Sermayenin gölgesinde futbol: Bir Şampiyonlar Ligi incelemesi

|

Rakamlar üzerinden görünen o ki, uluslararası ekonomik düzen benzerini kültürel sportif bir alanda yaratıyor.

 

champions-league-

 

Futbol, kitlelerin katılımının en yoğun olduğu oyunlardan. Uğruna insanlar seviniyor, günlük yaşamını aksatıyor, sinirleniyor, cinayetler işliyorlar. Portekizli diktatör Salazar’a atfedilen “36 yıl boyunca halkı 3 F ile yönettim; fado, fiesta, futbol” söylemi, kültürle bir topluluğun yönetilebileceği yanılsamasıyla idealist, faşizmin baskı aygıtlarını gizleyen bir noktaya denk düşüyor.

Bu yazının temel konusu, 1955’ten 1992 yılına kadar Şampiyon Kulüpler Kupası, 1992 yılından sonra Şampiyonlar Ligi olarak oynanan kupanın üzerinden ülkeler bazında bir Avrupa futbolu incelemesi. Dünya düzeninin ekonomik alanda tekelleşmeyi mümkün kılan yapısının, kültürel sportif bir alanda da benzerini yarattığını istatistikler ile tartışmaya çalışacağız.

Avrupa futbolunu incelediğimizde, ülkeleri üçe ayırmak mümkün. Tekeller (İspanya, İngiltere, İtalya, Almanya), küçük burjuvazi (Fransa, Hollanda, Portekiz) ve sömürgeler (Avrupa’nın geri kalanı). 1992 yılından öncesinde, Şampiyon Kulüpler Kupası olarak oynanan dönemde kurallar basit. UEFA listesinde yer alan ülkelerin şampiyon takımları kupaya katılım gösterirler. Maçlar eleme usulü, olabilecek makul ve adil bir düzende oynanır. Her takım eşit şartlarda, aynı turlardan kupaya katılım gösterirler.

Şampiyon Kulüpler Kupası; Nispeten adil bir düzen

Rakamlara baktığımızda; 1955 yılından 1992 yılına kadar oynanan 37 sezonda yarı finallerin % 53’ünü “tekeller”, % 22’sini “küçük burjuvalar”, % 25’ini ise “sömürgeler” olarak adlandırdığımız ülkelerden katılım gösteren kulüpler oynamışlar. 1955 ile 1992 arasında kalan bu dönemde, “tekel” ülkeler adına İspanya, İngiltere ve İtalya birbirine çok yakın yarı final sayıları ve kupa kazanma başarıları gösterirken, Almanya henüz “genç emperyalist”tir. “Küçük burjuvazi”de Fransa, Hollanda, Portekiz ve Şampiyonlar Ligi kurulduktan sonra yarı finale tek bir takım dahi gönderemeyen İskoçya çok yakın oranlarda yarı final başarısı gösterirler. “Sömürgeler” cephesindeyse, yarı finalist takımların %62’si eski doğu bloku ülkelerinden gelirken, kazanılan iki kupada; 1985’te Romen Steaua Bükreş, 1990’da Yugoslav Kızıl Yıldız imzası vardır. Ayrıca bu dönemin bir ilginç özelliği, her sezon “tekel” ülkeler dışında bir ülkenin temsilcisi yarı final görebilmiştir.

Steau Bucureşti (Bükreş) 1985-86 sezonu ilk 11'i.

Steau Bucureşti (Bükreş) 1985-86 sezonu ilk 11’i.

d44e2e0c_Crvena-Zvezda-1990-1991-vel

1991 yılı şampiyonu Kızılyıldız takımı kadrosu.

 

 

Şampiyonlar Ligi; Yeni dünya düzeni ya da başka alternatif yok! 

Sovyetler Birliği’nin dağılması, Doğu Bloku’nun çökmesiyle beraber, 1992 / 1993 sezonundan itibaren -sermayenin taleplerine uygun yeni bir dünya düzeninin kurulması gibi- başka bir düzenlemeye gidilir; Şampiyonlar Ligi kurulur. Lakin kurulan düzen, eski düzenin “makul ve  adil” yönlerini de törpüleyip (emperyalizmin sosyal demokrasiye dahi tahammülü kalmaması gibi), tamamen futbolu endüstrileştirecek, tekellerin başarısını engelleyebilecek tüm koşulları ortadan kaldıracak, “küçük burjuva” ve “sömürge” ülkeleri “alternatifsiz” bırakacaktır!

Şampiyonlar Ligi kurulmadan bir yıl önce uygulamaya konulan grup sistemi kökleşecek, “futbolun yaramaz ve sürprize açık yönü”  denebilecek zayıf takımların güçlü takımları eleyebilmesine olanak sağlayan eleme usulü, sadece büyük kulüplerin katılmadığı ilk turlarda oynanacaktır. Şampiyonlar Ligi’ni dönemleriyle beraber incelediğimizde, “kalan hak kırıntılarının da” nasıl sırayla ve ısrarla gasp edildiğini göreceğiz.

Şampiyonlar Ligi’ni kurallar bütünündeki değişimler gereği üç dönemde inceleyebiliriz. Fakat Şampiyonlar Ligi’nin genel istatistiğine yarı finaller üzerinden baktığımızda, oynanan 22 sezonda yarı finallerin %81’ini “tekeller”, %16’sını “küçük burjuvalar”, %3’ünü “sömürgeler oynamış. Şampiyon Kulüpler Kupası ile kıyaslandığında, “seyirciyi arttırmaya yönelik” Şampiyonlar Ligi politikalarının gelir bölüşümü modeliyle de birleştirildiğinde tekelleşmeyi güçlendirdiği açık.

Bu sezon da dahil olmak üzere, son beş sezondur Şampiyonlar Ligi yarı finali, İspanya, İngiltere, Almanya ve –bu sezon Juventus’un yarı finale kalması ile beraber- İtalya arasında oynanmakta, kupanın kapıları “küçük burjuvazi” olarak adlandırdığımız Fransa, Portekiz ve Hollanda ülkelerine dahi kapanmaktadır. Şimdi Şampiyonlar Ligi’nin bu noktaya nasıl geldiğine bakalım.

Sömürge düzeninin oryantasyonu

Bosman Kuralları: Belçikalı futbolcu Jean Marc Bosman’ın transfer olmasının önüne geçen bonservis bedeli konusunda Avrupa Adalet Divanı’na açtığı dava sonucunda verilen karar futbol endüstrisinin gelişiminde önemli bir karardır. Böylece (sadece futbol değil) sporcuların serbest dolaşımı sağlanmış oldu. Bununla birlikte yabancı sınırlaması olarak bildiğimiz kural da değişime uğradı ve AB üyesi ülkelerin sporcuları tek ülke içinde ele alınmaya başlandı.

1992 / 1993 sezonuyla 1997 / 1998 sezonu arasında oynanan dönemde, her ülkenin şampiyonu turnuvaya katılmaktadır. Her yıl oturtulmaya çalışılan bir düzen vardır lakin kabaca bir ön elemenin ardından grup sistemi getirilir, gruplarında başarıya ulaşan takımlar eleme usulü yarı final / final ya da çeyrek finalden itibaren final oynarlar. Bu arada oynanan 6 sezonda, “tekel” ülkeler ve “küçük burjuvazi” yarı finallerin %45’ini oynarlarken,  sömürgelere %10 düşmektedir. Fransa ve Hollanda takımlarının “Bosman Kuralları”ndan hemen önce yaptığı başarılı hamle gözle görünürdür. Bu dönem, “küçük burjuvazi” olarak kodladığımız Fransa, Hollanda ve Portekiz’in kulüpler bazında başarılarının sürekliliği açısından göreceğimiz son dönemdir.

