Makul bir Alman aydını düşünüyor

|

Duyuyorsun, Alman diplomatların yemek yediği bir restoran havaya uçurulmuş: “Üçüncü Reich şehitlerine ağlıyor”.

"Toplumun Direkleri", 1926. Ressam: George Grosz

“Toplumun Direkleri”, 1926. Ressam: George Grosz

Nazilerin iktidarda olduğu dönemde yaşayan bir Alman aydınısın, kendine demokrat diyorsun. Alman orduları Fransız toprağını çiğniyor. Paris kuşatma altında, sokaklarında Alman panzerleri güya asayiş sağlıyor.

Goebbels’in gazetesi Der Angriff’in manşetini okuyorsun: “Haydut yuvasına baskın”.

Gestapo dün gece Paris’in işçi mahallesini basmış. Kimi Fransızları infaz etmiş, kimisini toplama kampına göndermiş. Nantes’da Fransızların katıldığı, sözde vatansever kitle gösterisinde bomba patlamış, faili meçhul diyorlar.

Belli ki Fransa’da işler, senin yaşadığın Berlin’deki gibi değil. Şehirlerdeki Alman askerlerine, diplomat konutlarına da saldırılar oluyor. Alman subayları, yoksul aile çocuğu Alman piyadeleri vuruluyor. Kendine vatansever diyen bazı Fransızlar silahlanmış. Duyuyorsun, Alman diplomatların yemek yediği bir restoranı havaya uçurmuşlar:

Üçüncü Reich şehitlerine ağlıyor“.

Onar onar ölen Fransızların haline de üzülmüştün ama, oturduğun birahanede duyduğun son bombalı saldırı seni düşündürüyor. Elbette Naziler iyi insanlar değil, sen de sevmiyorsun onları, ama nereye varacak bu işin sonu? Akan kan dursun istiyorsun.

Makulsün. Gestapo Yahudi mahallelerine olur olmaz baskınlar yapmasın, suç varsa hukuka uygun şekilde cezalandırılsın. Ama Fransız direnişçilerinin bu “şiddet fetişizmi” de Gestapo’yu şiddet kullanmaya itiyor, diyalog yolunu tıkıyor diye düşünüyorsun. Çünkü her saldırıdan sonra Gestapo bir Fransız köyünü basıp ateşe veriyor. “Şiddet sarmalı” büyüyor.

Sana itiraz edenlere sorumlu davranan Fransızları gösteriyorsun. Alman meslektaşlarıyla, bürokratlarla gülümseyerek tokalaşan Fransız politikacıları da var. İtidal çağrısı yapıyor, halkı sakinleştiriyorlar. Paris’in bazı mahallelerinde hiç de böyle huzursuzluklar olmuyor. Demek ki, diyorsun, illa kan akacak, huzursuzluk çıkacak diye bir şey yok. Yufka yüreklisin.

10 sene önce Almanya’da da böyle karışık bir dönem vardı. Nazilerin öldürdüğü bazı keskin düşünceli arkadaşlarını hatırlıyorsun. Ama işte, hayat devam etmiş. En azından Berlin’de, sokak ortasında çatışmalar olmuyor artık. Olsa daha mı iyiydi? Neden olmuyor diye sorgulamayı erteliyorsun.

Bu sende bir alışkanlığa dönüşmüş galiba. İlk başta karşı çıktığın, istemediğin gelişmeler bir kere olduktan sonra hemen kabulleniyorsun. Hitler’in iktidara gelmesini hiç istemezdin, ama şimdi “Nazilere karşı savaşmalıyız” diyen merhum arkadaşlarının sözleri sana olmayacak iş gibi geliyor.

Fransa’nın işgaline de karşıydın. Ama bir kere işgal gerçekleştikten sonra, direnişte ısrar etmek sana boşuna gelmeye başladı. “Alman askerinin Fransa’da ne işi var” diye sorardın. Şimdi “Alman askerinin Fransa’dan çıkmayacağı bu kadar belliyken, şiddette ısrar etmeye ne gerek var” demeye başladın.

Normal olan, makul olan senin için hızla değişiyor.

Gençleri cepheye süren Nazilere ne kadar kızıyorsan, daha reşit olmamış çocukları restoranlara bomba koymaya gönderen Fransız direnişçilerine de o kadar öfkelisin.

Doğrusu senin yerinde olmayı hiç istemezdim demokrat Alman aydını.
Çünkü sen sıradansın.yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin