Marx henüz geri dönmedi

|

Marx Geri Döndü yalnızca bağlı oldukları fikirleri alışık olmadıkları bir form içinde duymaktan zevk alacak Marksistlere hitap edecek bir iş. Ortada takip edilecek ilginç bir öykü, özdeşleşecek karakterler olmayınca bir emekçinin bu diziyi izlemesi için neden kalmıyor.

Arjantinli oyuncu Carlos Weber, Zinn'in tek kişilik oyunu gibi bu mini dizide de "Carlos" Marx'ı canlandırıyor

Arjantinli oyuncu Carlos Weber, Zinn’in tek kişilik oyunu gibi bu mini dizide de “Carlos” Marx’ı canlandırıyor

Son birkaç gündür sosyal medyada Arjantin mini dizisi Marx Geri Döndü ile ilgili bir kıpırtı var. Kapitalist kültürün en sağlam kalelerinden biri olan dizi sektörü içinde köküne kadar bizden bir temanın yer bulması haklı bir heyecan yarattı.1

Dünyada da öyle olmuş. Görece küçük bir siyasi partinin video kanallarında yayımlanan dizinin ilk bölümü yalnızca Youtube’da yaklaşık 250 bin kişi tarafından izlenmiş, bu tür durumlarda olduğu gibi diğer bölümlerde izleme oranları düşse de bir buçuk yıl sonra da izlenmeye devam ediyor. Bizde de Komünos’tan arkadaşlar “Burjuvazi ve Proletarya” başlıklı 1. Bölümü Türkçe altyazılı olarak paylaşıma sundu bile (yazının sonundaki videodan da erişebilirsiniz.)

Mini dizi, Arjantin Troçkist geleneği ve Dördüncü Enternasyonal2  içindeki PTS’nin bir inisiyatifi.3 2014 Mayıs’ında partinin çevrimiçi kanalı TVPTS’de yayımlamaya başlayan Marx Geri Döndü mini dizisi de partiye bağlı Troçkist düşünce kuruluşu IPS (Sosyalist Düşünce Enstitüsü) ve görsel yayın kolektifi Contraimagen (“karşı imaj” diye çevrilebilir) ile birlikte hazırlanmış.

Contraimagen işini iyi yapmış. Sağında solunda kanal logoları duran epey bir stok görüntü kullanılmış olsa da dizinin en başarılı yanı görüntüleri. Oyuncularla çekilen kısımlarda da görüntü ve kurgu kalitesi dikkati çekiyor. Ama senaryo ve üslup konusunda aynı şeyi söylemek pek mümkün değil.

Hikâye -ne denli hikâye denebilirse- o sırada tesadüfen Komünist Manifesto okuyan genç çalışan Martin’in iş arkadaşlarıyla birlikte işten atılmalara karşı örgütlenme çabaları etrafında şekillenmiş. ‘Komünist Manifesto’yu temel almıştır’ mottosuyla sunulan dizide Manifesto’dan satırları bazen Martin okurken duyuyoruz, en çok da bir kafede Marx olduğunu düşündüğümüz bir adam çevresindekilerle konuşurken. Bu kısım, diziye de adını veren Howard Zinn oyunundan (Marx in Soho, 1999) esinlenmiş.

Bizim Genco Erkal gibi4, Arjantin’de de bu oyunu ünlü bir oyuncu sergilemiş: Carlos Weber. Bir kafe tiyatrosunda Marx’ı canlandıran ve bir parça meczuba benzeyen oyuncu sözcüğün tam anlamıyla vaaz veriyor. Rolüne biraz kendini fazla kaptırdığından oyundan önce ve aralarda da rast geldiği insanlara -bu arada kafeye gelecek olan emekçi kahramanlarımıza- fikirlerini aşılamaya devam ediyor. Bu yaptığı şeye vaaz demek aşırı kaçmaz, çünkü hemen hemen hiç kimseyle etkileşime girmiyor, o konuşuyor, insanlar dinliyor.

