Ölümü kutsayan ak-babalara inat…

Şaban Tüysüz |

İflah olmaz hırs ve kinlerine yenik düşerek “ölümleri kutsayanlara” inat yaşamı savunanların sesleri, abluka altında bile dalga dalga yayılıyor. “Ortak iyinin” gönüllü fedaileri olarak bu sese kulak verenlerin sayısı artıyor.

halkların

Artık herkesin gerçekleri “bal gibi” gördüğü üzere; ülkenin, hatta elverdiği ölçüde kendini “dünyanın hâkimi” olmaya vakfetmiş “son devrin sultanı”nın ve ona koşulsuz biat ederek güç sarhoşluğundan başı dönenlerin sebebi olduğu kanlı kaos ortamı, önü alınmaz tehlikeler barındırıyor, vicdanlarda her geçen gün büyüyen derin yaralar açıyor.

Masum insanların, sivillerin, çocukların katline ferman verecek kadar alçaldılar.
Saray’ın entrikaları” ile içinden çıkılmaz bir hâle gelen sorunlar yumağı; ülkeyi bir baştan ötekine değin kuşatan huzursuzlukların artmasını, yok yere ortaya çıkan düşmanlıkları ve ne yazık ki tüm bunların bir sonucu olan sıcak çatışmaları da beraberinde getirdi.

Linç kültürü” ile yoğrulmuş kontrolsüz yığınlar, yurt çapında “kıyama” durarak, bir süreden beri sistematik bir şekilde yürütülen kutuplaştırıcı siyaset dilini, şiddet içeren eylemler ışığında hayata geçirip toplumsal ayrışmayı körüklediler.

Toplumun genlerine sirayet eden ve “öteki”ni yok etmeye ayarlı o kahrolası maya yüzünden, birer utanç vesikasına dönüşen taşkınlıklara şahitlik ettik. “Sürü kudurmuşluğu”nun geldiği boyut, tüyler ürpertti.

Saray’ın paramiliter güçlerinin, sokağa inen kuduz ırkçıların, iç savaş provalarına koyulan barış ve kardeşlik düşmanı alçakların boy hedefindeki HDP ve Kürtler; adice, ahlaksızca, kirli, pis oyunlarla saldırılara uğrayıp saf dışı bırakılmaya çalışılıyor. İnsanlığın yüz karası şeytani dürtülerini çeşitli maskeler altında (din, vatan, bayrak vb.) gizleyen bu “şer cephesi”, bir halka/kavme olan düşmanlıklarında hiçbir değer ve sınır tanımaksızın gemi azıya aldılar.

Masum insanların, sivillerin, çocukların katline ferman verecek kadar alçaldılar. Şeytanın yol arkadaşlığında, onun çizdiği ülküler ışığında yürüyen bu lanetli zihniyet, “çoğunlukta” olmanın kibri ve şımarıklığıyla her defasında üste çıkmaya/üstün olmaya çalışıyor.

Türkiye’nin siyaset tarihine kara bir leke olarak geçecek zıpçıktılıkları ile anılmaya değer muhafazakâr iktidar mensuplarının ve bilhassa onun “kurucu lideri”nin, düne kadar kavgalı oldukları “devlet aklı” ile tam bir uzlaşı hâli içinde toplumu “hizaya sokmakta” kullandığı ideolojik hükümranlık, kendilerine en büyük rakip olarak gördükleri muhalefete kan kusturuyor adeta. (Ol muhalefetten bazıları, özgürlükçü sivil çözüm yollarını açık tutarak, hâlâ “kardeşlik ve barışın” tesis edilebilirliği adına “Kızılcık şerbeti içtik” demeye zorlanıyor. Ne baht ama!)

“Karanlıklar ülkesi”nin aydınlık yüzleri; “birlikte yaşama hakkını” sonuna kadar savunup hangi bedeller ödetilirse ödetilsin, Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü bir “barış yurdu” hâline gelmesi için cansiperane bir duruş sergilediklerini ve bundan asla vazgeçmeyeceklerini haykırıyorlar.
Devri iktidarlarının, “millî irade” üzerindeki kuvvetle muhtemel ağırlıklarını sağlama alma, başına buyruk şekilde “hikmet-i hükümet” eyleme amacı uğruna izledikleri yol-yordam, göze aldıkları riskler, “eskinin temayülleri”ni bile gölgede bıraktı. Yeni yeni isimler/isimlendirmeler zuhur etti.

Eskiden “hükümete yakın çevreler” deniyordu; şimdilerde ise “Saray’a kapaklanan/yaltaklanan kapı kullarının”, sözümona muhalefetin üzerine yürüyen bayağılıkları ve çevirdikleri pespaye dolaplar ile sınanıyoruz.

Tetikçiliğiyle nam salmış “Saray beslemeleri”, köşe başlarını tutarak, resmen ve cebren haydutluğa soyundular. Başları sıkıştıkça başvurdukları kirli karalamalar, çirkin tuzaklar, bir süre sonra boşa çıkan iftira ve yalanlar, istihbarat destekli kara propagandalar, muarızları alt etmeye yönelik hedef göstermeler gırla gidiyor!

Bu kokuşmuşluktan burnumuz tıkandı; ne oldum delisi “mütehakkim” rezillikler diz boyunu aştı; aklımızın sınırları zorlandıkça zorlandı.

Lakin tüm bu zorlama ve zorbalıklara rağmen terazinin kefesi şaştı, ibre tersine döndü. Saray’daki hesabın, yeniden kurulacak sandığa uymadığı/uymayacağı görüldü/görülüyor.

Kanlı yollara tevessül ederek kurmaya kalkıştıkları hâkimiyetleri, tehlike sinyalleri vermeye başladı. Halkın gönlünde kurduklarını iddia ettikleri taht; korku, öfke ve hayal kırıklığı ile sarsılır hale geldi.

Lakin tüm bu zorlama ve zorbalıklara rağmen terazinin kefesi şaştı, ibre tersine döndü. Saray’daki hesabın, yeniden kurulacak sandığa uymadığı/uymayacağı görüldü/görülüyor.
Bu “ahval ve şerait” altında, “karanlıklar ülkesi”nin aydınlık yüzleri; “birlikte yaşama hakkını” sonuna kadar savunup hangi bedeller ödetilirse ödetilsin, zamane sultanlarının zulmüne boyun eğmediklerini, Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü bir “barış yurdu” hâline gelmesi için büyük bir azimle, cansiperane bir duruş sergilediklerini ve bundan asla vazgeçmeyeceklerini haykırıyorlar.

Yıllarca süren tehdit, tecrit ve asimilasyona karşı direne direne bugünlere gelen vakarlı, cesur yürekler, öncekilerden bir farkı olmayan “korku imparatorluğunun” ucuz kahramanlarına prim vermediklerini gösteriyorlar. İflah olmaz hırs ve kinlerine yenik düşerek “ölümleri kutsayanlara” inat yaşamı savunanların sesleri, abluka altında bile dalga dalga yayılıyor. “Ortak iyinin” gönüllü fedaileri olarak bu sese kulak verenlerin sayısı artıyor.

Vurulsak da ey halkım; ölsek, yakılsak, zindanlara atılsak, etimiz lime lime edilse, çıplak cesetlerimiz yerlerde sürüklenip en ağır darbelere de maruz kalsak, hiçbir zaman tükenmeyeceğiz!” diye kan kırmızıyla boyalı gökkubbe altında çınlayan o ses, birilerinin konforunu fena hâlde bozuyor.

Ezilse de, bitirmeye de çalışılsa, “bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine1 yaşamaya ant içmiş özgür ruhlar, insan etine doymayan “Ak-babaları”  başlarından kovmaya kararlı. yazisonuikonu

Bismilli Elif

 

  1. Nazım Hikmet Ran, Davet


Yorum yok

Ekleyin