Sağ kurtulan 1 Mayıs

Şilan Orhan |

Aniden bir el silah sesi duyuldu, ardı sıra üç beş derken ortalık çoktan toz duman olmuştu bile. Herkes sağa sola kaçışmaya başladı kimse ne olduğunu anlamamıştı.

kanli_1_mayis

Tarih 1 Mayıs 1977. Bir kanlı katliamın başlangıcında olduğumuzu bilemezdik elbet. O günden sağ çıkmış biri olarak yazıyorum bugün sizlere bunları.

Coşkulu bir kalabalık vardı, aşağı yukarı  300-500 bin kişi vardık. Meral ile beraberdik, Meral Özkol. Zaten bir onu bir de Rasim Elmas’ı tanıyordum, onlarla katılmıştım mitinge.

Her şey yolundaydı. İnanılmaz bir kalabalık, ağızda sloganlar adeta bir düğün yerini andırıyordu Taksim o gün. Yani görseniz, belki siz de gözlerinize inanamazdınız.

Sonra aniden bir el silah sesi duyuldu, ardı sıra üç beş derken ortalık çoktan toz duman olmuştu bile. Herkes sağa sola kaçışmaya başladı kimse ne olduğunu anlamamıştı.

O anlardan hatırladığım aslında çok fazla şey var. Kulakları sağır edici çığlıklar, yakarışlar, silah sesleri, yardım isteyen insanlar, acı dolu iniltiler.

O anlara kadar Meral ve Rasim Ağabey yanımdaydı. O karmaşada her ikisini de kaybettim.

Yerdeydim gözlerimi sımsıkı yumduğumu ellerimle başımı koruduğumu hatırlıyorum, vücudumun ıslandığını hatırlıyorum. Gözlerimi hafiften araladığımda ıslaklığın kandan kaynaklandığını gördüğümde başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü, ellerimle vücudumu bacaklarımı yokladım sağlamdım.

Birkaç dakika evvel beraber sloganlar attığım, gülüp eğlendiğim hep bir ağızdan türküler tutturduğum arkadaşlarımın yoldaşlarımın kanıydı yerdeki.  Ortalıkta parçalanmış bedenler gördüm sonra. Kopuk kollar bacaklar gördüm.

Kafamı biraz daha kaldırıp doğrulduğum vakit Meral’i gördüm.. Meral,  benim can yoldaşım, sırdaşım,  arkadaşım, ekmeğimi bölüştüğüm güzel kadın. Yer, Kazancı Yokuşu. Vücudu ezilmiş,  üstü başı yırtılmış, vücudu kan içerisinde… Çok sonra duydum bir panzer tarafından orada kıstırılıp ezildiğini.

Demek benim nazlı yoldaşımın üzerinden panzer geçmiş öyle mi? Meral o anda oracıkta son nefesini vermiş öyle mi? Öyle diyorlar sahiden.

Meral’in  başındaydım.  Cansız bedeninin önünde diz çöktüm, dakikalarca bekledim.

Sonra aklıma Rasim  ağabey geldi. Kalktım ayağa sağa sola koşturmaya bağırmaya başladım.  İçimde ince bir sızı dualar ediyorum sağ olması için. Rasim Ağabey’i bulamadım o gün. Saatlerce aradım o cansız bedenler arasında ama bulamadım. Onlarca ceset gördüm. Bıçaklanmış, kurşunlanmış, ezilmiş, dövülmüş insanlar gördüm.

Yazdıkça o güne gidiyorum hala. Her 1 Mayıs benim için sadece o günden ibaret artık. Kanlı Mayıs, Kanlı 1 Mayıs. Olayların üzerinden birkaç gün geçmişti. O günlerin gazete manşetleri hala hafızamda duruyor. O kirli ağızları, o leş söylemlerini daha dün gibi hatırlıyorum:

Solcular 40 kişiyi katletti, Kızıllar kudurdu, mitingde komünistler birbirini yedi, Maocu vatan hainleri Taksim’i kana buladı.

Bu başlıklar atıldı günlerce gazetelerde.

Olayın içerisindeyiz, yaşıyoruz, kaybediyoruz ve suçlu bizler oluyoruz.

Bu süreç içerisinde ben hala Rasim Ağabey’den haber almak için uğraşıyor, ölen insanların adlarını sık  sık  yokluyorum. Daha sonra kızı Rengin Elmas’dan aldım haberini.

Rasim Ağabeyimiz henüz 41 yaşındaydı film stüdyolarında elektrik makine teknisyenliği yapıyordu. Filmlerin görünmeyen kahramı diyorlardı ona. O güzelim Rasim Ağabeyimizi kıstırmışlar bir köşeye, omzuna bir bıçak saplamışlar önce, vücudu kurşunlanmış, sırtı ezilmiş sonrasında. Bunları öğrendim işte, her söylenişte bunlar sanki o vahşi işkence bana yapılmış gibi bedenimde hissesttim tüm acıyı.

Evet işkenceydi, çünkü insan olan insana böyle birşeyi yapmazdı, yapamazdı. Kim bilir nasıl canı acımıştır. Gözüme uyku girmiyordu. Hafif bir dalsam o görüntüler, o çığlıklar, o kurşun sesleri geliyordu gözümün önüne. Kulağım artık en ufak bi yüksek sese tahammül edemez olmuştu.  Bir yanım Meral idi, bir yanım Rasim Ağabey. Ya tanımadığım ama yüreği benimle orada bir atan yoldaşlarım? Kim bilir nasıl işkenceler ile katledildiler.

Kim bilir nasıl acıdı canları.

Son sözleri ne olmuştur acaba veya en son kimi görmüştür gözleri?

Peki ya evde bekleyen anaları, eşleri, çocukları var mıdır dersiniz?

Şöyle düşünün. Sabah evden sağ salim  çıkıyorsunuz, akşam evinize ölüm haberiniz geliyor. Hem de ne ölüm. Panzer altında kalınan bir ölüm, bedenine kurşunlar yağan, bıçaklanan, dövülen bir ölüm.

Okurken canınız acıyor mu? Benim anlatırken, yazarken canım acıyor. O günü yaşıyorum senelerdir ve kendi kendime keşke orada bende ölseydim de bu acıyı yaşamasaydım diyorum. Kalana mı zor, gidene mi derler ya. Gidene nasıldır bilemem ama  kalana çok  zor olduğunu yaşadım, yaşıyorum ben. İnsan ölmek ister mi hiç? Ben o günden sonra her gün istedim.

Her gün o günün acısıyla yaşadım.

Benim can yoldaşım panzer altında kalmış ha? Benim ağabeyim bıçak yemiş, kurşunlanmış öyle mi? Allahım neler işitti benim kulaklarım öyle.

Şimdi çıkmış birileri diyor ki Taksim 1 Mayıs alanı değildir, çıkamazsınız.  Yahu siz kimsiniz çok  sayın beyefendi?

Bizi orada katledenler için var mı bir cezanız bir kınamanız, siz  kimsiniz takım elbiseli beyler?

Meral’in önünde diz çöküp o kanlı ellerini tuttuğumda bir söz vermiştim o cansız bedene, o zalimler o katiller de bir gün diz çökecek, lakin cansız bedenlerimizin önünde değil. Bizim düşümüz bir gün hakim olacak ve o gün hepsi bizim zaferimizin önünde diz çöküp af dileyecek.

Bakın şimdi de diyorum ki  asla ve asla uzlaşmayacak, asla affetmeyeceğiz

Bugün Bakırköy’e çıkmayı kabul edip bu fikre yanaşan oportünistler şehitlerimize, yoldaşlarımıza, tarihimize ihanet ediyorlar.

O dönem DİSK öncülüğünde düzenlenen 1 Mayıs’ı bugün  en çok onlar sahiplenmeliyken ilk cayanlar, ilk geri çekilenler, pes edenler onlar oluyor.

Tarih nasıl ki o katliamı, o acıları, gözyaşlarını unutmayacak bu yapılan ihaneti de asla unutmayacaktır. Sorulacak hesabımız sadece o katillerden değil bu insanlardan da vardır.

Gözlerim o günde; aklım, yüreğim o günde, o acılarda, o yakarışlarda çürüyor. Bize şehitlerimizi anmayı bile çok  görüyorlar. Bu görgüleri korkudandır, biliriz. Halkın haklı davasından korktuklarını en iyi biz biliriz.  O gün yakınlarını, eşlerini, evlatlarını belki babalarını kaybedenler, yoldaşlarını kaybedenler bugün yüreği harmanlanmış kocaman olmuş olarak çıkıyorlar  meydanlara.

Her sokak Taksim’e çıkıyor, bir çığ oıluyor her yerden akıyoruz Taksim’e. Her sokak ucu Taksim. Şehitlerimizin yüreğini de bir yel eyleyip yüreğimize, öylece sesimizi yükseltiyoruz.

Şimdi karşımızda, öfkesinde kibirinde boğulmuş koca koca takım elbiseli adamlar diyorlar ki yasak, diyorlar ki çıkamazsınız.

Hele bakın gözlerimize. Göremezsiniz ya, ama bakın hele bir yüreğimize. Nasıl çıkacağımızı göreceksiniz.

İşte sizin göremediğiniz ama bizde hep var  olan o inançla, o cesaretle çıkacağız o gün o kanlı meydana.

Şimdi madem fırsatım var söylüyorum:

İşte Meral ile Rasim Ağabey ile ve kaybettiğimiz tüm yoldaşlarımız ile o meydanda ben de vardım. yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin