Örgütlülük, sorumluluk  ve  10 Ekim’e dair

Muharrem Demirdaş |

Patlamanın ardından azalmıştık dostlar, üçüncü bomba ihtimali bir fısıltıyla yayılmış ve ortalık boşalmıştı, yaralılar yalnızdı, yanına gittiğim bir abinin azarı aklımda: “Yahu neredesiniz, öldük ya, öldük.” Utanmıştım, misafirimizdi onlar!

muharrem

 

– Baba bugün  ne yaptın?

Bugün kol ve bacak topladım Ankara Tren Garı’nda. Etrafa saçılmış kanlara basmadan yürümeye çalıştım.  Ayağı kopan insanları taşıdım ambulansa. Tek tek ayakkabılara baktım; umut işte!

Barışı dillendirenlere karşı, hem de KCK tek taraflı ateşkes ilan etmişken  iki bombayla saldırdılar barış eylemcilerine. Sonra art arda gaz bombaları ve havaya sıkılan iki kurşun. “Bu meydan kanlı meydan…” Söz yok artık.  “…kanlı meydan…” Aynı anda bir bomba,  üç saniye sonra diğeri.  Sonra  kısa bir sessizlik. Ambulanslardan önce alana giren TOMA’lar ve TOMA’ları aşıp gelemeyen ambulanslar. Brandaların, flamaların üzerine yatırılan ağır yaralıların otuz kırk metre kadar el birliğiyle taşınması. Hafif yaralılara, sinir krizi geçirenlere ve bayılanlara dönüp bakamadık bile; affetsinler bizi. Sonra kaydık yere yapışan organların üzerinde. “Barış” yazılı tişörtlere bastık, bayrakları yırtıp sardık yaralara,  bayrakların çıtalarından/sopalarından kırık-çıkıklar için destek yaptık.

Bugün ne mi yaptık? Belki ölmemişlerdir diye, üzerini örttüğümüz insanların yüzüne baktık teker teker, nabızlarını kontrol ettik yeniden. Tam da HDP kortejinde patladı bombalar, önlerindeydik, yine bize kalkan oldu Kürt halkı.  

Bugün ne mi yaptık? Konur’a barikat kurduk ve sonra sahip çıkmadık barikata, polis dağıttı, dağıtırken bir kısmımızı gözaltına aldı, gözaltına alınanlar dayak yedi sokak ortasında.

Failler belli! Naif bir güç yok karşımızda, basın açıklamaları ve kınamalarla geçiştiremeyeceğimiz bir süreç başlamıştı Suruç’la. Münferit bir olay sanmışlardı, sanmıştık, söylenmişti  halbuki “Bunlar daha iyi günlerimiz” diye.

Failler belli! Naif bir güç yok karşımızda, basın açıklamaları ve kınamalarla geçiştiremeyeceğimiz bir süreç başlamıştı Suruç’la. Münferit bir olay sanmışlardı, sanmıştık, söylenmişti halbuki “Bunlar daha iyi günlerimiz” diye.
Faili belli bu saldırının plan detaylarına da bir süre sonra ulaşacağız, “Aaaaa yine onlarmış!” deyip şaşırmayacağız bile, bir süre sonra anmalar yapacağız yine ve bir süre sonra yine “içli” bir hüzün kalacak geriye. “Bir süre sonra” ya ertelenenlerin listesini uzatarız da uzatırız, geç kalmaların ve öğrenememelerin en yakın tanıklarıyız çünkü! Amed ve Suruç saldırısından sonra, bizden daha çok ülke politikasını takip eden yabancı gazeteciler dahi  yazmıştı oysa, bundan sonra bu saldırılar sol-sosyalist güçlerin eylem ve etkinliklerine yönelecek demişlerdi; onları da görmezden geldik, “bana bir şey olmaz”ın güvenliğine sığınmıştık. Önlemlerimizi almadık, belki de haftalarca dolaştı bu iki “fail” aramızda. Sokaklarda, Gar ve çevresinde devletlülerimizle keşifler yaptılar,  nerede durulacağına beraberce karar verildi…

Faili belli. Devlet bir miktar gözaltına aldı onları, sonra bıraktı ve sonra böyle bir ilişki geliştirdi… HDP kortejinin ön yanında ve ortasında patladı bombalar. HDP’liler zaten ölsün de, yanlarında sol-sosyalist “kafirler” de ölsün, zaten onların destekçileridir diye ince ince dokunmuş planlar. Halayda söylenilen “Bu meydan, kanlı meydan”ın tam ortasına bomba…

Faili belli. AKP besledi bu katilleri, Suriye’de yardım etti, tırlarla silah gönderdi onlara Nusayri Esad’dan ve ezeli düşmanları  Kürtlerden kurtulmak için; bir taşla iki kuş yani. Sonra onları Ankara’da Hacı Bayram Camii çevresinde ağırladı, bürolar tutuldu, kahveler içildi,  yerli gazeteleri ve dergileri finanse edildi, yerli bir IŞİD adım adım inşa edildi Ankara’da ve başka yerli IŞİD’ler başka kentlerde.   Bundan böyle bu yerli  IŞİD’ler  hem Suriye’dekilerle bağlantılı olacak, oraya adam devşirecek, hem de burada devletin istediği katliamları yapacaktı. Plan tuttu. AKP;  Kürtlerle de, sol-sosyalist güçlerle de Esad’ la da aynı anda savaşacak ve “bedel”ini ödeyecek bu yerli imha örgütünü açık açık besledi bu ülkede.  Sahaya bir daha  indi İŞİD, Suruç’ta bunu anlamayanlara, daha iyi bir ders vermek için sendikaların ortak eylemini, ama özellikle de HDP kortejini seçti. HDP kortejine yakın olanlar da nasiplensindi, kafirdi onlar, SYKP, EMEP,ESP, Devrimci Parti  vb. fark etmez, ne kadar çok öldürürlerse, cennete daha kısa yoldan daha çabuk gideceklerdi çünkü…

Bugün ne mi yaptım? Bayrakların, flamaların altındaki bedenleri yokladım acaba yeniden yaşamaya başlamış olabilirler mi diye, aceleden ayıramamıştık kimi ölüleri, sözgelimi üç kişinin üzerine bir flama örtebilmiştik, onları ayırdık birbirlerinden. Ayağının koptuğunu düşünen bir abiye ayağının yerinde fakat sadece  kırık oluğunu anlattık, eli elimdeydi, dayan abi dedim, bırakmadı elimi ambulansa binerken, geleceğim dedim ona, söz,  sonra çözüldü eli… Arkadaşının başı kucağında, öylece çevresine bakınan bir kadın yoldaşımızın yüzünü yıkadık, kalktı, baktı son kez, Gözde dedi, kolumuza girdi, Gözde dedi, öldü mü, sonradan duyduk ailesi gelmiş bedenini almaya Hacettepe Morgu’na…

Bugün ne mi yaptık? Yanan et kokularını duyduk, genzimizi biraz da et kokusu yaktı, pıhtılaşan kanlara baktık, yerlerdeki kan bulaşmış Barış-Aşiti yazan kartonları topladık, sağda solda kalan dövizlerin yanına bıraktık… Biz de ölseydik demedik ama, biz yaşamalıyız hesap sormak için dedik, yaşamalıyız dedim.

Yeni yıl geliyor, ölenlerimizin fotoğraflarıyla doldurduğumuz takvimler hazırlama“pratik”inin dışında, başka eylem biçimleri/eylemler olmalı! Eli kolu bağlı sızlanmaların anlamsızlığı, çocuksuluğu ortada.
Faili belli. Basının ve savcıların varacağı sonucu beklemenin anlamsızlığı açık. Beklesek de “unutkanlık”larımız devletçe de tescilli artık, Suruç soruşturması gibi bir sonuçla karşılaşacağız,  devlet kınayacak, bıurjuva basını kınayacak, ciddiyetsizlikleri faile dönük “PKK’den DHKP/C”ye uzanan listeleriyle ortada, açıklama yapan bakanların mutlulukları gözlerinden okunuyor… Arkadaşlarımız hem öldü hem öldürüldü! Yeni yıl geliyor, ölenlerimizin fotoğraflarıyla doldurduğumuz takvimler hazırlama“pratik”inin dışında, başka eylem biçimleri/eylemler olmalı! Eli kolu bağlı sızlanmaların anlamsızlığı, çocuksuluğu ortada.

Failler beli. Hesap sorulmalı, ama  sloganların soyutluğundan ve çaresizliğinden uzak bir hesap sorma biçimiyle mutlaka ve  “Katil Devlet Hesap Verecek” beklentisinin ötesine geçen… Çünkü  biz bekledikçe vermeyecek hesap mesap devlet! Bu bir savaş. AKP’nin gerici İslami örgütlerle el birliğiyle yürüttüğü bir savaş. Ve seçime endeksli analizlerin çok uzağında, daha büyük, daha uzun vadeli planların, yalnız Türkiye’yi değil Ortadoğu’yu da içine alan planların biçimlendirdiği bir savaş.   Devletin/AKP’nin elinde,  İŞİD’den Ahraru’ş-Şam’a uzanan  ve her hamlelerinde kullanacakları yeni bir liste var uzun zamandır; yeni “an”lar kollayacaklar.

Biz harekete geçersek hesap verecek devlet!

Sonsöz: Hem eylem biçimleri  hem de yapılacaklar noktasında öğreneceklerimiz ve birbirimize öğreteceklerimiz var;  öğrenelim. Ülke ve dünya gündemine daha önemseyerek bakalım, anlatalım birbirimize ve artık bu katillerin dergi-gazete vb. mekanlarını “örgütlenme özgürlüğü”  ilkesinin dışında tutalım.

Bir barikat kuruyorsak arkasında da duralım -Konur Sokak’taki barikatı kastediyorum- arkadaşlarımız gözaltına alınırken tekme atmaya çalışan  gayet duyarlı vatandaşlarımızın yüzlerini unutmayalım, bir de sivillerimizi tabii; tanıyalım, tanıtalım!

Kendi güvenliğimizi sağlama noktasına gelince… Bu konuda daha kararlı olalım, örneğin eylem alanlarımızın tüm giriş-çıkışlarında güvenlik önlemi alalım, bir de ciddiyet tabii, on dakika üst araması yapıp sonrasında bırakmayalım.

İlk yardım da önemli, bunu da anladık, hangi durumda nasıl müdahale edilir, gözden geçirelim, bir de eylem alanını terk etmeyelim olur mu? Yardım eden ve müdahale eden arkadaşlar fark etmiştir ki, daha kalabalık olsaydık ya da ilk yardım konusunda biraz daha tecrübeli olsaydık, daha fazla yoldaşımızı, dostumuzu kurtarabilirdik; zira bir kişi bile olsa bunun için çaba harcamak gerekir. Patlamanın ardından azalmıştık dostlar, üçüncü bomba ihtimali bir fısıltıyla yayılmış ve ortalık boşalmıştı, yaralılar yalnızdı, yanına gittiğim bir abinin azarı aklımda: “Yahu neredesiniz, öldük ya, öldük.” Utanmıştım, misafirimizdi onlar!

Bugün ne mi yaptım? Avucumda,  ambulansa bindirilirken elimi bırakmak istemeyen abinin sıcaklığı… onu yüzüme sürdüm, yarın ilk işim onu bulmak olsun dedim. Sonra  ölmeyelim dedim, ölmeyelim, daha fazla  yaşayalım hesap sormak için!yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin