Silahlı mücadelenin rolü

Volkan Koyutürk |

Onlar demokrasi istiyorlar, ama burjuva demokrasisi. Onların dilinde barış eksik olmaz, dilde halklar arasında istenen barış, özünde sınıflar arası istenen barıştır.

Castro-en-Sierra-MaestraÇağlayan Eylemi’nden sonra bazı küçük burjuva sol köşe yazarları, bu eylem tarzının devrimci olmadığını, silahlı mücadelenin 60’larda 70’lerde kaldığını söyleyip, bırakalım eylemin politik yanını, pratik anlamda bile yanlışları olduğunu anlatmaya çalıştılar. Ben bu yazıda “silahlı mücadele nasıl verilir”  gibi bir hadsizlik yapmayacağım. Zaten Türkiye’de devrim yolunu aydınlatan büyük ustalar bu konuda bir külliyat bırakmışlardır. Aynı zamanda Mao, Che, Giap gibi önderler de tartışmaya yer bırakmayan, hem teorik hem de pratik anlamda bir miras bırakmışlardır. Bizim yapacağımız bu ustaların yazdıklarını aktarmaktır.

Devrim mücadelesi her ülkenin kendi sosyo-ekonomik ilişkilerine göre şekillenir, şablonlara bağlı değildir. Her devrim stratejisi bu ilişkilerin tespitine dayanır. Doğalında strateji Stalin’in deyimiyle “uzun erimlidir, kolay değişmez, değişimi ancak ülkenin iktisadi ilişkilerinin değişimine bağlıdır.” Yani strateji devrimci mücadele açısından bir kılavuz oluşturur. Taktik ise der Stalin, “Kısa erimlidir. Dönemsel değişiklikler gösterir.”

Mahir Çayan strateji ve taktiği şöyle açıklar:

İçinde yaşanılan toplumun süreci içindeki çelişmelerden ana çelişmenin saptanarak, bu ana çelişmenin tayin ettiği, o sürecin niteliğinin belirtilmesine Marksist literatürde “strateji” denir. Aslında askeri bir kavram olan strateji “fethetmek sanatıdır”. Ana çelişmenin niteliğini tayin ettiği süreç -herhangi bir şeyin gelişim sürecinde var olan farklı aşamalar-, içinde çeşitli aşamaları ihtiva eder. Ve her aşamada farklı aşamalar içinde taşır. Farklı şartlarda doğal olarak farklı özellikleri gerektirir, işte “taktik” denilen esnekliğin biçimlendirilmesinin önemi burada ortaya çıkar. Taktik ana çelişmenin niteliğini tayin ettiği sürecin, değişik aşamaların değişik şartlarına göre (sürecin beli aşamalarında bazen tali çelişki ana çelişki ile üst üste gelebilir bazen de ana çelişmenin bazı kısmi unsurları çö- zümlenir), bu şartlara uygun, pozisyonlar çizme, şartlara uygun, tecrit edilmiş hareketler yapma sanatıdır. 1

Mahir Çayan silahlı mücadeleyi , taktiksel bir süreç değil stratejik bir olgu olarak -ki 60’larda 70’lerde kalmış bir metot olarak değil yani- devrimin temel unsuru olarak görür. Neden? Çünkü; Türkiye’de kapitalizm  iç dinamiklerle değil dış dinamiklerle oluşmuştur. Henüz 40’larda embriyo halindeki kapitalist üretim ilişkisi, 40’ların ikinci yarısından itibaren emperyalizmle bütünleşmiş ve işbirlikçi tekelci burjuvazinin oluşumu başlamıştır. Tekelci burjuvazi tek başına hakim bir güç oluşturmaktan yoksun olduğundan diğer hakim sınıflarla ittifak yapıp, oligarşik bir yönetime geçilmiştir.

