Şimdi Haberler…

Muharrem Demirdaş |

Barışmayalım! Yaşamımızı, bedenimizi, hatta cesetlerimizi dahi birer direniş ve mücadele alanına dönüştürelim. Sokaklara çıkalım, çıkalım tabii… ama birer “barış dilencisi” olarak değil, eşit ve onurlu bir barışı birlikte inşa etmek için.

habrler

“Gerçek; anlamda altüst edilmiş bir dünyada doğru, bir yanlışlık, bir kaza anıdır.”[1]

 “Medyatik olmayan, yani medyanın karşıtı olması gereken, somut insan düşüncesi tarafından oluşturulmuş, medya tarafından yakalanamaz, bizi röntgenci konumundan çıkarıp, gören konumuna getiren yeni bir Olay kavramına ihtiyaç duyuyoruz…”[2]

 

Şimdi Haberler:hbr

Cizre’de sokağa çıkma yasağı uzatıldı…

Tunceli’de 14 bölge, özel güvenlik bölgesi ilan edildi…

Gazze gibi…

16 yaşındaki Adem İrtegün, nereden geldiği belli olmayan iki kurşunla…

7 yaşındaki Baran Çağıl vurularak…

Hendekleri kapattırmak istemeyen…

Özyönetim…

Varto’da Kevser Eltürk(Ekin Wan)’ün bedenine işkence yaparak…

Bu haberler yaşadığımız coğrafyadan. Bakur’dan ve Türkiye’den. Gerilla bedenlere işkence yapılan, 16 yaşında onuruna, kimliğine, diline sahip çıkmak isteyen çocukların iki kurşunla katledildiği, insanların evlerinde kurşun yağmurlarına tutulduğu bir ülkeden, coğrafyadan haberler bunlar.

Hayatın devam etmesi kaldığı yerden, bizim “dayanışma, mücadele, birlik” gibi sözcüklerle aramıza ne kadar mesafe koyduğumuzu da gösteriyor. Ya da şöyle söyleyelim, bu sözcükler artık kavram olarak varlar dünyalarımızda, onların sezgisine varabilmiş değiliz.
Lakin ülkem derin bir sessizlikte, ülkem sağıyla soluyla derin uykularda. Diğer cenahları anlayabiliriz, zaten bir şey de beklememeliyiz onlardan, ama ülkemin solunun neredeyse oryantalist tutumu, akıl alır gibi değil. Bedenler düşerken toprağa, gençler coplu/toplu tecavüzlere uğrarken karakollarda, kalekollar almış yürümüşken, Ekin Wan sokak ortasında öylece yatarken (ki ben onun bir güvercine dönüştüğünü düşünüyorum!) bir savaş filmini izler gibi izliyoruz ekranlardan Bakur’da yapılanları.

Sonra susuyoruz, bir iki toplantıya katılıyoruz, basın açıklaması yapıyoruz, gidip bir yerlerde çay/kahve içiyoruz ve hayat devam ediyor. Hayatın devam etmesi kaldığı yerden, bizim “dayanışma, mücadele, birlik” gibi sözcüklerle aramıza ne kadar mesafe koyduğumuzu da gösteriyor. Ya da şöyle söyleyelim, bu sözcükler artık kavram olarak varlar dünyalarımızda, onların sezgisine varabilmiş değiliz.

Sol, bu ülkenin ve dünyanın vicdanıyken, vicdanların ve eylemlerin “gösteri”ye teslim edildiği memleketimizde sanal olan üzerinden dayanışmanın rehavetine artık ne yazık ki bizler de kapılır olduk. Yazıyoruz ve “tıklıyor”uz… “Faşizme hayır!” , “Gewer ve Cizire halkı yalnız değildir.” Ama yalnızlar dostlar, yalnızlar… Biz onlara dokunmadığımız, silahlarını omuzlamadığımız ve kentlerimizde, kasabalarımızda elimizden geleni yapmadığımız için yalnızlar. Aslında kendimizi medyanın “sosyal” olduğuna dair bir yanılsamaya kaptırdığımız için biz de yalnızız.

Biz onlara dokunmadığımız, silahlarını omuzlamadığımız ve kentlerimizde, kasabalarımızda elimizden geleni yapmadığımız için yalnızlar. Aslında kendimizi medyanın “sosyal” olduğuna dair bir yanılsamaya kaptırdığımız için biz de yalnızız.

“Kurt bunalınca şehre çıkar, Kürt bunalınca dağa çıkar.” der bir Kürt atasözü. Kürdistan’ın ve özelde Bakur’un dağı taşı yangın yeri şimdi. Atasözleri tarihseldir, kalıplaşmış oldukları dönem, kulağımıza bir şeyler fısıldar. Kürt… dağa… çıkar… Kürt’ün yüzyıllardır dağlarda eskittiği yollar bir konsept değişikliğiyle kentlerde, ilçelerde şimdi. Ve devlet alabildiğine bombalıyor Kürd’ü. Gerilla-bedenlere işkence yapıyor, hiçbir savaş hukukunu tanımıyor, yakıyor ormanları, yaylalarda hayvanları katlediyor… Ve tüm bunlar bir “haber”in soğukluğuyla geçiyor yanı başımızdan. Şehirlerde, ilçelerde birer gerillaya dönüşmeyi başarabilen halka, kendi meşru kararlarıyla özyönetimlerini ilan eden halka, devlet kan kusturmaya devam ediyor, bizse bir başka haber kanalına geçiyoruz hemen, ertesi gün işe gidiyoruz, akşam bir yakınımızla buluşup azıcık sahilde yürüyoruz. (Eeeee… Çok bunaldık, hakkımız değil mi?) Sonra dönüp birer bira içiyoruz.

Yaşadıklarımız; “totaliter, aydınlanma, akıl, pozitivizm, faşizm vb.” sözcüklerle açıklamasını yapıp geçeceğimiz şeyler değil yalnızca. Biz bir yerlerde bir şeyi yitirmişiz, en önemlisi de yitirdiklerimizin farkına varmamışız. Medyanın veya “sosyal” medyanın soğukluğuna yavaş yavaş alışırken, eylem patriklerimizden uzaklaşmış ve her şeyle birlikte her kavramın içini boşaltmışız. Dayanışma, devrimci mücadele, ezilen halklar, ulusların kendi kaderini… kitaplıkların raflarında ya da bir sonraki ay çıkacak dergilerimizde kalmış. Görselin, gösterinin soğukluğu bulaşmış yazılarımıza da, yazılar da mevsimsel bir reflekse, “şey”e dönüşmüş.

Ülkemizin doğusu, Bakur, yangın yeri diyorum hepimize. Ölü bedenlere işkence yapılıyor, 1980’lere dair duyduğunuz ve yüzün(m)üzü buruşturup kaçtığın(m)ız “makata cop sokarak tecavüz” ülkemizde çok güncel biliyor musunuz/biliyor muyuz, insanların evleri helikopterlerle taranıyor ve 16 yaşlarımız sokak ortasında infaz ediliyor farkında mıyız? Peki bu sessizliğimiz niye?

İdeolojik farklılıklarımız mı izin vermiyor dayanışmamıza, korkularımız mı, içselleştirdiğimiz oryantalist bakışlarımız mı, sanal dayanışma mesajlarımız mı?

İdeolojik farklılıklarımız mı izin vermiyor dayanışmamıza, korkularımız mı, içselleştirdiğimiz oryantalist bakışlarımız mı, sanal dayanışma mesajlarımız mı? Batı’da ölen bir çocuk için günlerce yürüyüşler yaparken kol kola, sokaklarda çatışırken… Doğu’da ölenler için niye aynı duyarlılığı geliştiremiyoruz/geliştirmiyoruz? Kürt’ün canı ve kanı ucuz mu, yoksa Kürt zaten alışkın mı böyle durumlara? Bizim buradan, Batı’dan gönderdiğimiz destek mesajlarımızın orada hiçbir önemi yok biliyor musunuz? O halk, kanatlarına kan bulaştırılan halk, iki eli kandayken de Hopa’ya dayanışma otobüsleri, erzak vb. gönderdi farkında mısınız? Neyse ki hala asıl birlikteliklerin, dayanışmanın anlamını sezgisel olarak da bilenler var!

Kardeşinize tecavüz ediyorlar, kardeşlerinizin hayatlarının üzerinden TOMA’larla, panzerle geçiyorlar farkında mısınız, Ekin Wan bizim için de bedenini gerilla-beden kılmıştı farkında mıyız ve yine bağıralım… bağıralım ve eyleyelim diyorum…. hep beraber üç defa, sonsuz defa! İntifada! İntifada! İntifada! Ve bir iki üç….Daha fazla….Daha fazla…

gerilla

Şimdi haberler….

Yüksekova’da 15 PKK’li…

Yüksekova ve Cizre’de yüksek tansiyon… 4 ölü, 17 yaralı…

Yüksekova’da gerginlik yok katliam var…

Lice’de köylüler…

Duran Kalkan yaptığı açıklamada HDP’ye…

Yüksekovalılar: Panzerler rastgele evlerimizi taradı…

Çünkü az sonra başka kanallara geçeceğiz, bir “paylaşım”la öfkemizi dillendireceğiz ve tüm gerçeklik bir anda yanılsamaya dönüşecek, her şey gerçekliğini yitirecek.
Bu haberler yaşadığımız coğrafyadan, son birkaç günün haberleri… Biz bu haberleri okumanın ya da görmenin halet-i ruhiyesini başka kanallara geçerek uzaklaştırırken kendimizden, Bakur’da çatışmalar –işgal– devam ediyor, Bakur’a “meçhullerin failleri” komando tugaylarının sevkiyatı devam ediyor, meşru/seçilmiş belediye başkanları tutuklanıyor ve biz… susmaya devam ediyoruz. Çünkü az sonra başka kanallara geçeceğiz, bir “paylaşım”la öfkemizi dillendireceğiz ve tüm gerçeklik bir anda yanılsamaya dönüşecek, her şey gerçekliğini yitirecek.

Şimdi 1 Eylül’e gidiyoruz adım adım… Kan var her yerde… Güvercinlerin kanatlarında kan var… 1 Eylül’e gidiyoruz ve “barış” için sokaklara çıkmamızı söylüyorlar… Panzerlerle, TOMA’larla, Özel Güvenlik Bölgeleriyle ve Sokağa Çıkma Yasakları’yla barışmamızı söylüyorlar. Barışmayalım!

Barışmayalım! Yaşamımızı, bedenimizi, hatta cesetlerimizi dahi birer direniş ve mücadele alanına dönüştürelim. Dokunarak ama, birbirimizi sesini duyarak, gözlerimizin içine bakarak. Sokaklara çıkalım, çıkalım tabii… ama birer “barış dilencisi” olarak değil, eşit ve onurlu bir barışı birlikte inşa etmek için.

 

Şimdi Haberler…

Şampiyonlar Ligi… Podolski’den olay paylaşım…

Fener’in Yıldızı Rekor Paraya Transfer Oldu!

İrlandalı Turist: Türkiye’yi seviyorum…

9 Metrekare İçin Rest Çekti….

Kapatalım… kapatalım…”Olay”ın şimdisiyle eşitlenelim, birer eylem-bedenin gerçekliğine dönüşelim şimdi.

Evet Şimdi! “Geç kalma”ların ve “izleme”lerin sükunetinden sıyrılalım…yazisonuikonu

 

[1] Guy Debord, Gösteri Toplumu.

[2] Ulus Baker, Olay Felsefesi İçin Bir Prolegomena



Yorum yok

Ekleyin