Senaryoda asıl mesele de karakterler arasında ve karakterler ile Manifesto arasında doğru dürüst bir etkileşimin olmaması. Emekçi karakterler birbirleriyle yalnızca örgütleyecekleri eylemi, Manifesto’nun ne denli harika bir kitap olduğunu, sosyalizmin ölmediğini vs. konuşuyorlar. Martin’in annesi de tipik (fazla tipik) bir anne gibi “oğlu bu işlere bulaşma” deyip duruyor. Daha da karikatür olarak çizilmiş patronlar ve sarı sendikacılar Erol Taş kötülüğüyle işçilerin başına çoraplar örüyor.

Karşımıza çıkan bütün karakterler yalnızca ait oldukları sınıfın ideolojisinin borazanı niteliğinde, Marx’ın Lasalle’ın Sickingen tragedyasını eleştirirken kullandığı sözlerle, “çağın ruhlarının sözcüsü olmaktan ibaret” bireyler. Onlarca sahnede birileri sınıfının ideolojik sözcülüğünü yaparken konuştuğu kimseler de kafa sallayıp duruyor. Öyle bir “kafa sallama” filmi ki karşıt sınıflar bile birbirleriyle tartışmıyorlar. Keşke senarist arkadaşlar Manifesto dışında da Marksist metinleri (özellikle de Marx ve Engels’in Lasalle’a mektuplarını) göz önüne alsalardı. Bundan sonra Jdanov’dan yakınan bir Troçkist görürsem bu diziyi kafasına atacağım.

Marx’ın kafedeki oyunu, emekçilerin eylem örgütlemesi, burjuvaların kötülük komploları kurmaları gibi birbiriyle nadiren etkileşim içine giren alt olay örgülerine ek olarak tarihten ve gündelik hayattan stok görüntülerin rock müzik eşliğinde (elektro gitarla Enternasyonal’in çalındığı yerler hiç fena değil) suratımıza çarpması bir araya gelince ortaya oldukça eklektik bir üslup çıkmış.

Marx Geri Döndü yalnızca bağlı oldukları fikirleri alışık olmadıkları bir form içinde duymaktan zevk alacak Marksistlere hitap edecek bir iş. Herhangi bir emekçinin bu diziyi izlemesi için bir neden yok. Ortada takip edilecek ilginç bir öykü, özdeşleşecek karakterler olmayınca her bölümün en az üçte birini oluşturan Marksist metin okumalarını dinlemek için de bir neden kalmıyor. Marksist yazarların ve yönetmenlerin önündeki görev olduğu gibi duruyor: Marksist filmler yapmak. Marx henüz geri dönmedi, en azından televizyona. yazisonuikonu

@prometeatro

  1. Diziden arkadaşım Devrim Şimşek’in bir çeviri ricası üzerine haberdar oldum. Teşekkürler kendisine de.
  2. Edit: Troçkist arkadaşlar Troçkist enternasyonallerin bu tarihsel ismini tek başına kullanmamıza çok kızdılar, bu yüzden yazının amaçları bakımından gereksiz bir ayrıntılandırma gerekir oldu: Troçki’nin 1938’de kurduğu IV. Enternasyonal’in bugün birçok ardılı var. Bu ardıllardan hiçbiri tek başına “Dördüncü Enternasyonal” olarak adlandırılmıyor. PTS’nin içinde yer aldığı grup ‘Troçkist Fraksiyon – Dördüncü Enternasyonal’ adını taşıyor.
  3. 1988’de kurulan PTS (Partido de Trabajadores Socialistas: Sosyalist Emekçiler Partisi), 1960’larda kurulmuş bir diğer Troçkist parti PO (Partido Obrero: İşçi Partisi) ile birlikte Sol Cephe’yi oluşturdu. Cephe son seçimlerde 13 vilayette seçim başarısı gösterdi.
  4. Oyun Türkçede Marx’ın Dönüşü adıyla oynandı.


Yorum yok

Ekleyin