Suriye: Ortadoğu’nun Afganistanı

|

Suriye Afganistan olurken biz de Pakistan’a benzemeye başladık.
Bu hemen hemen tüm muhalif kesimlerde bir krize yol açtı.
Muhalif kitlelerin başa çıkamadığı bu durum karşısında sessizleşip batıdan medet umar hale gelmesi bu krizin bir sonucu.

Suriye savaşında beşinci yılı geride bıraktık. Vatandaşlık kanunumuzun 11. maddesine göre ilk gelen sığınmacılar vatandaşlığa başvurabilmek için geçmesi gereken beş yılı artık geride bıraktılar.

Beş yıl önce sanki günübirlik geziye çıkar gibi gelmişler, sınır boylarında önceden hazırlanmış çadır kentlere yerleştirilmişlerdi. Suriye iskambilden bir şato gibi yıkılacak, Suriye İhvanı iktidara gelecekti. Suriye’deki binaların çoğu gerçekten de yıkıldı ama Suriye yıkılmadı. Şu anda ülkemizde 2.620.000 Suriyeli yaklaşık yarım milyon da diğer ülkelerden sığınmacı var. Ülkemiz işçi sınıfına “ne iş olsa yaparım” diyen en az iki milyon insan daha katıldı. Avrupa’dan iade edilecekler ve yeni geleceklerle birlikte bu sayının ikiye katlanacağı aşikar. Suriye’de her dört kişiden yalnızca biri 5 yıl önce oturduğu evde oturuyor. Kalan üçü ya ülke dışına gitti, ya da ülkenin görece güvenli bölgelerine. Savaşta ölenlerin büyük çoğunluğu Suriye Ordusundan askerler ya da devletin kontrolü altındaki bölgelerde yaşayan sivil halk.

Tablonun ağırlığının, bu tablonun bize çıkardığı faturaların hemen herkes farkında, üstelik bu fatura kitlelerde otoriter bir çözüm beklentisi yaratmak için kullanılıyor. Oysa üç yıl önce Reyhanlı‘da yaşanan katliam Gezi‘yi doğuran önemli sebeplerden biri olmuştu.

Davutoğlu ise “Rejim tüm Suriye’yi kontrol edemiyorsa bu Türkiye’nin sayesinde” diyor. Peki biz ‘sıfır sorun’dan sırf soruna nasıl geldik?

Bu sorunun cevabı iki tane: İktidara göre “zalim Esed reform isteyen halkın üzerine ateş açtırmış,” bu da muhalefeti radikalleştirmişti.

Diğer görüş ise bu eylemlerin hiç de demokratik olmadığını, temel sloganın “Aleviler tabuta, Hıristiyanlar Beyrut’a” olduğunu, kitlesel eylemlerin silahlı eylemlerle iç içe geçtiğini söylüyor. Bu eylemler asker ve polise yapılan eylemlerden postane memurlarının, farklı mezhep ve milletlerden insanların öldürülmesine kadar uzanıyordu.

Birincisi bir yalan. İkinci görüş ise bu kadar kitlenin niye ve nasıl sokağa dökülebildiğine dair iyi bir açıklama yapmıyor.

Suriye Komünist Partisi lideri şöyle diyor: “Geçen zaman gösterdi ki bu dönüşüm, silahlı muhalefetin kullandığı, marjinal bir tabakanın oluşabileceği bir ortama sebep oldu”

Bahsettiği dönüşüm 2000’li yılların başındaki özelleştirme, ülkenin yabancı sermayeye açılması, tarımda desteğin azalmasıyla insanların işsiz kalarak şehirlere göçmesiydi.

Irak’ın işgalinde özellikle Sünniler ABD zulmünden kaçarak çevre ülkelere sığındı. Suriye 1.200.000 Iraklıyı kabul etti. Bugün Suriye’de El Kaide/Nusra, IŞİD’i örgütleyen, ABD ve müttefiklerinin açıktan ya da dolaylı olarak desteğini gören pek çok isim o tarihte Irak’ta ABD’ye direniyordu. İslamcılar kapitalizmi reddetmedikleri için ne kadar emperyalist deseler de kullanılmaya açıktırlar. Dün direndikleri gücün yarın pekâlâ oyuncağı olabilirler.

Tüm bunların Suriye Komünist Partisi’nin altını çizdiği tehlikeli ortamla buluşması zor olmadı.

Suriye anayasası dini esas alan parti kurulmasına izin vermiyor. Davutoğlu’nun “biz onu uyardık” dediği konu buydu: Suriye İhvanı’na yasal parti kurma yolunun açılması. BAAS liderliğinde ulusal bir birlik hükümeti tarafından yönetilen Şam bunu kabul etmedi. Diğer tüm talepler ise referanduma sunuldu ve kabul edildi.

İhvan’ın en büyük destekçisi Katar Basra Körfezi’nde sahip olduğu dünyanın en büyük doğalgaz yatağını bir boru hattı ile Suriye üzerinden Akdeniz’e, oradan da Avrupa’ya taşımak istiyordu. Ancak İran ve Rusya ile hareket eden Şam bu teklifi reddetti.

Sonrasında bitmeyen bir savaş başladı, Libya’yı 6 ayda cehenneme çeviren cihadçılar, dış hatlar terminali henüz yenilenmiş bitmiş güzide Hatay Havaalanı‘mıza gelip, Suriye’ye geçmeye başladılar. Sonrasında ÖSO, İhvan yenildikçe yerlerine daha çok Selefi geldi.

Selefilik bir eskiye dönüş akımı. İslamiyet’in ilk yıllarına dönmeyi savunuyor. 11. yüzyılda Ortadoğu’da tıpta, astronomide, felsefede boy gösteren ileri fikirlere bir tepki olarak başlamış. Bu ileri adımların ezilmesinde önemli rol oynamış. Selefiliğin/Vahhabiliğin yeniden canlanması emperyalizmin Ortadoğu’da kapitalist ilişkileri geliştirmesine denk geliyor. En büyük temsilcisi Suudlar ise ABD gemisinin güvertesinde kurulmuş bir petrol krallığını yönetiyorlar.

Suriye kuşkusuz bir demokrasi cenneti değil ancak bu konuda söz söyleyebilecek son ülke Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri. Suriye ise eğitim ve sağlık başta olmak üzere en iyi Arap ülkesiydi. Azınlıkların nispeten huzur içinde yaşadığı, kimi problemlere karşın sistematik bir baskı görmediği ender Ortadoğu ülkelerinden biriydi. Bunda en önemli rol uzun yıllar süren Sovyet etkisiydi.

Öcalan’ın sınırdışı edilmesinden sonra PKK, Suriye’den destek aldığı dönemde görmezden geldiği talepleri gündeme getirmeye başladı. 2004’te Kamışlı‘da bir futbol maçı sonrasında çıkan olaylarda 30 Kürt öldü. Olayları başlatan Arap takımının antrenörünün yıllar sonra cihadçılara katılması ve son mülteci akınında Avrupa’ya iltica ettiğinde tanınarak geçmişinin açığa çıkması Şam’ın olaya ilişkin açıklamasını doğruluyordu. Şam, olayda doğrudan sorumlu olduğu iddiasını kabul etmemişti. Ama yine de bu olay bölgenin iki milliyetçi akımının arasını açtı.

Suriye Kürtleri Türkiye ve İmralı bastırsa da Şam’a açıktan bir düşmanlık göstermedi ancak ABD’nin bölgedeki hareketlerine de hep ayak uydurdu. Suriye ordusu 2012’de stratejik yerlerde yoğunlaşma kararı alıp çekilince üç ilçede fiilen yönetimi ele geçirdiler. PYD buna devrim dese de gerçekte olan fiili bir özerklikti. İlerleyen tarihlerde ABD’nin ve sonrasında Rusya’nın savaşa doğrudan dahil olmasıyla özerklik sınırlandı. ABD’nin IŞİD’e karşı koalisyon kurmasına paralel olarak onlar da IŞİD’e rakip kimi cihadçı örgütlerle işbirliğine gittiler. Rusya-ABD çözümüne paralel olarak bu işbirliği gelişti ve Suriye Demokratik Güçleri adını aldı. Bugün de adımlarını bağımlı oldukları ABD’nin tavrına göre atıyorlar.

Suudiler ve Türkiye ekonomik ve sosyal krizlerini Suriye üzerinden çözmek istiyor ve yaptıkları çıkışlar her seferinde krizlerini biraz daha büyütüyor, durumdan faydalanan ise ABD ve kimi zaman da Rusya oluyor.

Suriye Afganistan olurken biz de Pakistan’a benzemeye başladık. Bu hemen hemen tüm muhalif kesimlerde bir krize yol açtı. Muhalif kitlelerin başa çıkamadığı bu durum karşısında sessizleşip batıdan medet umar hale gelmesi bu krizin bir sonucu.

Rusya ve İran, Suriye’den sonra sıranın kendilerine geleceğini bildiklerinden savaşa dahil oldular. Bütün sınırları açık olmasına rağmen beş yıldır yıkılmayan Suriye’nin yanındalar. Kuşkusuz kendi hedef ve çıkarlarını ayrıca kolluyorlar.

Suriye Afganistan olurken biz de Pakistan’a benzemeye başladık. Bu hemen hemen tüm muhalif kesimlerde bir krize yol açtı. Muhalif kitlelerin başa çıkamadığı bu durum karşısında sessizleşip batıdan medet umar hale gelmesi bu krizin bir sonucu.

Bomboş çöller ve hemen herkesin dostu YPG bölgesi bir yana tutulursa Şam hâlâ nüfusun ve haritanın önemli kısmını elinde tutuyor.

Yine de Kerry-Lavrov anlaşması Suriye’yi ateşkesler ve federal bölgelerin çizilmesi sürecine soktu.

Yüzyıl önce Ortadoğu haritasını da çizen ve Lenin‘in Çar’ın Kışlık Sarayı’nda bulup dünyaya açıkladığı Syces-Picot anlaşmasının yerini Kerry-Lavrov anlaşması alacağa benziyor. İşin kötüsü bu defa bir Lenin’imiz henüz yok.

Bu yazı ilk olarak Bursa’da yerel yayınlanan Çağdaş Aktüel’de yayınlanmıştır.

@s_altunoglu



Yorum yok

Ekleyin