Samed’in dünyası

Turgut Say |

Behrengi, masallarını çocukları uyandırmak için kullanır, onları uyutmak için değil.

image

Samed Behrengi Azeri asıllı İranlı çocuk hikayeleri yazarı, çevirmen, düşünür ve öğretmendir. 1939’da Güney Azerbaycan’ın Tebriz kentinde doğdu. Babasının adı İzzet, annesinin adı Sara idi. Samed’in iki erkek ve üç kız kardeşi vardır. Babası mevsimlik işçiydi ve genelde işsiz olduğu için ailenin maddi durumu çok kötüydü. Samed ilkokulda okurken, babası Bakü petrol kuyularında çalışmak için Kuzey Azerbaycan’a gitti ve bir daha dönmedi. Annesi Sara, evlere temizliğe giderek çocuklarını büyütüp okuttu. Samed başarılı bir öğrenciydi ve 1957 yılında öğretmenlik okulunu birincilikle bitirdi ve kendi isteği ile köylerde öğretmenliğe başladı. 1958 yılında Tebriz Üniversitesi gece öğreniminde İngiliz Edebiyatı bölümünü kazandı ve 1962 yılında mezun oldu. Öğretmenlik yıllarında çocuk hikayeleri ve masallar yazdı. Hep siyasetin içinde bulundu ve sol partilere yakınlık duydu. Birkaç kez tutuklandı iki kez görevden uzaklaştırıldı, tekrar göreve döndü. Yazarlığı yanı sıra çeşitli adlar ile Türkçe ve İngilizceden Farsçaya, Farsçadan Azericeye çeviriler yaptı. İlk Azeri dili alfabe kitabını hazırladı. 1968 yılında şaibeli bir şekilde Aras Nehrinde boğuldu ve dört gün sonra cesedi bulunarak ailesine teslim edildi.

Yazarın Küçük Kara Balık kitabı bugüne kadar yirmiden fazla dile çevrilmiş sayısız uluslararası ödül almış ve Gardian gazetesinin araştırmasına göre dünyada çocuklar için yazılmış en önemli on eser arasında yer almaktadır. Küçük Kara Balık sadece çocuklar için değil, her yaştaki insanlara mesajlar içeren bir eserdir. Kitap İran Şahına karşı silahlı mücadeleyi başlatan İran Halkın Fedai Gerillaları Örgütü’nün resmi olmayan manifestosu olarak yıllarca İran’da sansüre takılmıştır.

Küçük Kara Balık kuşkusuz bir solcudur

Küçük Kara Balık Kitabının Özeti Samed BehrengiKüçük Kara Balık sordu, “Ama anneciğim her şeyin bir sonu yok mu? Gece sona ermiyor mu?…”

Samed‘in dünyasında masalların büyülü bahçesi, acımasız gerçekler ve onlara karşı bir baş kaldırıya kapılarını açar. Belki bugüne kadar hiçbir çocuk hikayecisi bu denli ustalıkla, gerçeğin çirkin yüzü ile hayal aleminin büyülü yüzünü yan yana ve bir arada anlatmamış, anlatamamıştır.

“Masalın en önemli işlevi çocuğu gerçeklere alıştırmaktır” der Behrengi. Yaşam ve insana olan duyarlılığı artırmak, çocuğun gerçekleri daha iyi algılamasını sağlar. Samed’in yarattığı yazınsal dünyanın amacı işte burada saklı.

Samed’in dünyası diyalektik bir dünyadır; karşıtların savaşından hareketin ve yaşamın doğduğu bir dünya. Çocuk, karanlığı da kötülüğü de tanıyamazsa onlara karşı savaşmasını nasıl bilecektir? Samed’in dünyasında çocuğun öğrenmesi gereken en önemli nokta belkide ; aydınlığın ve iyiliğin kendiliğinden ve kolay yoldan gelmeyeceğidir.

Küçük Kara Balık masalında, sürekli aynı rutini tekrarlamaktan bıkan küçük kara balık yeni dünyaları bulmak için doğduğu suları terk etmeye karar verir. Onun bu kararını saçma bulan annesi ve toplum onu bu sevdadan vazgeçirmeye çalışır. Onu ikna edemeyince dışlamaya kalkarlar.

Annesi ise iç çekmiş, “Bir gün gelip çocuğumun böyle konuşacağını aklımın ucundan bile geçirmezdim, kim bilir hangi şeytanlar onu kandırmışlar?”  

Küçük Kara Balık, toplumsal inançları körü körüne doğru kabul eden ve ona karşı olan herkesi dışlayan, aforoz eden bu yaklaşıma direnmeye kararlıdır:

Küçük Kara Balık itiraz etmiş, “Hiç de bile! Kimse beni kandırmadı! Benim zekam var, aklım var, gözüm var, kulağım var…”

Bireysel aklın toplumsal doğrulardan üstün olduğuna inanan Küçük Kara Balık, hayalinden vazgeçmez ve yola koyulur.

Solun anlamı tüm nicel üstünlüklerine karşın yanlışa, sayısal olarak güçsüz ama niteliksel olarak üstün olan doğrudan yana savaş açmaksa, Küçük Kara Balık kuşkusuz bir solcudur. Küçük Kara Balık’da Samed bunu ilginç bir matematik ile ortaya koyar ve hikaye şu cümle ile başlar;

Yelda gecesiydi.* Denizin dibinde yaşlı bir balık, sayıları on iki bini bulan çocuklarını ve torunlarını etrafına topladı ve onlara masal anlatmaya başladı.

Masalda Küçük Kara Balık’ın yolculuğu ve yolculuk boyunca verdiği mücadele anlatılır.  Masal balıkçıl kuşu ile girdiği savaş ile son bulur ve Samed, hikayeyi  bu satırlarla bitirir;

Yaşlı balık burada masalı sonlandırıp on iki bin çocuk ve torununa, “Evlatlarım, torunlarım, artık uyku zamanı!” dedi. Çocukları ve torunları ise hep bir ağızdan, “Büyükanne, o Küçük Kara Balık’ın başına ne geldi anlatmayacak mısın?” diye sordular. Yaşlı balık, “Onu da yarın akşam anlatırım,” dedi ve ekledi, “Şimdi uyku zamanı haydi, herkese iyi geceler!” On bir bin dokuz yüz doksan dokuz balık, “İyi geceler!” diyerek uyumaya gitti. Büyükanne de hemen uykuya daldı. Sadece Küçük Kırmızı Balık’ın gözünü uyku tutmadı. Bütün gece boyunca denizi düşünüp durdu…

Samed’in küçük matematik oyunu burada ortaya çıkar; yaşlı balık on iki bin küçük balığa hikayeyi anlatır. Şimdi uyku zamanı dediğinde on bir bin dokuz yüz doksan dokuz balık uyumaya gider. Bir eksik balık ise bu hikayeden gereken mesajı alan, Küçük Kırmızı Balıktır. Samed’in mesajı çok keskindir; Bu dava sadece tek bir bireyle bile devam eder!

Behrengi’de inancın eylemi sözdür

ulduz-ve-konusan-bebek-1442220330Ateş böceği de ona dönüp,”Tavşan kardeş, ben ister ormanda olsun ister başka bir yerde hep karanlık ortamları aydınlatmak derdindeyim. Gerçi kimileri benimle dalga geçip bu cılız ışığınla dünyadaki kocaman karanlıkları aydınlatamazsın diyorlar!” Tavşan,”Yok kardeş bu laflar mazide kaldı. Artık yeni sloganımız; küçük de olsa, ışığını yak da gel, dir!”

(Ulduz Ve Konuşan Bebek)

Samed’in dünyasında söz, adlandırılmayan veya yanlış adlandırılanları, yeniden adlandırdığı için önemli bir eylemdir. Sartre’a göre yazarın görevi, “Hiç kimsenin dünyadan habersiz kalmamasını ve bu yüzden kendisinin suçsuz olduğunu ileri sürmemesini sağlamaktır.” Samed bu görevi üstlenen bir yazar olarak masallarını çocukları uyandırmak için kullanır, onları uyutmak için değil.

Küçük Kara Balık’ın yolculuğu boyunca görüp tanıyacağı bir sürü yeni şey olacak ama değişmeyen şey hep aynıdır; herkes dünyayı kendi etrafında olan şeyle sınırlı görmekte böylece kendini dünyanın merkezine yerleştirip her şeyi ona göre adlandırmaktadır. Küçük Kara Balık bu klişe adlara, sözü ile savaş açar;

“Cahil olmasaydınız, dünyada çeşit çeşit yaratıklar olduğunu ve her birinin kendi türünü en güzel yaratık olarak gördüğünü bilirdiniz…”

Küçük Kara Balık, dünyanın bir sınırı olmadığı gibi, birilerinin etrafında da dönmediğine inanır ve bu yüzden var olan kaostan doğan bir düzenin kölesi olmamaya niyetlidir.

Küçük Kara Balık, “Dostlarım sakın bu kurnaz avcıya kanmayın, o bizi birbirimize düşürüp hepimizi yutacak… Benim ise başka bir planım var!”

Ne yazık ki toplumun büyük kısmını korkaklar oluşturmaktadır. Korkaklar düzeni değiştirmekten korktukları için zalimlerin yalanlarına inanmayı yeğlerler:

Minik balık ona dönmüş “Sen ne dediğinin farkında değilsin. Şimdi bak gör, Sayın Pelikan bizi bağışlayıp seni yutacak!”

Samed ezilmişliği ve yoksulluğu iyi bilir. Çocukluğu Tebriz‘de yoksulluk içinde geçmiş. Babası mevsimlik fakir bir işçi, annesi Sara ise çocuklarının eğitimli olması için her işi yapan bir kadındır. O yüzden Samed, yoksulluğu ne acınacak ve ne de övünülecek bir şey olarak görür.

Annesi çalışmak için evlere gündelikçi olarak gidip, başkalarının çamaşırlarını yıkıyordu. Arada inanılmaz haberler aktarırdı; “Dün gece yoksul bir aile soğukta donarak ölmüşler! “Bir günde ağ̆layarak üvey anneye; “Dün gece küçük kızım tandırın altında donup ölmüş!” dedi.

(Ulduz ve Kargalar)

Sabah uyandığımda babam anneme; “Bu kahrolası memlekette biri çıkıp da neden birilerinin evinde kömür yok sormuyor mu?” diyordu.

(Ulduz ve Kargalar)

Ateş böceği Yaşar’a döndü,”Yaşar kardeş sen dön bebek hanıma bir bak. Ne güzel renkli renkli elbiseleri var üstünde. Her şeyi ile tavus kuşundan, bin kat daha güzel ama zerre kadar kibirli değil. Biliyor musun bu dünyanın bin bir hali var. Bir gün gelir belki onun bu elbiseleri olmayabilir ama biz onu yine de severiz. Neden biliyor musun? Çünkü birinin içi güzel olursa ister dışı güzel görünsün ister görünmesin o hep güzeldir,”dedi.

Yaşar ağaçların loş karanlığında, parmaklarının ucuyla dizlerindeki yamalara, gömleğinin kollarındaki yırtıklara, tabanı çatlamış yalın ayaklarına dokundu ama bir şey söylemedi.

(Ulduz ve Konuşan Bebek)

Samed’in dünyasında kötü ve iyi savaşında iyi çok masum değildir. Gerektiğinde iyi, kötüler kadar acımasız olabilmektedir;

Minik balıklar bir anda kendilerini pelikanın midesinin içinde bulmuş. Bunu gören Küçük Kara Balık bir an duraksamadan hançerini çekip keseyi delivermiş. Pelikan acıyla inleyip kafasını suya vurmaya başlamış…

(Küçük Kara Balık)

Samed’e göre kötüye karşı girişilecek bir savaş neredeyse kaçınılmazdır. Bu savaş sürdükçe, iyiler en az kötüler kadar kötü olamazlarsa, kötüler bu savaşı kazanabilir. Samed’in mesajı yalın ve acımasızdır; İyiliğe karşı iyilik, kötülüğe karşı kötülük!

