgeciliği fiili, siyasi, ekonomik, sosyal ve sınıfsal sürerken Kürt halkının özgürleşmiş olacağının iddia edilebilmesini gerçekçi bulmuyoruz. Örgütün Ortadoğu coğrafyasında ki ilerici rolüne, Kobane örneğinde olduğu gibi yarattığı değerli pratiklere karşı reddiyeci bir anlayış sunmuyoruz. Bizim amacımız Kürt ulusu içinde yer alan yıllardır bu mücadelenin yükünü çekmiş, çıkışının temel taşı olmuş ve Kürt ulusunun çoğunluğu olan emekçi-işçilerin bu ‘çözüm’ denilen şeyden ne kazandığıdır. Bizim meselemiz tek başına ezilen bir ulusun siyasal tanınması ya da kültürel haklarını elde etmesi değildir.

Bir ulusun özgür oluşunu salt olarak kültürel-siyasal-ulusal haklarını elde etmesine bağlayamazsınız. Bir ulusun en geniş katmanı içerisinde yer alan emekçilerdir. Bir ulusun emekçilerinin kafa ve el emeği özgürleşmedikçe, emeğini bir başka ulusun sömüreninden kurtarıp kendi ulusundan patronlara sömürttükçe ne kadar özgür olmuş sayılabilirler?

Sınıf sorunundan daha önemli olan şeyin kimlik sorunu olduğunu; sınıf devrimciliği yerine kimliklerin düzen içinde ‘barış’ içinde yaşaması gerektiğini merkezine alan, kapitalizmin yarattığı sorunları sistem içinde tartışan; hiçbir önerisi, düzeni temelinden sarsmayı hedeflemeyen bir yapıdan; devrimci bir atılım, sınıfa öncü olmasını beklemiyoruz.

HDP’nin barajı aşıp aşamaması muallak ama düzeni aşamayacak oluşu kesin. Programına ve kimi liberalleri ve eski AKP kurucularının aday olarak gösterilmesi tartışmalarına, gündelik siyasette oluşturduğu siyasi çizgiye, toplumsal barışçı yaklaşımlara bakılırsa mesele daha açık anlaşılacaktır.

HDP’nin barajı geçememesi sokakları güçlendirir

Burada tartışılan yazı

hdp1

Seçime giderken radikal demokrat bakış

Tayfun Tasch

Bir kaç hareketin utangaç desteği dışında, HDP’nin arkasında güçlü bir duruş sergilenmiyor.

Gezite’de yayımlanan Seçime giderken radikal demokrat bakış’ın yazarı Tayfun Tasch, “HDP barajı aşamazsa, meclisten en gerici ve faşizan yasalar birer birer çıkacak”, “Erdoğan’ın başkanlık yolu açılacak” diyor. Buna engel olmak için ise ‘Tek yol HDP’ diyor.

Ben ise tam tersini iddia ediyorum: Bugün HDP’nin baraj altında kalması devrimci siyaset için, sokakların eylem alanlarına çevrilmesi için daha fazla olanak yaratacaktır. HDP’nin barajı aşarak meclise girmesi, reformist-kimlikçi programını kuvvetlendirecek, iktidarla müzakerelerde daha fazla elini güçlendirecek, ve daha fazla düzen-içileşmekten başka hiçbir sonuç doğurmayacaktır.

Devam edelim. Yazarımız diyor ki: “Kuşkusuz her şey seçim değil, barajı aşamasak da Gezi Direnişi tecrübemiz ve birikimlerimizle faşizme karşı direneceğiz.” Yani öncelik ‘barajı aşmak’, eğer aşamazsak o zaman direniriz, bu kadar da aceleci olmayın, diyor.

Bu cümlede düzenin yasal alanları ile eylem alanının karşı karşıya konması vardır. Halbuki, bir devrimcinin bilmesi gerekenlerin en başında şu gelir: eylem alanı birincil alandır, legal araçlar düzenin olanaklarını değerlendirmek için kullanılabilecek istismar alanlarıdır. Yazının paçalarından parlamentarizm aktığı için aslında önceliği sokağa değil de ‘barajı aşmaya’ vermiş olması yazının mantığına ve bütünlüğüne uygun.

Yazının kapanışına doğru yazarımız bir de solu büyütecek “Sol ittifak” teorisi ortaya atmış. Faşist yasaların geri çekilmesi, Erdoğan’ın başkan olmaması, solun büyümesi, devrimcilerin siyaset koşullarının iyileşmesi, kısaca yani her şey HDP’nin barajı geçmesine bağlı. O yüzden “Tek yol HDP! “ diyor yazarımız.

Denklemi güzel kurmuş yazar:

  • Erdoğan’ı mı gerileteceğiz, HDP’ye oy ver!
  • İç güvenlik paketi geri mi çekilsin, HDP’ye oy ver!
  • Solu mu büyüteceksin, HDP’ye oy ver!

Varsa yoksa HDP, ‘İsmet kim ki zaten?!’

Gezi’ler olasıyken sandığa değil sokağa çağrılır

  • Kürdistan’da çocuklar öldürülürken,
  • ülke olarak kadın ve işçi cinayetlerinde zirveyi oynarken,
  • iç güvenlik paketleriyle ölüm fermanları meclisten geçirilirken
  • metal, cam, lastik işçilerinin grevleri “ulusal güvenliği tehdit” ettiği ileri sürülerek yasaklanırken…

Gezi gibi bir isyanın tekrar, daha şiddetli bir şekilde yaşanma durumu hiç de olasılık dışı değildir. Böyle bir zamanda insanlar sandığa değil sokağa çağrılır!

Umut olarak pazarlanan seçimler ve parlamento; kitleleri aldatmaktan başka bir sonuç doğurmamaktadır. Kimin nerede nasıl, kaç oy oranıyla seçildiğinden bağımsız olarak, seçimler daha önceden yapılmıştır. Sizin seçtiğiniz; sadece sistemin işleyişine katılacak olanların kadrosudur.

Bugün herkes meclisi kutsallaştırıyor, bütün sorunların çözüm yerini meclis ve sandık olarak görüyor. Ancak bugün Gezi gibi isyanların, Türkiye Kürdistanı’ndaki Kobanê gibi serhildanların, grevleri yasaklanan işçilerin yaptığı fabrika işgallerinin; bütün sorunların gerçek çözümünün nereden geçtiğini açık bir biçimde ortaya koyuyor.

Düzen sandıktan korkmuyor, sokaktan korkuyor

Seçim dönemine kadar hiçbir sınıfsal-devrimci bir politika ortaya koymayıp; seçime dönemi gelince Lenin’den lafa girmek; küçük işletmeci aklıdır.

Lenin’in en çok tahrip edilen kitabı Sol Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı kitabıdır. Kitabın içeriğini bilip reformist politikalara payanda etmek isteyenler de var; bilmeden atıp tutanlar da.

Lenin’in en çok tahrip edilen kitabı ‘Sol’ Komünizm; Bir Çocukluk Hastalığı kitabıdır. Kitabın içeriğini bilip reformist politikalara payanda etmek isteyenler de var; bilmeden atıp tutanlar da.

Her seçim döneminde Lenin’in en çok tahrip edilen kitabı ‘Sol’ Komünizm: Bir Çocukluk Hastalığı kitabıdır. Kitabın içeriğini bilip reformist politikalara payanda etmek isteyenler de var; bilmeden atıp tutanlar da.

Lenin’in yazdığı bütün kitaplar, yürüttüğü bütün siyaset sınıf çizgisinde olup, sınıf devrimciliği zemininde yükselir. Kendi reformist politikalarınızı hayata geçirebilmek için Lenin’i kullanmanız acizliktir. Lenin hiçbir zaman hiçbir yerde ‘Reformist, kimlikçi, düzen içi siyasetleri destekleyin, onlara eklemlenin’ demez.

Bugün Lenin üzerinden HDP’ye oy vermeye, HDP’nin içine çağıranlar ya bizimle dalga geçiyorlar ya da Lenin’i anlamamışlar. Meclis’te sınıfı savunacak, sosyalizmin sesini yükseltebilecek, sınıf hareketine katkı sunacak bağımsız politikalar geliştirmek ya da bu politikaları geliştirebilecek ittifaklar kurmak ayrı; kimlikçi-reformist bir siyasete eklemlenmek ayrıdır.

HDP içerisinde hangi siyaset Kürt hareketinde bağımsız hareket ediyor? Asıl çocukluk hastalığı; neden var olduğunu, varlık nedenini bilmemek, sınıfı örgütlemek yerine ulusal hareketin gölgesinde siyaset yapmak, onun gücüne tapınmaktır! yazisonuikonu

ysrkzc1994@gmail.com



  1. fado

    HDP degilde boykotun gerekcelerini yazsaydiniz daha ilkeli bi yazi olabilirdi. ama asil dert edilen hdp’nin kurt eksenli, ulusal mucadele merkezli bir hareket olmasi… malum hicbir yapiyi begenmeyen, kendsi disinda kalan herkesi reformist, oportinist ilan edip sinifsal mucadelede, sendikalarda, isciler, emekciler arasinda cigir acmis bir orgutten bahsediyoruz.
    bir yandan ulusal mucadeleden medet ummayin ey sosyalistler denilirken diger yandan kurtler mecliste temsilini bulamasin da sokaklara ciksin dan medet ummak ne buyuk gaflet. kurtler yillardir sokaklarda bunu simdimi firsata cevirme telasesindesiniz… sizin kafanizi, gundeminizi bir araya gelmis sol orgutler (tabi bu memlekette sizin disinizda solcu varsa) ve kurtler mesgul etmesin asil sorununuz onlarla degil saniyorum.

    • İlteriş Yücel

      HDP baraj altında kalsa devrim yaparız bakış açısı çok doğru değil, arkadaşın HDP baraj altında kalması gerektiğini çıkardığı öncüllerden çıkacak sonuç HDP barajı geçse ne baraj altında kalsa ne ben her türlü molotofumu atar mutluluklar dilerim olabilir tutarlılık açısından ki bu sonuç mantıklı sonuçtur.Ancak arkadaşın eleştrilerini yönlendirdiği kesim şu HDP’nin arkasında safları sıklaştırmış sol kesim.Arkadaşın dediği gibi Lenininst teorinin ortasından bi cümle çekip bunun üzerinden bol bol kafa ütülüyolar.Ahlaki açıdan büyük sıkıntılar var.Ekolojist komünalist feminiz hede hödö demokrasi diyen legal bir partinin devletin meclisine girmeye yönelik atraksiyonlarını Leninist teoriyle desteklemeye çalışmak abesle iştigal bi durum zaten çok da kıvıramıyolar.Ahmet Necdet Sezervari bir hareketle önlerine bi dal emperyalizm bi dal devlet ve devrim fırlatır çözersin.HDP’nin arkasında düzenin kıldırdığı namaza duran sol kesmin artık Marx-Lenin edebiyatını bırakıp biz Avrupa Sosyal-Demokratı olduk demesi daha onurluca bir davranış.Arkadaş bunu vurgulamaya çalışmış bence.Kimse kimseye zorla devrimci ol demiyor devrimcinin devrimciye görevidir yoldaş bunlar düzen kokan hareketler demek.HDP’nin içindeki, yazıda eleştirilen kesim Lenin edebiyatını bıraksa Serok gibi aştığını filan söylese yani geldiğini noktayı kabul etse herkes de ona göre davranır senin de dediğin gibi yazıyı kaleme alan arkadaşın düşünce perspektifinden adamların sorunu olmaktan çıkar.Herkes kendine ve diğer insanlaradürüst olsa tüm sıkıntılar çözülecek de işte ahir zaman zaten herkesde o kadar dürüst olsa hepimiz kardeşiz bu kavga ne diye somut durumu oluşur.

  2. Özenç

    HDP’ye oy verme ajitasyonları neyi amaçlanıyor?

    Amaç ne olursa olsun AKP’yi geriletmekse ”HDP barajı geçemezse AKP şöyle yapar böyle yapar,AKP’nin önündeki en büyük engeldir” algısının bir illüzyon olduğunu görmeliyiz. Kanıt: http://www.diken.com.tr/hdpnin-baraji-gecmesi-ya-da-gecmemesi-butun-mesele-bu-degil/

    Amaç dinciliği, ırkçılığı, Türk şovenizmini, erkek şovenizmini geriletmekse HDP’ye oy verilebilir, ama bu devrimci bir tutum olur mu? Kitlelerin potansiyelini ezilen kültürel kimlik siyasetinin ufkuyla sınırlamak; onu sol-liberalizme yönlendirmek gibi olur. Muhafazaklar kapitalizm ve demokrat kapitalizm eninde sonuda madalyonun iki yüzüdür. Ecevit gider, Tayyip gelir, Tayyip gider, Kılıçdaroğlu gelir. Sistem bakidir.

    Ama HDP barajı aşamazsa sokak eylemleri artar, devrimci siyaset güçlendirir demeyi de abartılı bukuyorum.

    Sokak eylemleri artarsa anca Kürdistan’da tayin edici bir şekilde artar. Ama aynı durumda Batı’da böyle bir durum sol açısından büyük yenilgilere neden olabilir. Batı’da sokak hareketleri tek tük Kürt mahallelerinde, tek tük bazı kampüslere, tek tük Batı’nın sol mahallelerinde sıkışır, o da çok bir işe yaramaz. İç güvenlik paketinin de getirdiği resmilik ile devlet sol üstünde ve tüm ezilen sınıflar ve kimlikler üstünde, açık faşist baskısını uygular.

    Ama bu, HDP desteklenmelidir, desteklenmezse açık faşizm gelir, anlamına gelmiyor yine yazıda geçen sebeplerden dolayı boykot etmek, verimli ve etkili bir devrimci siyasetin oluşması yönünde daha iyidir.


Yeni yorum ekleyin.