Sıcak sular, kölelik, soykırım

|

21 Mayıs 1864, Çerkesler için soykırım demektir.
Bugün Çerkesler, ana dillerini korumak ve çocuklarına öğretmek, 1864’ün soykırım olarak tanınmasını sağlamak ve anavatanlarına dönmek istiyorlar. Çok mu?

Soykırım'ın 151. Yılı

Soykırım’ın 151. Yılı

Büyük Rus yazar Lev Tolstoy’u hemen hepimiz okumuşuzdur. Onun romanlarında Rus Tarihi’nin önemli izlerini bulmak, o yılları anlamak mümkün. Sık sık karşımıza çıkan olaylardan biri de azad edilen kölelerin özgürlüğü tanımaya çalışmaları ve açlıkla karşılaşmalarıdır.

Tolstoy’un ölümünden sonra yayımlanan Hacı Murat kitabında da Kafkasya’da yaşanan olaylar kısmi olarak anlatılır. Hacı Murat’ın Şeyh Şamil’e karşı giriştiği iktidar mücadelesinde Rusların yanında görünerek bulunduğu bölgenin tek hakimi olma isteğini, aynı şekilde Rusların da Hacı Murat’ı kullanarak Şeyh Şamil’i tasfiye etme çabalarını okuruz.

O yılları sürgün olarak tanımlamak bence eksik kalacaktır.(…) Rus merkez karargahının komutanlarına “14 yaşından küçük kızlara tecavüz edilmemesi” yönünde emir verdiği bir olaydan bahsediyorum.

Bunların yanında ilk ve orta öğretim boyunca bizlere okutulan tarih kitaplarında Rusların sıcak denizlere inme politikasından bahsedilir.

Üç paragrafın kesişimi bize Kafkasya’nın en acı yıllarını anlatır: Çerkes Soykırımı’nı.

Soykırım demek bir çoğunuzu rahatsız edebilir. O yılları sürgün olarak tanımlamak bence eksik kalacaktır. Çünkü yaklaşık bir milyon insanın kendi rızaları dışında yer değiştirmesi, yaşam alanlarını terk etmek durumunda bırakılması ve öldürülmesinden bahsediyorum. Rus merkez karargahının –askeri çıldırmışlığın zıvanadan çıktığını görüp- komutanlarına “14 yaşından küçük kızlara tecavüz edilmemesi” yönünde emir verdiği bir olaydan bahsediyorum.

sürgün

Resim: Faruk Kutlu

Olayların kökeninde Rusların kapitalizme geçişini görmek gerekiyor. Onüçüncü yüzyıldan itibaren Rusların tarih sahnesinde yer aldıklarını, bizim “Deli” batılıların “Büyük” olarak adlandırdığı Petro’nun çizdiği yönde giderek sıcak suları ve sömürebilecekleri toprakları stratejik hedefleri haline getirdiklerini biliyoruz.

Rus yayılmacılığı kapitalist dönemle giderek artmış, emperyalist saldırganlık halini almıştı. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında yaklaşık 70 milyonluk nüfusun 28 milyonu köle durumunda, 250 Bin soyluya bağlı olarak yaşıyordu. 1861’de serflik yasal olarak kaldırıldı. Köleliğin kaldırılmasıyla muazzam bir toprak alım satımı başladı. Yasanın çıkmasını takip eden iki yılda 2 Bin civarında köylü ayaklanması oldu. Pazar için tarımsal üretim arttı. Topraksız kalan köylüler ise şehirlerde ucuz işgücü haline geldiler. Bir de yeni topraklar bulunması gereği vardı. Bunun için de başta Kafkasya olmak üzere yakın alandaki bölgeler gözdeydi. Buhara, Hive, Hokand Hanlıkları‘na, Kırım’a kısa sürede hakim olmuşlardı. Buralardaki Osmanlı etkisi de kırılarak, Rusya kısa sürede bir “halklar hapishanesi” haline geldi.

Ana dillerini unutan Çerkesler vardı artık. Ubıhça, son konuşanını (Tevfik Esenç) 1992’de Manyas’ta toprağa verdi ve ölü diller hanesine adını yazdırdı.

Çerkesler, özellikle Adıge’ler 1800’lerin başından itibaren küçük gruplar halinde Osmanlı’ya en çok da Karadeniz kıyılarına yerleşmeye başlamışlardı. Kırım Savaşı’yla birlikte Çerkes vatanı stratejik bir önem kazanmıştı. Karadeniz civarına yerleşen Adıge’ler ve köle ticaretini Osmanlı ile sürdüren Ubıhlar, Rusların yayılmacı politikalarına engel oluşturuyordu. Karadeniz üzerinden gelebilecek yardımlar ve silahlar, savaşçı kavimlerin daha dirençli olmasına yarayacaktı. İngilizlerin Orta Asya ve Kafkasya’daki iletişimleri ve Osmanlı’nın tarihsel bağları bu anlamda Ruslar için rahatsızlık vericiydi. Hızlanmaya başlayan emperyalist süreçleri kesintiye uğrayabilir, zayıflayan Osmanlı’yı aşıp Akdeniz’e ulaşma çabaları durabilirdi. Bu yüzden Osmanlı ile anlaşarak Çerkesler’i buraya gönderme kararı alındı. İstambulak’o adını alan bu süreç 1861’de başladı ve 1864’te soykırım olarak görülmesi gereken o meşum sürgün-tehcir halini aldı.

sürgün3

Resim: Asker Siyuhov

Karadeniz kıyısına günlerce hiç durmadan yürütülen çocuk, yaşlı, kadın binlerce Çerkes harap bitap biçimde kırık dökük gemilere bindirildi. Gemilerin bir kısmı karaya varamadı. Gemilerde bir çok insan öldü ve cesetleri Karadeniz sularına bırakıldı. Anavatanda kalan Çerkesler ise Don Havzası’na sürüldü ya da öldürüldü. Emperyalizme giden sürecin ilk soykırımı kısaca böyleydi.

21 Mayıs 1864’te ilk gemi Kefken kıyısına yanaştı ve içinde son sağ kalanlar toprağa ayak bastı. Günlerce yakındaki bir mağaraya sığındılar.

Osmanlı ise Çerkesler’in kendine tehdit oluşturmasını önlemek için onları Balkanlar, Ürdün, Suriye, Doğu Anadolu, İç Anadolu, Karadeniz ve Marmara’ya dağıttı. Aileler dağılmış, çocuklar ölmüş, uyum sorunu başlamıştı. Sıkıntılar bitmiyordu.

Üstüne Cumhuriyet’le birlikte kültürlerinin yok olma tehlikesi ortaya çıktı. Ana dillerini unutan Çerkesler vardı artık. Ubıhça, son konuşanını (Tevfik Esenç) 1992’de Manyas’ta toprağa verdi ve ölü diller hanesine adını yazdırdı.

Zaman ilerledi ama o günler unutulmadı.

Bugün Çerkesler, ana dillerini korumak ve çocuklarına öğretmek, 1864’ün soykırım olarak tanınmasını sağlamak ve anavatanlarına dönmek istiyorlar. Çok mu?yazisonuikonu



Bir yorum

Ekleyin

Yeni yorum ekleyin.