Ayrıca yine bu dönem içerisinde 1995 yılında –kurulan düzenin temel taşlarından sayılabilecek- “Bosman Kuralları” uygulamaya konulmuş, Avrupa Birliği sınırları içerisinde Avrupa Birliği vatandaşı olması koşuluyla yabancı sınırlaması kaldırılmış, futbolun bir endüstri, futbolcunun bir meta olmasının hukuki boyutu aradan çıkarılmıştır. “Küreselleşme”, “özgürlük”, “sınırların kaldırılması” sloganlarıyla gizlenen futbolun tekellerinin “futbolcu ihracının” önü alabildiğine açılmıştır. Öyle ki ara istatistik olarak; 1995 yılından sonra oynanan 18 sezonda “tekeller” yarı finallerde % 91 ile temsiliyet görürken, “küçük burjuvazi” yalnızca % 8,  sömürge ülkeler ise % 1 takımla yarı finale katılım gösterebilmişler.

1997 / 98 ve 1998 / 99 sezonları, “tam sömürge” düzeninin oryantasyonudur. UEFA sıralamasında puanları gereği yukarıda olan ülkelerden sadece şampiyonları değil, lig ikincileri de Şampiyonlar Ligi’ne dahil edilir. Bu iki sezonda “tekeller” yarı finallerin %75’ini alırken, “küçük burjuvazi” ve “sömürgeler” %12,5 oranında temsil edilirler.

Tam sömürgeleştirme 

1999 / 2000 sezonundan itibaren ikişer takım yetmez, UEFA ülke sıralamasına göre 1-3. sıradaki ülkeler 4, 4-6. sıradaki ülkeler 3, 7-15. sıradaki ülkelerse 2’şer takım göndermeye başlarlar. 1999’dan günümüze kadar 15 sezonu kapsayan dönemde, Şampiyonlar Ligi’nin yeni formatında, “tekeller” yarı finallerde %94 ile temsil edilirken, küçük burjuvazinin “sınıf atlama hevesi” %6 katılım ile kursağında kalmış, “sömürgelerin” ise “tam sömürgeleşme” süreçleri başarıyla tamamlanmıştır; yarı finallere hiç takım gönderememişlerdir.

Ayrıca kulüpler bazında basit bir inceleme yaparsak, Şampiyon Kulüpler Kupası döneminde 21 farklı ülkeden 62 kulüp, kulüpler bazında Avrupa’nın en üst düzey turnuvasında yarı finalde yer almışlar. Bu kulüplerin 23’ü “tekel” ülkelerden gelirken, 13’ü “küçük burjuva”, 26’sı “sömürge ülkelerden” katılmışlar. Şampiyonlar Ligi kurulduktan sonraysa 11 farklı ülkeden 27 takımın 18’i “tekel” ülkelerden gelirken, 7’si “küçük burjuva”, 2’si “sömürge” ülkelerden yarı finale kalabilmişler.

Rakamlar üzerinden görünen o ki, uluslararası ekonomik düzen benzerini kültürel sportif bir alanda yaratıyor. Galeano’nun “emperyalizme küreselleşme deniyor, çocuğa cüce demek gibi bir şey bu” lafzıyla kodladığı küreselleşme, futboldaki karşılığını “4 ülkenin sürekli başarısına karşılık -sınıf atlama hevesli- üç ülkenin de sömürgeleştirilmesi, sömürgelerinse köleleştirilmesi” olarak buluyor. “Çok renk” vaadi “başarısı kaçınılmaz” tekelleri yaratıyor. Şampiyonlar Ligi Marşı’nda söylendiği gibi onlar “futbolun efendileri” değil, onlar “sermayenin efendileri”.  Dolayısıyla “Futbol mu yönetiliyor? Futbolla mı yönetiliyor?”sualinin neticesi açık. Futbol bilinen en keyifli oyunlardan. Bu çirkin makyajı da uluslar arası ekonomik model değişmeden değişmeyecek gibi.

 

@Serwan_Hameran / hameran.net



Yorum yok

Ekleyin