Mustafa Kemal benim atam değil

Rasim Öztaş |

“Görüyorum ki vatansever duygular taşımaya gençliğinden başlamışsın… çeteni derme çatma bir kuvvet olmaktan çıkaracaksın. Sana genç ve atak subaylar vereceğiz. Pontusçular hangi usulleri kullanıyorsa siz de o usulleri çekinmeden kullanın.”

 

Atatürk yoktu

Düşman çoktu

Atatürk geldi

Düşmanı yendi

Bu güzel yurdu

Bizlere verdi

Bu sözler ilkokula giden her çocuğa öğretilir. Bu şiirle büyüyen çocukların Atatürk algısı ömür boyu bu şiirin bir adım ilerisine geçmez. Bu sebepten yetişkinlerin aklında olan Atatürk portresi ile çocukların aklında olan Atatürk portresi arasında çok fark yoktur. Toplumun çocuk aklıyla düşünmesi iktidarda olanların iktidarlarını güçlendiren en önemli etkenlerden biri olduğu için, bundan daha ileri bir tarih bilincinin ortaya çıkmasını istemezler.

Her ülkenin bir resmi tarihi vardır, bir de gayri resmi tarihi. Okullarda ya da tarih kitaplarında bize öğretilen Atatürk’le, gerçek Atatürk portresi taban tabana zıttır.

Elbette Kurtuluş Savaşı’nı bir olumluluk olarak görmek gerekiyor. Bu olumluluğa rağmen bize öğretilen tarihin sınırlarını aşıp Mustafa Kemal kişiliğinin derinlerine indiğimizde bambaşka bir portre ile karşılaşıyoruz.

Birinci Meclis’te Lazistan Mebusu (Rize Milletvekili) olarak görev yapan, 1926’da Mustafa Kemal’e suikast iddasıyla İzmir’de İstiklal Mahkemesi’nde yargılanıp idam edilen Ziya Hurşit’in, kendisiyle birlikte aynı dönem Lazistan Mebusu (Trabzon Milletvekili) olan Ali Şükrü Bey’in 1923 yılında Topal Osman tarafından boğularak öldürülmesinden sonra, meclisteki kara tahtaya yazdığı “Bir millet kendi putunu kendi yapar, kendi tapar,”1  sözü anlamlıdır.

Ziya Hurşit’in düşüncelerini onaylamayabiliriz. Örnek olarak söyleyecek olursak, ben de hilafetin kaldırılması konusundaki eleştirilerini doğru bulmuyorum. Ziya Hurşit’in düşüncelerini ya da Mustafa Kemal’e yönelttiği eleştirileri ister doğru bulalım, isterse yanlış; kara tahtaya yazdığı sözlerin önemini görmezlikten gelemeyiz.

Evet, insanlar kendi putlarını yaratıp, sonra da dönüp yarattıkları putlara taparlar.

Bu durum, devletlerin ya da devletleri yönetenlerin işine gelen bir durumdur. Çünkü düşünen, tartışan, eleştiren, sorgulayan insanlar her zaman tehlikeli bulunur. Bu nedenle sadece inanan insanlar yaratmaya çalışırlar. Çünkü inanan insan yanlışları sorgulamaz, bir meselenin doğruluğunu yanlışlığını sorgulayıp kendi eleştiri süzgecinden geçirmez, muhakeme etmez, neden-sonuç ilişkisi kurmaz. O sadece ve sadece inanır. Bu durum dün de böyleydi, bugün de böyle.

Mustafa Kemal Anadolu’ya çıktığında ilk işi kendi gladyosunu yaratmak oldu

Kurtuluş Savaşı’nı çıkarttığımızda Mustafa Kemal’den geriye baskı ve katliamlardan başka bir şey kalmadığını görürüz.

Mustafa Kemal’in baskı ve terörle iş yapan bir kişilik olduğunu daha 19 Mayıs’ta Samsun’a çıktıktan sonraki ilk icraatlarında görmek mümkün.

1915 yılından sonra Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Karadeniz’de de Ermeni ve Rumlara yönelik soykırıma varan katliamlar yaşandı. Karadeniz’de bu katliamların örgütleyicisi Topal Osman’dı. Mustafa Kemal bu katliamların önüne geçmek için 9. ordu müfettişi olarak görevlendirildikten sonra 16 Mayıs 1919’da bindiği gemiyle 19 Mayıs’da Samsun’a çıkmıştı.

Mustafa Kemal’in görevinin Karadeniz’de yaşanan Ermeni ve Rumlara yönelik katliamların önüne geçmek olmasına rağmen, onun yaptığı ilk iş bu katliamları yapanlardan biri olan Topal Osman’ı yanına alarak kendi gladyosunu yaratmak oldu. Bu yüzden Topal Osman’a Atatürk’ün Çatlı’sıydı demek yanlış bir benzetme olmayacak.

Samsun’a çıktıktan sonra Mustafa Kemal’le Topal Osman arasında yapılan görüşmede söylenen sözler bu düşüncemizi doğrular nitelikte.

Bu görüşmede Mustafa Kemal “Görüyorum ki vatansever duygular taşımaya gençliğinden başlamışsın… çeteni derme çatma bir kuvvet olmaktan çıkaracaksın. Sana genç ve atak subaylar vereceğiz. Pontusçular hangi usulleri kullanıyorsa siz de o usulleri çekinmeden kullanın,”2 demiştir.

Topal Osman’ın yaptığı kirli işler arasında Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz’de boğdurulması da vardır. Mustafa Suphi ve on dört arkadaşını bindirildikleri bir teknede katledip denize atan Kahya Yahya, Topal Osman’ın adamıdır.

Koçgiri İsyanı’nda Mustafa Kemal’in görev vermesiyle, sorumluluğu altındaki eski çetelerle isyan bölgesine gitmiş, daha önce Karadeniz’de Rum ve Ermenilere yaptığı katliam, yağma, talan, işkence gibi insanlık dışı bütün uygulamaları bu bölgedeki insanlara da yapmıştır.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra da Mustafa Kemal meclisin korumalığı görevini Topal Osman’a vererek bir bakıma fedaliğini yaptırmıştır. Bu dönemde Topal Osman’a yaptırdığı kirli işlerden biri de yukarıda kısaca sözünü ettiğimiz Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’in öldürülmesidir.

Çerkez Ethem’in tasfiyesi

Kurtuluş Savaşı başladığında İstanbul’daki saray tarafından gerici ayaklanmalar organize edilmiştir. Bunların en önemlileri Bursa’daki Anzavur İsyanı, Düzce’deki Çerkez İsyanı, Yozgat’taki Çapanoğlu İsyanı ve Konya’da yaşanan isyandır.

İsyanların yaşandığı dönemde henüz Kurtuluş Savaşı’nı başlatanlar tarafından kurulmuş bir düzenli ordu yoktu. Erzurum’da Kazım Karabekir komutasında bir ordu olsa da, o ordu bu isyanlara müdahale edecek durumda değildi. Bu nedenle Konya’daki isyan hariç diğer isyanları Mustafa Kemal’in isteği üzerine Çerkez Ethem kendisine bağlı kuvetlerle bastırdı.

Çerkez Ethem’in isyanları bastırmadaki başarısı onu etkili biri haline getirdi. Ankara’da daha çok Çerkez Ethem konuşulur olmuştu. Mustafa Kemal bu etkiden rahatsız oldu. Çareyi de Çerkez Ethem’i ortadan kaldırmakta buldu.

Mustafa Kemal kafasındaki düşünceyi Batı Cephesi Komutanlığı’na bağlı güçler tarafından gerçekleştirmek istediyse de, Batı Cephesi Komutanı Ali Fuat Cebesoy’un direnciyle karşılaştı. Ali Fuat Cebesoy’u Moskova Elçiliği’ne atayarak (bir bakıma tasfiye ederek) yerine atadığı İsmet İnönü’yle bu planı uygulama yoluna gitti.

Bu isteğinde başarılı da oldu. Çerkez Ethem kendine bağlı kuvetlerle Yunan ordusuna karşı savaşırken, İsmet İnönü komutasındaki Batı Cephesi askerlerinin top ve silah ateşi ile karşılaştı. İki ateş arasında kalan Çerkez Ethem çareyi birliklerini dağıtıp Yunan askerlerine teslim olmakta buldu.

Mustafa Kemal bütün gücü elinde topluyor 

Bilindiği gibi Cumhuriyet tarihinin en demokratik meclisi birinci meclistir. Birinci mecliste isteyen kendi yerel kıyafetleri ile bulunabiliyordu. Ya da Lazistan Mebusu, Kürdistan Mebusu olarak kürsüye çağrılabiliyorlardı. Yine bu dönemde oluşturulan anayasa bugüne kadar oluşturulmuş en demokratik anayasadır. Mecliste kararlar bugün de olduğu gibi öyle bir kişinin isteğiyle alınmıyordu. Alınacak her karar için uzun tartışmalar yaşanıyordu.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Mustafa Kemal’in ilk yaptığı işlerden biri birinci meclisi dağıtmak ve kendi kafasında oluşturduğu yönetim şekline uygun bir anayasa yapmak oldu. Bu yeni duruma itiraz edebilecek, çoğu kendi silah arkadaşları olan Kazım Karabekir, Refet Bele, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Adnan Adıvar gibi Kurtuluş Savaşı’nın ilk kadrolarını tasfiye etti.

Kendi diktatoryasını oluşturma yolunda yine ayak direyenler olduğunda ise Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey örneğinde olduğu gibi katletme ya da Rize Mebusu Ziya Hurşit örneğinde olduğu gibi- İzmir suikastı adı altında sahte suikast senaryoları yazıp– İstiklal mahkemelerinde yargılayarak astırma yoluna gitti.

Mustafa Kemal’in ulus devlet projesi ve Dersim Katliamı

Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkarılan Takrir-i Sükun Yasası, Tekke ve Zaviyeler Kanunu, Şark Islahat Planı, İstiklal Mahkemeleri ve Umum Müfettişliği, Mustafa Kemal’in düşündüğü ulus devlet projesinin en önemli basamakları oldu. Çıkartılan bu yasa ve uygulamaların tümü, baskı yasaları ve uygulamalarıdır.

Mustafa Kemal’in oluşturmaya çalıştığı ulus devlet projesinde Dersim İsyanı ayrı bir yer tutar.

Ulus devlet projesinde Dersim İsyanı ve bu isyana karşı devletin geliştirdiği politikaları anlamadan Mustafa Kemal’in yerini tespit etmek öyle çok kolay olmaz.

Birçok araştırmacı ya da siyaset adamı Dersim İsyanı’nda Mustafa Kemal’in rolünü gizlemeye çalışırlar. Hatta isyanın Mustafa Kemal hasta yatağındayken gerçekleştiğini, bu nedenle bu isyanda hiçbir etkisinin olmadığını söyleyenler bile vardır. Oysa gerçekler hiç de söylendiği gibi değildir.

Dahili işlerimizden en mühim bir safha varsa o da Dersim meselesidir. Dahilide bulunan bu yarayı, bu korkunç çıbanı ortadan temizleyip koparmak ve kökünden kesmek işi her ne pahasına olursa olsun yapılmalı ve bu hususta en acil kararların alınması için hükümete tam ve geniş salahiyetler verilmelidir.”

Bu sözler Mustafa Kemal’in 1936 yılı meclis açılış konuşmasında söylediği sözlerdir. Bu sözleri söylerken Mustafa Kemal’in sağlığı yerindeydi. Yine 1926 yılından isyanın gerçekleştirildiği tarihe kadar hazırlanan 16 Dersim raporu Mustafa Kemal’in bilgisi dahilinde gerçekleştirilmiştir.

Dersim İsyanı’nda Mustafa Kemal’in rolünü ortaya koyan en önemli olay ise; Seyit Rıza ve arkadaşlarının düzmece bir mahkemede hukuk dışı bir şekilde yargılanması ve savunma hakkı bile tanınmadan bir günde haklarında idam kararı verilmesinden sonra, geceyarısı araba farlarının ışığı altında Elazığ’ın Buğda Meydanı’nda gerçekleşecek infazları yerinde takip etmek için Diyarbakır’daki Singeç Köprüsü’nün açılışını yapmak gibi bir gerekçenin arkasına gizlenerek Elazığ’a gitmesidir. Mustafa Kemal, idamlar gerçekleşinceye kadar trenin içinde kalmıştır.

Seyit Rıza’nın Mustafa Kemal’e “Ben senin hile ve yalanlarınla baş edemedim bu bana dert oldu, ben de senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun,” sözlerini Elazığ tren garında yapılan görüşmede söylediği tahmin ediliyor.

Dersim Katliamı’nda resmi rakamlara göre 13,806 kişi öldürüldü, 11,683 kişi sürgün edildi. Katliamın tanıklarının anlatıklarına bakılırsa, bu katliamda çok daha fazla insan öldürüldü; yaşlı genç, kadın çocuk demeden.

Dersimlilerin acısı sadece yapılan katliamla sınırlı kalmadı. Anne babaları öldürülen küçük kız çocukları, komutanların ya da devlet yetkililerinin evlerinde hizmetçi olarak çalıştırıldı. Ailelerinden koparılan kız çocuklarının hikayeleriyle bugün de karşılaşıyoruz.

Sürgün edilenler uzun zaman doğup büyüdükleri topraklara geri dönemediler. Bugün hala Bursa, Konya, Balıkesir, Manisa, Aydın, Bilecik başta olmak üzere sürgün yeri olarak seçilen 32 ilde Dersim’den kopartılan insanların yaşadığı köyler vardır.

Dersim Katliamı’na katılan ve Anılar ve Görüşler – Üç Dönemin Perde Arkası kitabında anılarını anlatan Muhsin Batur, anılarının Dersim bölümüne geldiğinde “Okuyucularımdan özür diliyor ve yaşantımın bu bölümünü anlatmaktan kaçınıyorum,”3 demesi yaşananların hangi boyutta olduğunu ortaya koyuyor.

Bir tanıklık…

Yine Demirel döneminin Dışişleri Bakanı olan, o yıllarda Malatya Valisi olup mahkemenin Mustafa Kemal’in istediği yönde gelişmesi ve kararlar vermesi için görevlendirilen İhsan Sabri Çağlayangil’in Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı bir görüşmede Dersim Katliamı ile ilgili anlattıklarının ses kayıtları da gerçeği, en azından yaşananların bir kısmını ortaya koymaya yetiyor.

Çağlayangil bu görüşmede şöyle demişti: “Mağaralara iltica etmişlerdi, ordu zehirli gaz kullandı, mağaraların kapısının içinden bunlar fare gibi zehirlendi, yediden yetmişyediye o Dersim Kürtlerini kestiler, kanlı bir harekat oldu, ama Dersim davası da bitti.”

Yukarıda anlattıklarımız Atatürk gerçeğinin sadece bir kısmı. Bu nedenle okullarda öğretilen Atatürk’le gerçek Atatürk arasında tam tersi yönde bir fark olduğunu söylemek mümkün. Yine bu nedenle resmi tarihin dışına çıkarak gerçekleri araştırma yoluna gitmediğimizde doğru bir Atatürk portresiyle karşılaşamayacağımızı bilmek gerekiyor. yazisonuikonu

  1. Kılıç Ali, İstiklal Mahkemeleri, sayfa 26
  2. H. İzzettin Dinamo, Kutsal İsyan Cilt II, sayfa 113
  3. Muhsin Batur, Anılar ve Görüşler – Bir Dönemin Perde Arkası, sayfa 25


  1. Kizil Gezgin

    Türk Burjuva Önderliğindeki Ulusal Kurtuluş Savaşı Münhasır Bir Mücadele Değildir.
    Başta İngiltere ve Almanya Olmak Üzere-Araya Yeni Palazlanmaya Başlamış Olan ABD de Dahil,
    Emperyalistlerin Avrupa’dan Başlayıp Dünyayı Paylaşma ve Ekim Devrimi’ni Yok Etme Planlarına Karşı Tarihin Önlerine Çıkardığı Bir Mücadeledir.
    DESTEKLENMELİDİR VE SINIFA, EZİLEN HALKLARIN MÜCADELESİNE HİZMET ETTİĞİ SÜRECE DESTEKLENMİŞTİR.

    TARİHSEL HER OLAY SINIF DOĞRULTUSUNDA DEĞERLENDİRİLİR VE BELİRLİ SINIRLAR İÇİNDE DESTEKLENİR.

  2. Barış AYKUL

    Bu ve bunun gibi iddiaların sahiplerine tüm hatlarıyla cevabı Sinan MEYDAN,EL-CEVAP ve PAROLA NUH adlı eserleriyle vermiştir…Mustafa Kemalsiz bir tarih yazma heveslilerinin başarılı olamayacakları şüphesizdir çünkü tarih bir kez yazılır…


Yeni yorum ekleyin.