Şafii, Cuma Namazı ve 2 Temmuz

Murat Mengirkaon |

Bir Şafii’den bir komüniste dönüştüren yangındı Sivas.

safii-cumanamazive2temmuz

Her şeye geç kalanlardanım. Geç tanışanlardan. İnsan geç kalınca, mahallede top mu koşturacaksın, yoksa bebek çıngırağı mı sallayacaksın karıştırıyor. Yani öğrenene kadar kırdığın camın çerçevenin haddi hesabı yok. Canlar, camlar, çerçeveler kırılırken en çok yarayı, en geçmez yarayı kendine alırsın, bunu kimse bilmez.

Mardin’den göçüp İzmir’e gelmiş gariban bir aile bizimki. İzmir’de bir kaç dolaşma sonrası yolu şehrin merkezine sokulmuş bir kuytuluk; Gültepe‘ye düşer. Gültepe’de, bu toprakların her türlü mahlukatı, ini – cini, dillisi, dilsizi vardır. Yugoslav ya da Bulgar göçmeni, Amasya’nın “Sakallılar” lakaplı Çingeneleri, Ağrı’nın Kars’ın, Erzurum’un Kürd’ü, Türk’ü, Alevi’si. Konya’lısı, Kenya’lısı…

Gültepe devlet katında 12 Eylül öncesinin sabık semtlerinden. Devrimci mücadelenin örgütlü olduğu mahallelerden. Bizimkiler de o güzel çocukların düşlerinin peşine takılmış. Her zaman kalpleri onlardan yana atmış. Uzatmayayım, 12 Eylül sonrası ‘esrar, tevekkül’, kader zamanları. Mahallenin delikanlıları ya öldürülmüş ya sürgünde ya da mahpus damlarında çürütülür. Biz olandan bitenden tamamen bihaber, 12 Eylül’ün okullarında geçmişi unutup, geleceğe çürümekteyiz. Ama bir yer var. Kalbimizde mi beynimizde mi ya da ikisinden de derinde mi bilmem. Adaletten, eşitlikten yana, haksızlığa, zulme karşı; bir iman tahtamız var. Orası, işte orası bizi “rahatsız” eden, kalbimizin uğul uğul uğuldaması… Ve bütün  olmaların, edimlerin yasaklandığı Gültepe ve başka bir çok Gültepe’lerde müzik ve müzisyen boy verir çokça.

İspanya’da matadorların şahı El Cordobes neyse, müzik İzmir’in Gültepe’sinde bir kendini ifade etme, hayatı anlamlandırma, bir karşı koyma, bir isyan, bir çare, bir yol…

“Bugün de günlerden Cuma’dır Cuma”

1 Temmuz 1994 Cuma.

O zamanlar konfeksiyon atölyelerinde ütücülük yapıyorum. O gün, Kemeraltı’nda çalıştığım ütü atölyesinden cumaya gitmek için çıktım. Tek başıma Kemeraltı Camii‘ne gittim. Kafamın oldukça karışık olması gereken ve öyle olan bir dönem içindeyim. Bir yol, bir iz arıyorum kendime. Geç kalmışım. Çok sıkıldığım, bunaldığım, işin içinden çıkamadığım zamanlarda, caminin yolunu tutardım. Caminin uhrevi, inanç kokan havası beni biraz olsun sakinleştiriyordu.

Caminin önüne geldiğimde kapıda polis karşıladı beni ve diğerlerini. Gazeteler, tv’ler 2 Temmuz‘un yıldönümüyle dolayısıyla, katili göstermeyen  haberler yapıyorlar. Ortam gergin. Abdestimi aldım, girdim içeri. İçerisi oldukça sakin. Hoca efendi 2  Temmuz’da olana bitene atıfla birşeyler söylüyor duygusal volümü yüksek. Ardından dualar, beddualar, ilenmeler. O anda arka sıralardan bir haykırış koptu. Sanırım hocanın söyledikleriyle biri vecde geldi. O haykırış benim içinde bir işaret fişeği oldu. Yeterince gerilmiş olan bedenimin zembereği boşaldı. Salya sümük ağlamaya başladım. Tutmuyordum  kendimi. Hoca kime ilendi, arkadakiler kimin için vecde geldi bilmiyorum ama ben bir kaçını üretimlerinden tanıdığım, çoğunun adını bile duymadığım 2 Temmuz yangınında yitirdiklerime ağlıyordum.

“Çünkü ölümün kanıdır besleyen / bir başka baharın tohumlarını.” 1 Çok sonra öğrendim.

Cumadan Cumaya

Hayat ne tuhaf! Adına kader denen tesadüfler, yeni kapılar, yeni yollar açmakta çok mahir. Bu cami hikayesinin üzerinden beş ay geçmeden, beni, hem de bu kafası güzel Şafii‘yi bu ülkenin cevval polisi, siyasi bir operasyonda “suç üstü” yakalayıp, gözaltına aldı. Hem de bir Cuma günü. Hem de polislerden biri cumaya gitmiş. O kavga dövüşte bir de o dini akideleri yüksek polisi beklemiştik. Hem yurdum polisinin dini akideleri hep bu yüksekliktedir. Sonrası derdestler, sorgular, yargılar, mahpuslar, mahpusluklar, yoldaşlar…

Cumayı Cumaya bağlayan “tesadüfler” bir Şafii’den, hem de meczup olma eğilimi olan bir Şafii’den bir komünist yarattı.

Eğer bu ülke bir insan olsaydı (ki öyledir), göğsündeki en büyük yanıktır 2 Temmuz. Bu insan kah Dersim‘inden, kah Çorum‘undan, Kah Lice‘sinden vurulmuş, yanmıştır. Ama hep kardeşliğinden öldürülmek, kanatılmak istenmiştir.

Biz bu kanlı gerçeği değiştireceğiz. En Şafii yanımızla, en Alevi, en yoksul, en halk, enel hak… Biz hayatın en yoksul yanından zenginlikler yaratacağız. Bezirci şuncacık uzakta, Aysan şurada, Hasret‘in sazı şurada. Söz kalbimizde.

“Baldıran zehiri

Yüzüğünün içinde

Ve yanında kav taşıyan ben;

Tekinsizim size göre

İbret için

Yakılması gereken”2

Biz yakılanların, vurulanların, sulara gömülenlerin yol arkadaşları. Halkın sözünü, halkın türküsünü söylüyoruz. En diplerden, en diplerden. Gelerek. Cumadan cumaya açılan kapılardan geçerek, yanan, hala alev alev yananlara kendi kavlimizce türküler söylemeyi öğreniyoruz. Halkın türküsünü öğretenlere, söyleyenlere selam olsun!yazisonuikonu
“Çevir yolu biz oraya gidelim

Sabrı bilip en diplere inelim

O yangının kapısından girince

2 Temmuz nedir deyip soralım”3

  1. Arkadaş Z. Özger
  2. Metin Altıok
  3. Tuğrul Keskin’in şiiri, aynı zamanda Murat Mengirkaon tarafından bestelenen şiir Kımıltı albümünde “İçten Dışa – Sivas’a Nefes” ismiyle yer almaktadır.


Bir yorum

Ekleyin

Yeni yorum ekleyin.