Paris ve Londra’da Beş Parasız bir Orwell

Sercan Meriç |

Günün birinde beş parasız kalırsanız sizi bekleyen dünya işte bu.

George Orwell

George Orwell

George Orwell denilince akla ilk olarak o eşsiz distopik eser 1984 ve siyasi hiciv kitabı Hayvan Çiftliği geliyor, doğru. Yazar sadece geçtiğimiz yüzyılın en önemli edebiyatçılarından birisi değil, aynı zamanda kendisini yeniden üretmekten bıkmayan da bir figürü. En popüler yapıtlarında daha çok totaliter ve baskıcı rejimleri ele alan Orwell’ın sadece edebiyatçı olarak ele alınmasının doğru olmadığını söyleyelim. Zira, ince işçilikle bezediği eserlerle sadece edebiyat dünyasına değil; bilime, felsefeye, sosyolojiye ve İspanya İç Savaşı‘na milis olarak katılmasıyla aktivizme de damgasını vurmuş bir isim.

Orwell’ın mahut yapıtları seneler önce Türkçe’ye çevrildi ve ilgiyle okundu, okunmaya devam ediyor. Can Yayınları‘nın geçtiğimiz Mayıs ayında Berrak Göçer çevirisiyle ilk baskısını yaptığı 1933 tarihli “Paris ve Londra’da Beş Parasız” adlı eser ise Orwell’ın başka bir yüzünü okuyucuyla buluşturuyor. Eser, 1984 ve Hayvan Çiftliği gibi üst yapıyı ve salt sistemle sisteme tabii olma durumunu değil; yoksulları, bodrum katlarında nefes alamadan çalışanları, ucuz pansiyonları, kiri, pası, ne yararı ne de zararı olan dostlukları ve berduşları konu alıyor.
Kitabın başında yazarın neden yoksulluk üzerine yazdığı şu cümlelerle açıklanıyor:

“Ben yoksulluk hakkında yazıyorum ve yoksullukla ilk temasım bu varoşta gerçekleşti. Varoş, sefilliği ve tuhaf hayatlarıyla her şeyden önce yoksulluk konusunda bir ibret, ardından kendi tecrübelerim için bir arka plandı. İşte size oradaki yaşamın neye benzediğini bu yüzden anlatıyorum.”

Önce Paris’in lüks otelleri

“Paris ve Londra’da Beş Parasız” iki bölümden oluşuyor. Orwell’ın Paris’te “deneyimlediği” yoksulluk okura birinci ağızdan anlatılıyor. Paris‘i “yoksulluğun varoşu” olarak tanımlayan yazar, zora düştüğünde öncelikle dostlarından medet umuyor ve yoksullukla ilk temasını “ilginç” olarak tanımlıyor. Bu ilginç hal hızlı bir şekilde anlatıcının sadece sosyal hayatını değil, kaldığı yerden yediği yemeğe, akşam gittiği bistro’dan giydiği kıyafetlere kadar her şeyi radikal bir biçimde değiştiriyor ve kahramanımız nihayet bulaşıkçı olarak bir otelde işe giriyor.

Günün yaklaşık 16 saatini bir otelde bulaşıkçı olarak işini ifa etmekle geçiren karakterin çevresindeki çember her geçen gün daralıyor. Otel işçileri arasındaki kast sisteminin, otellerdeki temizlik anlayışının, zenginlere yaltaklanan garsonların etkileyici bir şekilde tasvir edildiği bu süreçte Orwell kimi sorgulamalara girişiyor. Sorgulamaların odağında ise hem işi yapanlar hem de işin kendisi bulunuyor. “Lüks olmayan lüksün” saçma üretimine dem vuran Orwell, aynı zamanda çalışanları da anlamakta güçlük çekiyor ve şansını yeniden denemek, açlıktan kurtulabilmek ve elbette daha fazla uyuyabilmek umuduyla kendisini Londra’da buluyor.

Berduş hücrelerinde yataksız uykular

Londra‘da da yoksulluğu aşabilmek için ilk iş olarak arkadaşına başvuran Orwell, şehre adım atar atmaz eski günlerin geride kaldığı sanrısına kapılıyor. Ancak Londra, Paris kadar bile şefkat göstermiyor Orwell’a. Paris’in yeraltına ittiği yoksulluk ve varoş hali, Londra’da gökyüzüne kadar uzanabiliyor.

Pişmanlıkla malul bir hayıflanma Orwell’ın zihninde doğsa da hayatta kalma güdüsü ağır basıyor ve yine en pis işlerde çalışmaya çalışmak gibi zorlu bir süreç başlıyor. Bir yerden sonra pansiyona dahi verecek parası kalmayan yazarımızı, hapishanelere benzer berduş evlerine gitmek ve buralarda yataksız odalarda kestirmek zorunda kalıyor. “Gerçekten acınması gereken kişi, baştan beri eşşeğe binen ve yoksulluğun karşısına boş, aciz bir zihinle çıkan kişidir” diyen Orwell, Avrupa’nın en önemli şehirlerinden ikisindeki yanılsamayı göstermek için perdeleri kaldırıyor ve gerçeği yüzümüze vuruyor:“Sizi bekleyen dünya bu…”

Orwell, bu eseriyle birlikte Balzac, Bertolt Brecht ve Jack London gibi işçi sınıfının yanında saf tutanlara omuz veriyor. Teorik yönü güçlü olan, akıcı ve yalın bir dille bezenen, içinde hem yazarın kendisi hem de mevcut durumla hesaplaşmaların olduğu bu önemli eser, kendisinden bekleneni fazlasıyla veriyor ve tabii bununla yetinmiyor. Onu da Orwell’dan dinleyelim:

“Günün birinde beş parasız kalırsanız sizi bekleyen dünya işte bu. Bir gün bu dünyayı daha yakından incelemek istiyorum.”yazisonuikonu

Paris ve Londra’da Beş Parasızorwell

Yazar: George Orwell
Yayınevi: Can Yayınları
Dil: Türkçe (Orjinal dil İngilizce)
Çeviren: Berrak Göçer
Baskı: 2. Hamur – Ciltsiz – 14×21 cm
Sayfa: 248 sayfa
İstanbul, 2015
ISBN : 9789750725630



Yorum yok

Ekleyin