Kapitalizmin iç dinamiklerden çok dış dinamiklerle şekillenmesinden dolayı ise ülkede çarpık bir ekonomik gelişim ve buna bağlı olarak çarpık bir siyasal üst yapı söz konusu olmuştur. Mahir Çayan, bu durumu emperyalizmin 3. Bunalım dönemine tekabül ettiğini ve bu dönemin sömürgecilik ilişkisini ise yeni sömürgecilik olarak belirtir. Bu yeni sömürgeciliğin karakteristik özelliği ise açık işgaller yerine gizli işgallerin olmasıdır. Bu tip ülkelerde ve ülkemizde hem ekonomik hem de siyasal anlamda kriz süreklidir. Krizin sürekli olduğu bir ülkenin yönetim biçimi ise faşizmdir.  Mahir Çayan buna sömürge tipi faşizm yada gizli faşizm  demektedir.

İktidarların yönetememe krizi derinleştikçe açık bir hale gelir.  Bu tip ülkelerde, suni-denge politikası güdülür. Böylece halkı küçük burjuvalaştırıp, kaybedecekleri bir şeylerle sisteme bağlarlar, hele de dini duyguların güçlü olduğu bizim gibi ülkelerde bu şükürcü bir toplum yaratmanın en ideal örneğidir. Mahir Çayan silahlı propagandanın önemini şöyle açıklar:

Silahlı propaganda, belli bir devrimci stratejiden hareketle, emekçi kitlelere elle tutulur, gözle görülür maddi ve somut eylemlerden hareketle, soyuta gider. Maddi olaylar etrafında siyasi gerçekleri açıklayarak, kitleleri bilinçlendirir, onlara politik hedef gösterir. Silahlı propaganda, halkın düzene karşı olan memnuniyetsizliğini ajite eder, onları emperyalist beyin yıkamanın giderek etkisinden kurtarır. Önce kitleleri sarsar, giderek de, bilinçlendirir.

Merkezi otoritenin görüldüğü gibi güçlü olmadığını, onun kuvvetinin her şeyden önce yaygara, gözdağı ve demagojiye dayandığını gösterir. Silahlı propaganda, her şeyden önce, günlük maişet derdi vs. içinde kaybolan, emperyalist yayınla şartlanmış, düzenin şu veya bu partisine “umudunu” bağlamış kitlelerin dikkatini devrim hareketine çeker, uyuşturulmuş, pasifize edilmiş kitlelerde kıpırdanma yaratır… Silahlı propaganda, askeri değil politik mücadeledir. Ferdi değil, kitlevi mücadele biçimidir. Yani silahlı propaganda, pasifistlerin iddia ettiği gibi kesin olarak terörizm değildir. Bireysel terörizmden amaç ve biçim olarak farklıdır.2

Mahir Çayan şehirde ve kırda gerilla savaşını benimseyen silahlı propagandayı savunur. Stratejisine PASS adını verir yani Politikleşmiş Askeri Savaş Stratejisi.

Neden silahlı mücadele şarttır

Aslında silahlı mücadele her devrimin temel unsurudur. Çünkü devrimci şiddetin bir parçasıdır. Sovyetik devrimlerde olsun, Çin gibi devrimlerde olsun hatta daha geçmişte komün ayaklanmalarında da bu böyledir.  Ama bu gün silahlı mücadeleden kasıt genellikle gerilla savaşıdır. Gerilla savaşı da geçmişte pratik anlamda var olmakla birlikte, ideolojik olarak Marksist- Leninst literatüre emperyalizm çağıyla girmiştir. Ve emperyalizmin bir ülkedeki şekillenişine göre bu yöntemin stratejisi ve taktiği belirlenir.  Aslında gerilla savaşı tarihte zorun rolü ile alakalıdır. Engels zor için “her yeni topluma gebe eski toplumun,  ebesidir.” der.

Tarihte, üretim ilişkileri üretici güçlerle girdiği çatışmada gericileşir, artık miadını doldurmuş, üretici güçleri geliştirememektedir. İşte  bu noktada devrededir zor. Emperyalizm çağında ise kapitalizm gericileşmiş,  can çekişen bir hale gelmiştir. Bu yüzden emperyalizm çağı devrimler çağıdır, çünkü maddi şartlar hazırdır. Bu noktada zor hangi koşullarda ve nasıl devreye gireceğine kalıyor. Gerilla savaşı bir devrimci şiddettir. Marks:

… Ancak, artık sınıfların ve sınıf çelişmelerinin bulunmadığı bir düzendedir ki sosyal evrimler, artık siyasi devrimler olmaktan çıkacaklardır. O zamana kadar toplumun her yerinden değiştirilip, düzeltilmesinin arifesinde sosyal bilimin son sözü şu olacaktır: Ya mücadele ya ölüm, ya kanlı savaş ya da yok olma. der 3.

80’lerle beraber emperyalizmin yeni ekonomik modeller ortaya atması. Finans ve inşaat sektörünün gelişimi, sanayinin sömürge ve yeni sömürge ülkelerde kurmuş olduğu fabrikalarla üretilen ürünlerin bu halklar nezdinde çabuk ulaşılır olması, bu ülkelerin emekçi kesimleri üzerinde biçimsel bir iyileşme yaratır. Fakat tekelleşme daha büyük boyuttadır ve halklar daha da yoksullaşmakta emperyalizmle ve iktidar güçleriyle çelişkileri daha da derinleşmektedir.

Bu kriz aslında Mahir Çayan’ın belirttiği gibi süreklidir, kimi zaman azalır kimi zaman derinleşir ama hep vardır. Bu yüzden var olan krizi derinleştirecek olan devrimcilerdir der. Emperyalizm çağında, barışçıl yolla parlemeter yöntemlerle sosyalizme geçmenin imkanı yoktur. Fakat bu yazarlar zaten sosyalizme de inanmamaktadırlar. Onlar demokrasi istiyorlar, ama burjuva demokrasisi.  Onların dilinde barış eksik olmaz, dilde halklar arasında istenen barış, özünde sınıflar arası istenen barıştır.

Peki neden ısrarla silahlı mücadele artık bugün geçerli değil denmektedirler. Çünkü bu durumu solda savunanlar artık kendilerine Lenin‘i, Stalin’i değil yada Mao’yu Che’yi değil,  referans olarak Habermansları, Neo-Marksizm’i, Avrupa solunu  almaktadırlar. Bu bakış açısı sınıflar mücadelesinin inkar etmektedir, devrimi istememektedir çünkü konformizm bir hastalık gibi bu kesime yayılmıştır.

Burjuva parlementer mücadele bu kesim için en ideal mücadeledir.  Emperyalizm artık değişmiştir. Mavi yakalılar yerine beyaz yakalılar ağırlıktadır -bu aslında yeni sömürgecilik ilişkilerinde halkın küçük burjuvalaştırılmasıdır- denmektedir.

Peki silahlı mücadele, şiddet yoluna baş vurma miadını doldurmuş mudur? Hayır. Emperyalizm varlığını koruduğu sürece de bu olmayacaktır. Çünkü emperyalizm varlığını halklara karşı açtığı savaşla sürdürebiliyor ve Mao’nun dediği gibi savaşların yok olması için emperyalizme karşı savaşılması gerekir.

Emperyalizm çağında silahlı mücadele öznel bir tercih değil nesnel bir zorunluluktur. Çünkü:

Kapitalizm can çekişme dönemine girdiği için bürokrasi ve militarizmi iyice güçlendirmiştir. Sosyal devrimin emperyalizm döneminde tek yolu vardır, oda şiddet yoluyla bürokratik ve askeri makineyi parçalamaktır.4

Bu gün dünya halklarına karşı silahlı mücadeleyi başlatan emperyalizmdir, halklar da elbette ki buna karşı silahlanacaklardır.yazisonuikonu

  1. Mahir Çayan, Bütün Yazılar
  2. Mahir Çayan Bütün yazılar
  3. Marks, Felsefenin Sefaleti
  4. Mahir Çayan, Bütün Yazılar


Yorum yok

Ekleyin