Suriye’de B Planı?

Resul Solgun |

O halde nedir bu B planı? Federasyon değil, Rusya’ya rağmen Esad’ı devirmek değilse nedir? Suriye’de bir Sünnistan kurmak mı?

Rusya’nın gelişi, Suudi Arabistan’ın 150 bin kişilik kara ordusu, Türkiye işgal etti edecek derken bir anda Cenevre-3, Cenevre-3’ün ertelenmesinden sonra da “ateşkes” gündemde yer aldı. Daha bu gündem tükenmemişken ve ateşkesin ilan edilmesinden iki gün sonra bir de “B planı” ortaya çıktı.

Suriye gündemi Türkiye gündeminden hızlı gelişiyor ve çoğu zaman neyin ne olduğunu bile anlayamacağımız hızda.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı El Cubeyir ve ABD Dışişleri Sözcüsü Kirby bir B planından bahsetti. Biz daha ateşkesin uygulanıp uygulanamayacağını anlayamamışken, ortaya atılan B planı aslında ABD’nin ateşkese dair umudunun olmadığının göstergesi. Tüm bu açıklamalar Obama ve Lavrov tarafından yalanlanıp, “şimdilik ateşkese odaklanalım” denmesine rağmen ateşkesin Suriye’deki savaşı bitireceğine dair umudun da olmadığının işareti.

Ateşkesin bir an evvel bitmesi temennisiyle yeni bir plan daha öne sürülüyor, eskisi tükenmeden: B planı, kara harekatı… seçenekler çoğalıyor, son olarak Rusya’dan federasyon önerisi geldi.

Tüm gelişmeleri kronolojik sıraya koyduğumuzda tarafların bir sonraki hamlelerini de görmek mümkün.

  • 2015 Eylül ayında Suriye ordusunun oldukça gerilemesi sonucu Rusya müdahalesi,
  • Rusya’nın desteğini alan Suriye ordusu’nun (SAA) stratejik yerleri ele geçirip Kuzey Suriye’de ilerlemesi,
  • Türkiye tarafından düşürülen Rus savaş uçağı,
  • Riyad konferansı,
  • Cenevre-3 görüşmeleri (önce 25 şubata ardından da 9 marta ertelendi),
  • Münih anlaşması,
  • Ateşkes.

Gelişmeler sıralandığında, Suriye’de savaşan tarafları destekleyenlerin kendi tarafını kollama gözetme ve ona göre taktik oluşturma amaçlı adımlar attığı görülüyor. Bu nedenle ateşkes ve Cenevre-3 görüşmeleri oldukça önem kazanıyor. Örneğin Suudi Arabistan tarafından ilan edilip unutulan “150 bin kişilik kara ordusu”.

IŞİD’e karşı savaşmak için kurulacağı ilan edilen, sonradan Kuveyt ve Bahreyn’in “katılmayız” açıklamasıyla Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye tarafından oluşturulacağı söylenen bu ordu, Türkiye’nin de yalanlamasıyla gündemden düştü; aslında Suudi Arabistan’ın öyle bir ordu oluşturma ihtimali de hiç olmadı. Yine de böyle bir ordu oluşsaydı Suriye’de Işid’e karşı savaş adıyla aslında neler yapacağını anlamak zor olmasa gerek.

Türkiye El Kaide’nin elini güçlendirmek istiyor

2010 Arap baharından sonra Cenevre-1, Cenevre-2, Suriye’nin dostları toplantıları vs. boyunca sürekli olarak Suriye’nin toprak bütünlüğü vurgusu yapılıp “Esad gitsin” denilirken ne oldu da bir B planı önerisi geldi? Hatta “Esad güneyde bir butik devlet kuracak” ya da “Esad alevi devleti kurmak istiyor” denilerek Suriye’nin toprak bütünlüğü vurgusunda bulunan Türkiye neden Cerablus-Azez -ki bu bölge El Nusra’nın hakim olduğu bir hattı- arasından Akdeniz’e inme durumuna gerilemiş görünüyor?

