Morglar ülkesi

Melek Halifeoğlu |

Çocuklara şiddet içerikli çizgi filmler seyrettirmeyin, onları dövmeyin, psikolojilerini bozmayın diye televizyonlarda caka satan parfümlü büyüklerimiz şimdi neden cansız bir beden gibi susuyor.

ankara-patlama

Ölüm kokuyor sokaklarında bir kentin. Gök ağlıyor, damlalar asfalta düşüyor ve kan oluk oluk hüzün bahçelerine akıyor. Söz dilsiz, kulak sağır, göz kör olmuş şekilde kalıyor insanlık saklanmış kilitli evlerinde. Ölüm siniyor artık üstümüze, sigara tüten, duman altında kalan bir ülkenin üzerinde. Gün geliyor bir çocuğun kalbine nişan alıyor bir mermi, gün geliyor bir bebeğin vücudunu kirletiyor günler günleri kovalarken gün oluyor da insanlığa nişan alıyor kör pusular. Vurulduk ey halkım unutma diyor birisi gene de insanlığın içi sızlamıyor.

Ölüm yayılıyor bir veba, kanser gibi işliyor tüm hücrelerimize. Ne zaman unuttuk biz merhametimizi, vicdanımızı, insanlığımızı. Sorular kısır bir döngüde dönüyor dönüyor da kafesin içinde kalan fareler gibi koşturuyor bizi. Sorular cevaplarını aramak için yola koyuluyor, cevaplarımız da bizi terk ediyor. Dur diyor insanlık gitme, sen kal bari. Sormazsak çünkü yıkılacağız o da biliyor.

Sahi biz ne zaman bu kadar gaddarlaştık. Tek kullanımlık plastik tabaklar gibi birbirimizi ne zaman bu kadar kolay harcar olduk. Hiç mi kalmadı atamızdan, dedemizden, annemizin çeyiz sandığından miras olarak porselen tabaklarımız. Yemeği koyarken elimizi yakan porselen tabaklarımız ya da tadı daha iyi çıkar diye içtiğimiz cam bardaklarımız kırılınca artık üzülmüyor muyuz ya da takım bozuldu ama olsun heybemizde duran daha nice cam bardaklarımız, porselen takımımız var diyemiyor muyuz?

Sahi biz ne zaman biz ve birlik olmaktan vazgeçtik. Ömürlük birlikteliklerden, sevdalardan tek gecelik ilişkilere doğru yol alırken insanlığımızı da kirlettik mi? Özgürlük, bireycilik diye kafamıza dayatılan düşüncelere karşı toplumu önceleyip onun içinde birey olmayı tercih ettiğimizde sadakatimizi savunamadık mı yoksa?

Şimdi kirlenmiş hissediyor musunuz siz de kendinizi tüm bu morglar ülkesinde. Toprağımıza su döküp çiçek ekecek kimsemiz kalmamış gibi hissediyor musunuz siz de? Eliniz titriyor mu yazarken başın sağ olsun diye ya da boğazınız düğümleniyor mu çok üzgünüm, acını paylaşıyorum derken.

Ölüm geziyor bir hayalet gibi ülkenin avlusunda ve güneşimizi bizden almak için tüm hıncıyla saldırıyor. Çocuklara şiddet içerikli çizgi filmler seyrettirmeyin, onları dövmeyin, psikolojilerini bozmayın diye televizyonlarda caka satan parfümlü büyüklerimiz şimdi neden cansız bir beden gibi susuyor. Hepimiz içimizde küçük çocuklar yaşatıyoruz halbuki. Yoksa çok görmemeli mi ölmeyi ? Hepimiz ilk önce kendi içimizdeki çocuğa, onun masumiyetine hoyratça saldırırken ya da çevremizdeki insanları kırıp dökmekten hiç çekinmezken ve bunu yaptığımızda kendimizle gurur duyarken başımızın üstünde bedenlerin parçalanmasını normal mi karşılamamız gerekiyor.

İlk önce kendi çocukluğumuzu öldürdük onun acısını çıkarmak için sevdiklerimizin çocukluğunu katlettik sonrasında da tüm dünyanın çocukluğuna göz diktik. Ama ölmeyen çocukluğumuz, çocuklarımız, gençliğimiz, sevdalarımız ve direnişlerimiz var hala. İşte o yüzden ey güzelim, dayan ve inan. Ben buradayım. yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin