#Suruç’tan #Ankara’ya: Nerede hata yaptık?

Ümit Ağgül |

Bu defa hata yapma lüksümüz yok. Çünkü böyle bir durum devrimcilerin inandırıcılığının, onlara olan güvenin sorgulanmasına ve sarsılmasına yol açacaktır. Tam da iktidarın istediği gibi…

KatilDevlet30 Ağustos 2015 tarihinde Kadıköy’de Suruç Katliamı’nda yitirdiğimiz devrimci dostlarımız için bir anma yapılmıştı. Katliamın 40. günü vesilesiyle Yoğurtçu Parkı’nda gerçekleştirilen bu anmaya katıldığımda büyük bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Bunun sebebi, katılımın oldukça düşük bir seviyede olmasıydı.

Suruç Katliamı anması

Suruç Katliamı anması

“Tüm halkımız davetlidir” çağrısına “halkımızın” ciddi bir karşılık vermemiş olması belki anlaşılabilir bir durumdur, fakat devrimci yapıların kitlesel olarak orada bulunmayışı ciddi bir sorun ile karşı karşıya olduğumuzu gösteriyordu. Zira Türkiye Devrimci Hareketi (TDH), Suruç’ta o güne kadar böyle bir saldırı ve kitlesel katliamın hedefi olmamıştı. Enternasyonalist bir perspektifle Rojava Devrimi’ne destek olmak için yola çıkan Türkiyeli devrimcilerin 20 Temmuz’da katledilmesi, sadece Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) ve anarşist örgütlere değil, özünde Türkiyeli bütün devrimcilere yönelik bir saldırıydı. Dolayısıyla bu katliama karşı gösterilecek bütün tepkilerin yeri göğü sarsması gerekiyordu. Bunun böyle olması hem devrimci ahlak ve sorumluluk, hem de devrimci dayanışma ve faşizme karşı ortak bir mücadele cephesinin yaratılması için zorunluydu. Buna rağmen Suruç sonrası böyle bir çaba içine giril(e)mediği görüldü. Devrimci örgütler, ortak bir irade göster(e)medi. Haliyle Suruç’ta yaşamını yitirenler, siyasal kimlikleri nedeniyle ESP, SGDF ve anarşist örgütler tarafından “Hesabını soracağız!” sloganları ile bu örgütlerin parti şehitleri arasındaki yerlerini aldılar.

Aziz Güler

Aziz Güler

Bu ortak tutum geliştirememe sorunu, 21 Eylül tarihi ile birlikte kendisini yeniden gösterdi. Rojava’da yaşamını yitiren Aziz Güler’in cenazesinin Türkiye’ye girişi devletçe engellendi. Aziz Güler’in Sosyalist Demokrasi Parti’li (SDP’li) -şimdiki Birleşik Devrimci Parti’li- olması, sanki bu sorunun sadece o partinin kendi sorunuymuş gibi algılanmasına yol açtı. Bu konu hakkında bir basın toplantısı yapılmış ve çeşitli devrimci kurum ve partiler buna katılmış olsa da ortak bir tutumun alındığını söylemek zor. TC’nin bir devrimcinin ölü bedeni üzerinde uyguladığı bu yasakçı tutumun, aslında tüm devrimcilerin iradesinin teslim alınması girişiminden başka bir şey olmadığının herkesçe bilinmesine rağmen, ortaklaştırılmış bir devrimci irade ne yazık ki bir türlü gösteril(e)medi. Ve Aziz Güler’in naaşı hâlâ ülkeye getirilmeyi bekliyor.

Hasan Ferit Gedik

Hasan Ferit Gedik

27 Eylül günü Gazi Mahallesi’nde Hasan Ferit Gedik için Gülsuyu’nda devlet destekli uyuşturucu çeteleri ile mücadele sırasında öldürülmesinin 2. yıl dönümü nedeniyle bir anma yürüyüşü çağrısı yapıldı. Halk Cephesi’nin “Tüm halkımız davetlidir” çağrısına verilen yanıt, ne yazık ki kitlesel bir devrimci dayanışma örneği sergilemekten uzaktı. Dolayısıyla polisin yürüyüş kortejine tazyikli su ve biber gazıyla müdahale ederek anmayı engellemesi çok da zor olmadı!

Suphi Nejat Ağırnaslı

Suphi Nejat Ağırnaslı

5 Ekim günü Suphi Nejat Ağırnaslı nam-ı diğer Paramaz Kızılbaş’ın, aramızdan ayrılışının 1. yıldönümü nedeniyle ESP tarafından Boğaziçi Üniversitesi’nde, ailesi tarafından Kadıköy’de düzenlenen etkinliklerle anıldı. Her iki anmaya gösterilen katılımdan hareketle, devrimcilerin ortak bir irade gösterebileceği gibi bir algının hem kitlelerde hem de devlette oluştuğunu söylemek güç olacaktır.

Bu örnekler daha da çoğaltılabilir ya da Suruç öncesi herhangi bir farklı dönemden de hareket edilerek farklı bir başlangıç tarihi belirlenebilir. Fakat yine de yitirilen her devrimci için devrimci kamuoyunun iktidarları ürkütecek bir boyutta tepki gösterdiğini, böyle bir tepkinin örgütlenebilmesine yol açan için bir güç birliği yapılabildiğini söylemek zor olacaktır.

Mahir Çayan - Deniz Gezmiş - İbrahim Kaypakkaya

Mahir Çayan – Deniz Gezmiş – İbrahim Kaypakkaya

Halbuki 1971 kopuşu ve atılımı ile TDH’nin zeminini inşa eden Mahir, Deniz ve İbo’nun sergilediği devrimci duruşu ve pratik tarihe can bedeli ile kazınmıştır. Hiç süphesiz ki, onları ortaklaştıran en önemli nokta, devrimci değerlerin sahiplenilmesi ve kollektif mücadelenin her türlü örgütsel çıkardan önce geldiğini kavramış olmalarıydı. Dolayısıyla Mahir, Deniz ve İbo’nun kendi aralarında inşa ettikleri devrimci ilişkinin, günümüze taşınması ve kollektif bir iradeye dönüşerek militan bir çehreye bürünmesi gerekiyor. Bu ertelendikçe, bölük pörçük olma hali de devam edeceğe benziyor. Aslında Gezi Direnişi de uzun bir aradan sonra omuz omuza mücadele etmenin neden zorunlu olduğunun deneyimlenmesini sağlamıştı.

Gezi’de yitirdiğimiz dostlarımızın hesabının sorulması için hiç tereddüt etmeden yan yana gelinmesi ve birikmiş öfkenin haykırılması bile, iktidarın hiç bir dönem yaşamadığı korkuları yaşamasına vesile olmuştu. Fakat bu devrimci dinamizm de zamanla etkisini belli ölçülerde yitirmeye başladı. “Evli evine, köylü köyüne” gibi bir durum baş gösterdi. TDH’ye egemen olan ve bir türlü çözülemeyen köklü zaaflar kendisini ne yazık ki yeniden belirgin kıldı…

Ve 10 Ekim Ankara Katliamı!

Ankara Katliamı

Ankara Katliamı

Bu katliam Türkiyeli sosyalistlerin, Kürdistanlı devrimcilerin, sendikal hareketlerin, AKP karşıtı toplumsal muhalefetin kayıplar vermesine yol açtı. Aslında bu katliamı azmettirenler ve buna göz yumanlar yani kısacası iktidar güçleri, biraz da devrimci örgütlerin zaaflarından ve çelişkilerinden çıkardıkları dersler sonucu böyle bir vahşete cesaret edebildiler.

Devrimci örgütlerin bugüne kadar sürdüre geldiği temel bir yanlışın, bir an önce çözüm bulması gerekiyor. Acil ve devrimci bir çözüm! İlk yapılması gereken ise devrimci kollektif iradenin inşası…
Şu anda hepimizi öfkesi ve kini oldukça güçlü ve canlı. Yitirdiğimiz insanların cenaze törenlerine kitlesel bir katılım söz konusu. Özlemini çektiğimiz bir sahiplenme ve dayanışma ile iç içe olmaya başladık. Bütün bunlar Gezi’yi hatırlatıyor. Fakat bu dayanışma ruhunun tekrar yitip gitmesini engellemeliyiz. Bu sefer yitirdiklerimiz nedeniyle duyduğumuz hınç, örgütlü bir tepki ve iktidarın faşist düzeni ile birlikte alaşağı edilmesine yol açmalı. Yıllarca “Hesabını soracağız!” diye yeminler ettik. Meydanlarda en gür sesimizle “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz!” diye haykırdık.

Eğer bu defa da ödediğimiz bedellerin, bedelini ödetemezsek; eğer bu defa da öfkemiz yalnızca haykırdığımız cümlelerden ibaret kalacaksa ve birkaç gün sonra sıradan hayatlarımıza geri döneceksek; eğer bu defa da sormamız gereken hesapları, gelecekteki belirsiz günlere ertelemeyi sürdüreceksek, işte tüm bunlar kabul etmek istemediğimiz bir gerçeği, yani faşizm karşısında etkisiz olup, faşizmin bizi alt edebileceği gerçeğini apaçık gözlerimizin önüne serecektir.

Bu defa hata yapma lüksümüz yok. Çünkü böyle bir durum devrimcilerin inandırıcılığının, onlara olan güvenin sorgulanmasına ve sarsılmasına yol açacaktır. Tam da iktidarın istediği gibi…  Dolayısıyla devrimci örgütlerin bugüne kadar sürdüre geldiği temel bir yanlışın, bir an önce çözüm bulması gerekiyor. Acil ve devrimci bir çözüm! İlk yapılması gereken ise devrimci kolektif iradenin inşası… Yoksa bu ilişkiler, bu zaaflar bizi yiyip bitirir…yazisonuikonu

@umit_aggul



Bir yorum

Ekleyin
  1. Kizil Gezgin

    Narodnikvari Eylemcilerin/Devrimcilerin Eylemleri Cesareti-Eylemleri Elbette Saygıya Değer.
    Ancak, Bu Tarz Mücadele Sistemi Güçlendirir.
    Başta Ulusal Mücadeleler Olmak Üzere Tüm Muhalif-Devrimci Unsurların, İnşası Elzem Olan Leninist Bir Proletarya Partisne Tabi Olmak Zorundadır.
    ”Soğuk Savaş” Döneminde İtalya’da Komünist-Devrimci Unsurların Zaman İçerisinde Nasıl Pasifize Edildiği Bizlere Elbette Ders Olmalıdır.
    Bu ve Benzeri Psifikasyon Yöntemleri Elbette Devrimci Unsurlar Arasında Kopuşu da Yaratacaktır.
    ASIL MESELE, TÜM MUHALİF UNSURLARIN TABİ OLACAĞİ O PARTİYİ İNŞA ETMEKTİR.


Yeni yorum ekleyin.