Ulduz-ve-KargalarYaşar, “Peki şimdi oturup güzel bir plan yapalım,”dedi

Üvey annenin sirke küpü damın bir köşesinde duruyordu. Üvey anne onun etrafına taşlar dizip yerini sağlamlaştırmıştı. Birden,Yaşar’ın gözleri taşlara kaydı,”Gel köpeği öldürelim!” dedi.

Ulduz, “Ne öldürmek mi?” diye sordu.

Yaşar, “Onu öldürürsek, ömür boyu kurtulmuş olacağız,” dedi.

Ulduz, “Hayır ben korkuyorum,” dedi.

Yaşar, “Ben öldürürüm!” dedi.

Ulduz, “Bu günah değil mi?” diye sordu.

Yaşar, “Günah mı dedin? Ben günahın ne olduğunu bilmiyorum. Ama anlaşılan bundan başka bir çaremiz yok. Ayrıca kimseye bir kötülük yapmıyoruz ki günah olsun,” dedi.

Ulduz, “Köpek amcamın ama!” dedi.

Yaşar, “Öyleyse burada ne işi var? Neden sizde duruyor? O seni korkutup kargaları öldürmek için bu köpeği buraya bağlamadı mı?” diye sordu.

Ulduz’un vereceği cevabı yoktu. Yaşar sessizce gidip büyük bir taş alıp geldi sonra Ulduz’a dönüp sordu; “Evde kimse var mı?”…

(Ulduz ve Kargalar)

Kötülük ve iyiliğin sınırları geleneksel çocuk hikayelerinin tersine, kesin değildir. Samed’in dünyası siyah ve beyaz ile örülü bir dünya değil, gri tonlarının da olduğu bir dünyadır.

Ana Karga, “…Genelde ben su içecekmişim gibi havuza yanaşırım baktım ortam uygun hemen balığı veya sabunu kaptığım gibi kaçarım,” dedi.

Ulduz, “Ama neden Karga Ana? Neden çalıyorsun ki? Hırsızlık büyük günah!” diye sordu.

Ana karga, “Ne günahı be? Asıl günah bir kenara oturup yavrularımın açlıktan ölmesini izlemek! Karınlarını doyuramazsam asıl o zaman günah işlemiş olurum. Bunca sabun burada orada heba olacak ve biz açlıktan öleceğiz bunu mu öneriyorsun? Bak ben bunları bilecek kadar çok yaşadım. Asıl sen şunu kafana sok, kuru öğütle kimse hırsızlığın önüne geçemez! Hırsızlık, insanoğlunun bencilliği var oldukça olacaktır,” dedi.

(Ulduz ve Kargalar)

Bu acımasız yaklaşım diğer eserlerinde de yer yer ortaya çıkar;

bir şeftaliPolat,”Bak Sahipali ya bu bağ köylünün olacak ya da ben burayı yakacağım!”dedi.

(Bir Şeftali Bin Şeftali)

Sahipali,”Hiç bir halt yiyemez, ağacı biz ektik, ona biz baktık, meyvesi de bizim olacak,” dedi.

Polat düşünceliydi, “Ya arsası? O bizim değil ki,” dedi.

Sahipali, “Yine de elinden bir şey gelmez. Toprak onu işleyene aittir. Bu bağın bu köşesini biz işledik o yüzden bizimdir,”  dedi.

Polat biraz cesaretlendi, “Haklısın, hele bir halt yiyip dursun! Bağı yakarız valla,” dedi.

Sahipali, kemikli yanık göğüsünü yumruklayarak, “Şerefsizim ona rahat vermem. Bağı yakar kaçarım,” dedi.

(Bir Şeftali  Bin Şeftali)

Yaşlı karga seslendi; “Üvey anne Karga Ana’yı idam etti. Karga Oğul’u öldürdü, ama Yaşar ve Ulduz onları unutmadılar. Şehitlerimizi ve yoldaşlarımızı unutmayan tüm çocuklara selam olsun!”

(Ulduz ve Kargalar) yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin