Nasıl bir sağlık sistemi?

İlker Belek |

Biz, sosyalistler, nasıl bir sağlık sistemi öngörüyoruz, vaat ediyoruz.

nasil-bir-saglik

 

1. İLKELERİMİZ

Biz, sosyalistler, nasıl bir sağlık sistemi öngörüyoruz, vaat ediyoruz. Konunun en önemli başlıkları üzerinden sırayla, kısaca, somut olarak ve ilkelerden başlamak üzere izleyelim. Böylece, “sosyalistler eleştirmekten başka bir şey bilmezler” yönündeki lafazanlığın ne kadar boş olduğu da ortaya çıkmış olur.

İlk yazımız ilkeler konusunda.

Bizim sağlık hizmetlerinin organizasyonu açısından birbirine bağlı iki önemli ilkemiz var: Parasız ve kamucu hizmet.

Parasız hizmet, sağlık hizmeti kullanmak için başvuran vatandaştan, hizmet kullanım anında para alınmaması anlamına gelir.

Parasız hizmet, sağlık hizmeti kullanmak için başvuran vatandaştan, hizmet kullanım anında para alınmaması anlamına gelir. Yani vatandaş, hizmeti kullanırken, daha önceden düzenli olarak ödediği vergi ve/veya sağlık primine ek olarak herhangi bir ödeme yapmak durumunda kalmaz. Vatandaşın oluşturmuş olduğu vergi/prim havuzları, kullanacağı hizmetin finansmanı için devreye sokulur/yeterli olur.

Parasız hizmet, herkesin sağlık hizmetinden eşit şekilde yararlanabilmesi bakımından vazgeçilmezdir. Eşitliği ise gereksinim belirler. Çok değişik ülkelerde yapılmış olan bütün araştırmalar, hizmet kullanım anında hastadan para alınmasının, hangi isim altında olursa olsun (katkı payı, fark, kullanıcı ödentisi, vb), özellikle dar gelirli grupların hizmet kullanmasını engellediğini açık olarak gösteriyor. Alınan para ne kadar çoksa gereksinimlerin karşılanması o kadar olanaksızlaşıyor.

Peki, hükümetlerin “vergi/prim gelirleri sağlık hizmetlerinin artan maliyetini karşılamaya yetmiyor, o nedenle katkı payı ödemek zorunlu, aksi taktirde sistemi işletemeyiz” yönündeki uyarıları gerçekçi mi, dikkate alınmalı mı?

Parasız hizmet, herkesin sağlık hizmetinden eşit şekilde yararlanabilmesi bakımından vazgeçilmezdir. Eşitliği ise gereksinim belirler.

Şunu kesin olarak biliyoruz; kapitalist sınıflı toplumdaki bu tür açıklamalar, sağlık harcama yükünü vatandaşların üzerine yıkmak için geliştirilen, hiçbir gerçekçi yanı olmayan yalanlardır. Bunu diyen sınıfa karşı bizim yanıtımız; sağlık hizmetleri için gereken kaynağın, gelir dağılımındaki eşitsizlikte somutlandığı üzere, sermaye sınıfının serveti olarak biriktiği ve kaynak bulmak için işte bu adaletsizliğe müdahale edilmesi gerektiği yönünde olmalı. Nitekim Türkiye’de nüfusun en zengin %10’luk kesiminin toplam servetin %70’ten fazlasına sahip olduğunu, hükümetlerin yeri geldiğinde dolar milyarderi sayısını artırmakla övündüklerini herkes biliyor.

Demek ki; kaynak var fakat adaletsiz, eşitsiz dağılıyor. Bu nedenle de toplumsal gereksinimlerin finansmanında, gelir ve servet dağılımındaki eşitsizlikle paralel olarak, kaynak sıkıntısı yaşanıyor.

özel sağlık sektörünün, kurumlarının tek amacı sağlık hizmeti üretiminden para kazanmaktır.

İkinci önemli ilke olan kamucu organizasyon ise, doğrudan parasız hizmet ilkesiyle ilgili ve parasız hizmetin gerek koşulu durumunda.

Eğer eşitlik adına sağlık hizmetini parasız organize edeceksek, bunun ancak kamucu bir örgütlenmeyle sağlanabileceği  açık.

Çünkü, özel sağlık sektörünün, kurumlarının tek amacı sağlık hizmeti üretiminden para kazanmaktır. Hizmeti parasız olarak organize etme niyetini, gücünü ortaya koyabilecek tek yapı kamu ve onun günümüzdeki somut temsilcisi olan devlettir.

Sistemin özel sektörün eline geçmesi, sağlıkta korumanın değil, tedavinin öncelenmesi sonucunu verir. Çünkü özel sektör ancak tedavi faaliyetleri üzerinden para kazanır, hatta para kazanmak amacıyla koruyucu sağlık hizmetlerini bilinçli biçimde arka plana da iter. Verimsizlik dediğimiz şey de tam budur.

Devlet hizmet üretimine ne ölçüde özel kurumları dahil etmişse o ölçüde devlet olmaktan çıkmış demektir. Bunun en önemli sonuçlarından birisi eşitsizlik, diğeri de verimsizlik olacaktır.

Şöyle ki: Sistemin özel sektörün eline geçmesi, sağlıkta korumanın değil, tedavinin öncelenmesi sonucunu verir. Çünkü özel sektör ancak tedavi faaliyetleri üzerinden para kazanır, hatta para kazanmak amacıyla koruyucu sağlık hizmetlerini bilinçli biçimde arka plana da iter. Verimsizlik dediğimiz şey de tam budur. Yani tedavi hizmetleri üzerinden sağlık sektörüne daha çok para çekilmesi, bu paranın özel sağlık aktörlerinin eline geçmesi, buna karşılık halk sağlığındaki başarının azalması.

Unutmayalım: Parasız ve kamucu sağlık hizmeti ilkelerinin önündeki en önemli engel kapitalizmin, kapitalist devletin, bu yapıyı savunan siyasi aktörlerin kendisidir. Sağlık hizmetinin parasız sunulması mümkündür. Üretilen toplumsal zenginlikten sağlık için daha fazla para ayırmak olanaklıdır. Sorun kaynağın olmaması değil, eşitsiz dağılımıdır. Toplumsal zenginlik kapitalist sınıfın banka hesaplarında ve servet portföyünde el konulmuş durumda olduğu, düzen partileri de bu durumu değiştirmek istemediği için “kaynak yaratmak” adına yine vatandaşın üzerine gidiliyor.yazisonuikonu

Not: Bu yazı ilk önce www.halkinsagligi.org sitesinde yayınlanmıştır.



Yorum yok

Ekleyin