Tek yol HDP mi? – 2

Yaşar Kazıcı |

Sosyalist devrimciler iktidara ne kadar yaklaştıklarını baraj hesaplarına göre değil sınıf içinde ne kadar örgütlü bir hale geldiklerini analiz ederek yaparlar.

guneydoguda-derhal-sikiyonetim-ilan-edilmeli--Giriş cümlem olarak şunu özenle vurgulamam gerekiyor:”Hem düzen-içi bir oluşumun kanadında birleşme (ittifak her neyse) teklifinde (çağrısında) bulunup hem de sokak, düzeni aşan devrimci mücadele diyemezsiniz.” Bu ikisi birbirini kesen önerilerdir.

Bir tarafta düzenle uzlaşmayı öngören, Marksizmi aştığını , sınıfların artık geride kaldığını iddia eden güncel liberal solculuk oynayan eski “Marksist” Öcalan’ın tezleriyle kurulmuş “Türkiyelileşme”yi öneren bir parti; öte yanda burjuva T.C’yle uzlaşmak gibi bir niyeti olmayan, aksine onu yıkmak için uğraşan devrimci siyaset. HDP’ye devrim ve sosyalizm için oy vermeyi ya da daha uç bir öneri getirip bu oluşumun içerisinde yer almayı önermek birbiri ile doğası gereği çelişen bir şeydir. Mantık der ki: “Bir şey hem var hem yok olamaz. Ya vardır ya da yoktur.”  HDP’de devrimci siyaset yoktur, reformist siyaset vardır.

Burada cevap verilen yazı

hdp kadinlar

Yapma demiyorum, hobi olarak yine yap

Tayfun Tasch

Tüm dünyada sosyal demokrasi güçlenirken, bizim gerici-faşist güçleri zayıflatmak yerine, ‘ben daha solcuyum’, ‘ben daha doğruyum’ diyerek solu yıpratmaya çalışmamız çok büyük ahmaklık değil midir?

Ağzını açan solda birlik, solun birleşik cephesini kuruyoruz gibi söylemlerle karşımıza geliyor. “İdeolojik olarak bir olmayanlar, pratik olarak nasıl bir olacaklar?” Bu da cevap bekleyen bir başka soru. Bir devrimci olarak elbette ki anti-faşist mücadele anlamında olsun, güncel sorunlar üzerine olsun mutlaka pratikte yan yana gelmeyi reddedecek değilim. HDP’nin içinde yer almak ve onun reformist siyasetini desteklemek ile; bir devrimcinin omuzlarında duran bir görev olarak devrimi düzenin saldırıları karşısında savunmak aynı şeyler değildir. Devrimcilerin samimiyeti Kürtler sokağa çıktığında; sokağa çıkıp çıkmadığımızda, faşizme karşı omuz omuza mücadele edip etmediğimizde anlaşılabilir. Burjuva devlete karşı direnişe, serhildana devrimciler sonuna kadar sahip çıkar ancak küçük işletmeci aklıyla yürütülen düzenin hileli seçimlerinden umut çıkarma tiyatrosuna kimse destek beklemesin!

‘’ …devrime yürüyen kitleyi parlamenterizme çekmiş, pasifist biri gibi hissettim kendimi,’’ demiş yazar. Yazının özeti bilinçli ya da dolaylı bir biçimde kitlelerin enerjisini düzenin sandıklarına hapsetme temasında ilerlediği için parlamenterizm ve pasifizm kokmaktadır. Yazı da neredeyse bütün gündemler, ülkenin kaderi sokağın belirleyiciliğinden çok HDP’nin barajı geçmesine bağlanmış olup neredeyse “Ya HDP ya hiç!” sonucu doğuran bir yazıdır.

Yazarımız ikinci yazısında “İlerde oluşabilecek olası bir sol ittifakta değil HDP, CHP bile derim. Çünkü meseleyi HDP-CHP ya da bir başkası olarak görmüyorum. Sol için ne faydalı, ona bakıyorum’’ diyerek oryantalizmini döktürmüş. CHP ve sol  öyle mi? Pardon ama neyin soluymuş bu CHP denen burjuva T.C.’nin kurucusu? Bir devrimci olarak CHP’yi emek düşmanı, düzen partisi, yıllarca Kürt katletmiş bir burjuva partisi olarak gördüğümü belirtmek isterim. Yazarımızın devrimcilik ve sol referansı patron partisini dahi kapsayınca insan Marksist Leninist olmayı seçilmiş peygamber olmak kadar kutsal hissediyor!

Hangi sol bayım? Emperyalizmle ilişkileri olan, Obama başkan olunca mektuplar yollayan, AB ile müzakere etmeyi öneren, içerisinde kafatasçı vekillerin yer aldığı, belediyelerinde taşeron işçiler çalışan, Beşiktaş Belediyesi’nde işçilerin dövüldüğü, İzmir’de Gezi eylemlerine karşı TOMA’ya su taşıyan belediyenin sahibi, Ermeni Soykırımı’nı inkar eden CHP’nin solu mu? Bence ya aklımızla dalga geçiyor olmalısınız ya da en hafif ifadeyle safsızınız!

Yazarımız devam etmiş ve demiş ki:

“Hayatın her alanında sağ ile sol ideolojinin bir mücadelesi bulunmakta. Seçimler ve mecliste bu mücadelenin alanlarından biridir. Her alanda başarıyı hedeflemelidir devrimciler. O alanda başarılı olursak sokağa çıkmazlar diye düşünmek, kendi kitlene yabancılıktır, kendi kitlene ve kitlenin bilincine güvensizliktir. Tam tersine sandıkta başarı daha çok insanın ilgi alanına girmek, daha fazla propaganda aracına sahip olmak demektir.”

Devrimciler başarıyı her alanda hedeflemeli elbette; peki devrimci olmayan bir yapı içinde nasıl bir devrimci başarı öngörüyorsunuz sormak isterim? Sanki mecliste sınıf siyaseti yürütmeyi, sosyalizmin devrimin propagandasını yapmayı hedefleyen bir hareket var ve biz onun içinde yer almıyor ya da desteklememek için bahaneler üretiyormuşuz gibi gelişigüzel yazıyorsunuz.

Burjuva devlete karşı direnişe, serhildana devrimciler sonuna kadar sahip çıkar ancak küçük işletmeci aklıyla yürütülen düzenin hileli seçimlerinden umut çıkarma tiyatrosuna kimse destek beklemesin!
HDP’nin başını çeken Kürt Hareketi’nin politik çizgisine bakın, programında yer alan kimlikçi ve uzlaşmacı siyasete bakın, sonra bize devrimci başarıdan söz edin! HDP çizgisi Öcalan çizgisidir. Öcalan çizgisi ise yakalandığından beri devam eden düzenle uzlaşma çizgisidir. Bizim düzenle uzlaşmak gibi bir niyetimiz yok, düzenle uzlaşmak isteyen çarpık teorili “Marksist Leninist” solcularımız zaten bu oluşumun içinde yer alıyor. Aslında solun büyük bir kısmı BHH dışında HDP’de; bu açıdan birleşmiş dahi sayılabilirsiniz. Devrim iddiası güdenlere, sınıf siyasetinden taviz vermeyenlere her ağzını açtığında düzenle kavgalı olduğunu dile getirenlere; çözüm süreci yürüten HDP’nin pek de ihtiyacı görünmüyor gibi. Yazarımız öyle bir anlatıyor ki, sanki HDP devrimci bir parti ve onun sandıkta aldığı oy oranı sokakta oluşacak isyanın bütünleyicisi olacak. Yazarımız altı boş yazıyor. Devrim gibi bir programı olmayan partiden “kraldan daha kralcı” bir biçimde (d)evrimci tezler üretiyor.

“İktidarı anlık bir ayaklanma ile alabileceğini düşünmek bence çok çocukça bir saflıktır” diye yazmış yazar. Öncelikle yazımda “anlık bir ayaklanma”dan bahsetmedim, verili nesnel koşulların verimliliğinden ve bu koşullarda olabildiğince sandığa hapsolmayıp sokağa yüklenmekten bahsettim. Yazıya girerken çarpıtmalarda bulunduğumu iddia eden yazar esas çarpıtmayı yazmadığım şey üzerinden giderek yapmış.

‘”Barajı dahi aşamayan, aşacak cesareti olmayan bir hareket, iktidarı nasıl hedefleyebilir?” diye sormuş yazarımız. Yazarımız aslında haklı; zaten EKİM Devrimi’nin öncüsü Bolşevik Parti sekreteri Lenin yoldaş da önce Çarlık Duması’nda barajı geçip yüzde 50’ye yakın oy aldıktan sonra oturup düşünmüş “Hııımm. Aslında barajı da geçebiliyoruz, sanırım şimdi devrimde yapılabilir, iktidarı da alabiliriz” demiş. Bayım bu neyin patinajıdır, bu neyin HDP seviciliğidir anlamadım gitti. Bakın karşımıza devrimci olduğunuzu, belki de Marksist Leninist olduğunuzu iddia ederek çıkıyorsunuz ancak Marksist Leninistlerin iktidarı alma yöntemlerini (öznel-nesnel koşulların olgunlaşması) dahi bilmiyor ve bilmediğiniz gibi devrimci olduğunuzu iddia ediyorsunuz. Sosyalist devrimciler iktidara ne kadar yaklaştıklarını baraj hesaplarına göre değil sınıf içinde ne kadar örgütlü bir hale geldiklerini analiz ederek yaparlar. Bunun yanında bizim için esas kıstas hileli seçimlerin oy sonuçları değil emek-sermaye çelişkisinin sonsuzluğu üzerine kurulu bir sistemde yaratılan sorunlar ve talepleri ne kadar örgütleyebiliyor oluşumuzdur. Benden size bir öneri; “Marksizm Leninizm okumaları yapın, kafa karışıklığına iyi gelir.” yazisonuikonu

ysrkzc1994@gmail.com

Tartışmanın daha önceki yazıları;

Seçime giderken radikal demokrat bakış – Tayfun Tasch

Tek yol HDP mi? – Yaşar Kazıcı



Bir yorum

Ekleyin

Yeni yorum ekleyin.