Tampon bölge, güvenli bölge, güvenlikli bölge” adı altında Türkiye Suriye’de El Kaide taşeronlarının elini güçlendirmek istiyor. Bu söylenenler aslında “Esad gitsin” talebinden geri adımdı. Esad’ın tüm haklarını devredip çekilmesini ön gören yaklaşım zamanla yerini Suriye’de Suriye ordusundan arındılmış bir bölge yaratarak desteklediği unsurlara nefes alma alanları açmaya bıraktı. Suriye’nin fiili olarak Kuzey Suriye-Güneybatı Suriye olarak bölünmesi anlamına geliyordu bu talep.

Bu amaçla YPG‘nin El Kaide’ye eklemlenmesi talep edilmiş ve ENKS desteklenmişti. Son olarak Beşika‘da “eğitim amaçlı yer alan” kimi TSK güçleri “Rojava peşmergeleri” adıyla yeni bir eğit-donat programına dahil edilmek istendi. YPG’nin İslami Kürd grupların Rojava’da örgütlenmesinin nüne geçmesi (çift başlı silahlı güce Rojava’da hayır demişti PYD) ve merkezi Irak hükümetinin BMGK’ya Türkiye’yi şikâyetiyle hem Irak’ta hem Suriye’de işlev görecek bu Nakşi-ÖSO karma ordusuna engel olundu.

Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan ekseni, “ılımlı muhalifler”in Esad’ı deviremeyeceğini anlayınca, bu sefer yeni teoriler öne sürmeye karar verdi. IŞİD’e karşı 150 bin kişilik kara ordusu da bu anlamda Suriye’den Irak’a uzanan bir “Sünnistan” kurma amacı güdüyordu. Bu Sünnistan hedefi tam da El Kaide ve IŞİD’in işgal ettiği yerlerde ön görüldü. IŞİD’e karşı kara harekâtı aslında IŞİD yerine kurulacak bir Irak-Suriye ÖSO’sunun fiili devleti işlevi görecekti.

Rusya’nın Suriye savaşına dahil olmasıyla savaş kuzeye sıkışmış, son olarak İdlib’in kapılarına dayanan Rusya hava kuvvetleri (RuAF) ve Suriye Ordusu, El Kaide’yi kuzey Suriye’den temizlemek üzere. Azez, İdlib, Halep ve Hama kırsalına dayanan bu savaşta ABD IŞİD’i neden vurmuyorsun diyerek Rusya’ya sitem ediyordu. Ateşkes belli ölçülerde güney Suriye’de geçerli olsa da (zaten El Kaide ve IŞİD bu ateşkese dahil değildi) ateşkese uyacak örgütlerin büyük çoğunluğunu El Kaide ve IŞİD oluşturuyor. Lazkiye ve çevresinde, Deraa’da, Güney Suriye’de vb. kimi küçük gruplar ateşkesle pasifize edilmiş olacak. Savaş gitgide kuzey ve doğuya yığılacak.

Rusya‘nın ateşkesi önemsemesine rağmen saldırılarına devam etmesi de ABD ve destekçilerini oldukça zor duruma sokuyor çünkü Güney Suriye‘de nispeten rahatlayan ordu kuzeyde daha kolay ilerleyebilir. Tüm bu gelişmelerden ötürü ateşkes masasından zararla kalkan taraf, aceleyle B planını öne sürüyor.

Sahada başarılı olanın masada sözü geçiyor

Özetlemek gerekirse tüm bu doneler bize “ılımlı muhalifler”in yenildiği asli ülkelerin, Rusya gibi acilen sahaya inmesi gerektiğini gösteriyor. Bu bilek güreşinde sahada ABD, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkeler; karşısında ise Esad, İran, Hizbullah, Rusya ve utangaç ortak Çin var. ‘Sahada kim başarılı olursa masada onun sözü daha fazla geçer’ kuralı işliyor, masaya her oturulduğunda Rusya ve Suriye’nin daha da güçleneceğini anlayan karşıt grup, ya Cenevre-3’te olduğu gibi masayı terk ediyor ya da mızıkçılık yapıyor, başlamadan biteceğinin işaretini verip ateşkesi masada bırakıyor.

Tüm bu şartlar altında sürekli zikredilen B planının ne olacağı ise belirsiz. Federasyon mu? Suriye’nin bölünmesi mi? Esad’ın Rusya’ya rağmen devrilmesi mi? (Bu, Nato Rusya savaşı demektir.)

Federasyon veya Suriye’nin bölünmesi konusunda asıl belirleyici unsur Suudi Arabistan değil YPG olacaktır şüphesiz, çünkü Suudi Arabistan ve Türkiye’nin talep ettiği Sünnistan, Rojava topraklarına kurulmak isteniyor. Federasyon fikrini ortaya atan da PYD’ye ilk yurt dışı ofisini veren Rusya. Rusya ve Esad yönetimi YPG’ye desteğini açık açık deklere ediyor, ABD gibi. Federasyon olursa PYD kuzey Suriye’nin sorumluluğunu alarak kuzey-güney-batı Suriye kurtulacak, geriye sadece IŞİD’in yerleştiği Rakka ve Deyr Zor kalacak. Irak’ın Musul operasyonu da başlarsa IŞİD tamamen çölde yalıtılacak.

Federasyona ilk karşı olan elbette PYD‘nin kazanımlarını varlığına tehdit olarak gören Türkiye. Bu adım Türkiye’yi 2003 dönemi gibi bir Irak’ın kuzeyi – Kuzey Irak ikilemine sokabilir, hatta bu durumda öz yönetim talebiyle kuzey Kürdlerinin ayaklanması da olası. Bu “tehdidi” açık açık ifade ederek YPG’ye obüs atışları da yapıyor Türkiye. Bu durumda ABD ve ortaklarının içinden federasyon fikrine ilk karşı çıkacak olan ülke o.

B Planı Suriye’de Sünnistan kurmak mı?

O halde nedir bu B planı? Federasyon değil, Rusya’ya rağmen Esad’ı devirmek değilse nedir bu B planı? Suriye’de bir Sünnistan kurmak mı?

200 bin kişiyle “İslam ordusu” tatbikatı yapan, başını Suudi Arabistan’ın çektiği 34 ülke (34 ülkeden geriye bu gruba dahil olmadığını açıklayan kaç ülke kaldı ben de bilmiyorum) bir bakıma gözdağı verdi.

Verdi de kime verdi?

Rusya’ya mı, İran’a mı, yoksa Suriye’ye mi? Rusya’ya verdiyse ABD’yle Rusya’nın Suriye için karşı karşıya gelmesi demek ki bu bunun olacağına kimse ihtimal vermiyor. İran’a karşı oluştuğu aslında belli olan bu “İslam Ordusu” konsorsiyumundan da birçok ülke Suriye’ye kara operasyonuna sıcak bakmıyor, hatta Suudi generaller de bunlara dahil.

El Kaide Suriye kolu El Nusra lideri Culani; şayet yardım gelmezse “ılımlı muhalifler” düşecek ve bu tüm sünni devletler için tehdit demektir, dedi. Bu açıktan hem tehditti hem de durumun vehametini gösteren bir tabloydu. Acil yardım yollayın düşeceğiz, düşersek siz de düşersiniz anlamı taşıyordu bu açıklama.

Tüm bu ciddiyete rağmen Suudi Arabistan girerse (Nato’yla gireceğini deklere etmişti, Nato üyesi olmayan Suudi Arabistan) nereye girecek merak ediyorum? IŞİD’e karşı NATO öncülüğünde savaşacak bir kara ordusu?

Nato’nun Esad’ı Rusya’ya rağmen devirmek gibi bir kaygısı yoksa ve El Nusra’ya destek sunmayacaksa nereden kovacak IŞİD’i? Kovduktan sonra ne yapacak? IŞİD’in çıkarıldığı yerlerde kendine yakın isimlerle özerk bir bölge mi ilan edecek, yoksa Suriye toprak bütünlüğü deyip federasyon mu? Suudi Arabistan YPG ilişkisi ne olacak bu durumda? YPG’nin kazandığı haklara nasıl bir tavrı olacak?

150 bin kişilk ordu gibi bu B planı da biraz fazla hayali, fazla hayali… yazisonuikonu

@viilenin



Yorum yok

Ekleyin