Patikaya ağıt

Serhat Halis |

Hatırla Tujik Baba eteklerindeki o yağmuru, çingenelerin kurduğu mavi brandadan çadırı, Torut yolunda ters dönmüş kaplumbağayı. Omuzdan öpüşerek selamlaşan o yitik kavmin insanlarını…

patika

Fotoğraf: Vedat Aldemir

O yeşil vadinin göğsüne uzanmış toprak yol. Binlerce nasırlı ayağın, kara lasitiğin, çarığın; binlerce gece ve binlerce gündüz ezdiği Harde Dewres. 1 Keçi toynağının ve katır nalının ilmek ilmek nakşettiği eser. İlk çocukluk yıllarının dimağına asılı ürkünç patika. Yüreğimizi yarıp geçen bir keskin sızı gibi, Çingrös‘e yükselen o ince, tozlu şerit.

Kentten köye ulaşan bir yaz tatilinin çocukluk anılarında ise apokaliptik kaos. Vadinin karşı yakasından bağıran ihtiyarın sesi ve mezarlıktan yükselen o Dersimce ağıt

Neşeli çocuk çığlıkları, gün doğmadan edilmiş dualar, biçilmiş ot kokusu, tüm dağlar ve tüm vadiler boyunca dağılan inci taneleri gibi serpilmiş evler. Anason kokulu köy minibüsleri, söğüt gölgesinde içilen çaylar, gırnatalı düğünler, Hozat kahvehanelerinde oturan yaşlı kadınlar, geceler boyu anlatılan sürgün hikayeleri ve fötr şapkasıyla dedem…

Bir eski öykü anlatır gibi anlatıyor ihtiyar; şen kahkahaların duyulduğu o yılları. Oysa ne toprak yitirmişti tılsımını ne de su…

Bir nesil, kulağına üflenmiş esrarlı hikayelerle büyüyordu ve birer birer tüm yaşlıları ölüyordu o dağların.

Şimalin tüm doruklarından bir bıçak yarası gibi görünen o patikada; sessziliğin senfonisi çalıyor işte. Yazlarca, kışlarca ve sabahlar ve akşamlarca duyulmuş sedalar, kainatta sonsuz dolaşıyor şimdi. Bir eski öykü anlatır gibi anlatıyor ihtiyar; şen kahkahaların duyulduğu o yılları. Oysa ne toprak yitirmişti tılsımını ne de su…

Ey patika, üzerinden geçen sürülerin kaldırdığı toz bulutunu hatırla. Gördüğün dağları, taşları, dereleri; sonra dağ keçilerini, ayıları, böcekleri ve sürüngenleri. Hatırla işte; bir yaz vakti tüm o civar köylerden toplanmış insanların ellerindeki niyazları. Üzerinden geçen düğün alayını hatırla, henüz kent mıknatısı tüm alüvyonunu çekmemişti o vadinin. Hatırla Tujik Baba eteklerindeki o yağmuru, çingenelerin kurduğu mavi brandadan çadırı, Torut yolunda ters dönmüş kaplumbağayı. Omuzdan öpüşerek selamlaşan o yitik kavmin insanlarını…

Hiç musahibi olmamış bir ülkenin yalnız bırakılışını düşün. Derelerin, ormanların, vadilerin, göllerin ve nehirlerin ıssızlığını…

Aç bir kartal süzülüyor şimdi o terkedilmiş toprakların üstünde. Heybetli ceviz ağaçlarının bereketli dalları yerçekim kuvvetinin tesirinde. Yıllardır ziyaretçisini bekleyen o koç mezarın üzerinden geçen karınca katarı telaşlı. Yıkılmış evlerin taş duvarları arasından, rüzgar, ıslık çalarak geçiyor. Yağmurun toprak kokusu yükseliyor patikaya doğru ve Kırmanciye‘den Kürdistan‘a sessiz sedasız bir nehir akıyor…

Düşün, Semerkand‘da bir derenin yardığı toprağın kuzeye bakan yamacındaki meşe ağacına, bir öğleden sonra düşen güneşin, aynı açıyla alnımızı yakışını, ya da terk edilmiş bir köy evinin bağrında ot bitmeye başlayışıyla; termodinamiğin ikinci yasası arasındaki ilişkiyi. Hiç musahibi olmamış bir ülkenin yalnız bırakılışını düşün. Derelerin, ormanların, vadilerin, göllerin ve nehirlerin ıssızlığını…

Yaşanacaklar yaşanmış, tüm öykü, eteğindeki pınara düşürülmüş bir çocukluk anısı olarak suyun akıntısına bırakmış kendini aslında.
O ince kadının, nenemin duaları gibi, Sultan Seyid‘e yükselen ince patika; bir çapraz fişeklik gibi duruyorsun şimdi o ıssız ülkenin koynunda.yazisonuikonu

@Serhat_Halis

  1. Derviş toprağı


Yorum yok

Ekleyin