LO LO… LE LE… BRA!

Muharrem Demirdaş |

Bu bir emirdir artık hepimiz için, “birbirinizin elini sakın ola ki bırakmayın”ın emridir.

elelesurucBu bir silahlanma çağrısıdır. Yanlış duymadınız ya da bu bir öfke nöbeti  değil. Çıkın konforlu odalarınızdan, cafelerinizden, barlarınızdan ve deniz kenarlarından, ömrünün  bir kısmını  kara topraklara bırakmaya giden yoldaşlarımızın sesine kulak verin. Ölürken dahi birbirlerinin elini bırakmayanların sesine. Yunus’un, Mehmet Ali’nin, Ferdane’nin, Ezgi’nin…Ve dahası “mayın diye gömün yüreklerinizi/ölülerinizi verdiğiniz toprağa” [1]

Bu bir silahlanma çağrısıdır, çünkü devlet bize karşı silahlanmış durumda. Meşrudur tabii ki dostlarımızı korumak, yoldaşlarımıza sahip çıkmak. Ölmeyelim, n’olur ölmeyelim artık daha çok, yanı başımızda birisi daha düşüp gitmesin demek.  Çıkın/ çıkalım sıcacık yataklarımızdan,  Kobanê’ye bayramı taşımak isteyenlerin ellerinden tutalım, sımsıkı sarılalım onlara. Cebrail’e, Ferdane’ye, Osman’a…Ve haykıralım bir kez daha, “No Pasaran! No Pasaran!”

Haydi gidelim, gidelim! Bu kez okullarımıza, iş yerlerimize, cafelerimize, tatillerimize değil ama, gidelim ve sloganlarda kalan devrimci dayanışma ne imiş gösterelim onlara!

Peki biz ne zaman bıraktık birbirimizin elini? El ele tutuşup parlamentolara koşarken mi, “demokratik” kitle eylemlerine doğru evrilirken mi, bir dostun/yoldaşın omzuna başımızı koyup ağlamak;  yerini sosyal medyada taziye mesajlarını paylaşmaya, retweetlemeye bıraktığında mı?

Bir düşünelim, biz ne zaman bıraktık birbirimizin elini, mahallelerde dayanışmayı ne zaman unuttuk? Kitaplarımız kucağımızda kütüphanelere çekildiğimizde mi, küçük teorik anlaşmazlıklarımız  büyüdükçe büyüdükçe mi?

Bu bir silahlanma çağrısıdır. Çünkü devlet, arkadaşlarımızı katletti. Korkmuyor bizden, iki gün sonra unutup, birer anma günü belirleyip işlerine devam edecekler, okullarına gidecekler ya da bir iki basın açıklaması yapıp dağılacaklar diyor. Henüz ve şimdi öyle biliyor. Doğrudan eylemleri yok saydığımızı, “Devrimciler ölür, devrimler sürer” diyerek öylece, yumruklarımız havada bekleyeceğiz sanıyor bizi.

Bu bir silahlanma çağrısıdır, derleyip topladığınız bayrakları çıkartın sandıklarınızdan, önderlerinizin bıraktığı her türlü silahı çıkartıp alın gömdüğünüz yerden, kimse toprak atamasın bir daha üzerine canlarımızın. Haydi herkes çıksın çekildiği köşeden, devam etmesin hayat, sistem, düzen ve neyse işte… Devam etmesin hiçbir şey, hesap günleri belirsiz, ütopik tarihlere  ertelenmesin, bırakın yas tutmayı da, her cenaze töreni, kentlerde ve kırlarda birer mevziye dönüştürülsün, dönüştürülsün ki… devlet anlasın artık, bir canımıza karşılık neleri göze alabileceğimizi. Haydi gidelim, gidelim! Bu kez okullarımıza, iş yerlerimize, cafelerimize, tatillerimize değil ama, gidelim ve sloganlarda kalan devrimci dayanışma ne imiş gösterelim onlara!

Bu bir emirdir artık hepimiz için

Ellerinizi bırakmayın siz  yoldaşlar, bacılar, arkadaşlar… Bu bir emirdir artık hepimiz için, “birbirinizin elini sakın ola ki bırakmayın”ın  emridir. Hani ölsek de gam değil, bırakmadık ya tutuşan ellerimizi demenizin fotoğrafıdır sizden kalan. Bizden sonra yas tutmayın, şu sinizme bulaşmış tavırlarınızdan vazgeçin ve tüm kininizi, öfkenizi, yasınızı örgütleyip gerekeni yapın demenin fotoğrafıdır, emridir bu. Devletin, katillerin bulaştığı her alanı temizlemeye derhal, bugünden, birlikte başlayın demenin emridir. Sökün kaldırım taşlarını, onlar zaten bizim yürümemiz için değildi, demenin emridir, kuşanın gidelim demenin emridir. Hepimiz aslında sistemin bağrına gömülü  birer mayınız, olabiliriz demenin emridir.

Evet bu yazı, bir silahlanma çağrısıdır! Mevzilerimize koşalım ve artık daha somut adımlar atalım demek için yazılmıştır. Rafa kalkmasın hiçbir şey, haydi “doğrudan eylem”e demenin çağrısıdır. Hepimiz birer silahız, olabiliriz demenin çağrısıdır.

Kobanê değil sadece mevzu, tabii ki çok önemliydi yapacakları iş, ama dayanışmanın ne demek olduğunu hatırlattı bize dün katledilenler. Bir şeyleri daha hatırlattılar tabii! Bizlere karşı silahlanan devletin ve onun çetelerinin ne kadar organize olduklarını, bizlerin salt meclis salonlarında veya basında yapacağı açıklamaların “burjuva demokrasisi”nin sınırlarını aşamayacağını. Başka, başka eylem modellerine dönmenin ya da onları yeniden inşa etmenin acil gerekliliğini. İnşa edilirken Kürdistan’ın bir parçasında yaşam, gündelik pratiklerimizde de inşa sürecine hemen başlamamızın gerekliliğini. Artık saklandığımız deliklerimizden, temiz odalarımızdan, steril işlerimizden kurtulmamızın gerekliliğini.

Evet, bu yazı bir silahlanma çağrıdır! Sisteme, devlete karşı yapılacak her saldırının meşruluğunu savunan bir yazıdır. Yalnız dün ölen yoldaşlarımız için değil tabii, yoldaşlarımızın ölümü karşısında her birimizin yaşadığı bireysel acı, dram, öfke sadece bizi yediği için aynı zamanda, herkes için ve her şey için, cenneti bu dünyada isteyenler için, dün yapılabilecekler noktasında bir çaresizlik yaşayan herkes için, hesap gününü ötelemek istemeyen herkes için…

Haydi atlanın, silahlanın, üzerimize çöreklenen devletten, onun sisteminden ve tetikçilerinden hesap soralım demek için bu yazı. Hemen şimdi başlayalım evlerini, sokaklarını, saraylarını, otellerini, binalarını… başlarına yıkmaya demek için! Hadi gidelim… hadi gidelim demek için. Sistemi yerleştiği her yerden; okullarımızdan, sokaklarımızdan, çay salonlarımızdan, kitaplarımızdan, “bar”laşan yaşamımızdan kazıyalım demek için.

Bu bir silahlanma çağrısıdır, doğrudan eylem çağrısıdır, mücadelelerin devrimci bireşiminin yaşamın her alanında bugünden başlatılmasının acilliğinin çağrısıdır. Bir kişiyi daha alamazsınız aramızdan demenin çağrısıdır. Öfkemizi örgütlemenin çağrısıdır, yazısıdır; bize kendini hatırlatan devlete “Biz örgütlüyüz, halkız, sınıfız, bizi yenemeyeceksiniz!” diyebilmenin acilliğinin çağrıdır.

Evet bu yazı, bir silahlanma çağrısıdır! Mevzilerimize koşalım ve artık daha somut adımlar atalım demek için yazılmıştır. Yaşamımızı inşa etmeye bugünden, hesap sora sora  başlayalım demenin çağrısıdır! Rafa kalkmasın hiçbir şey, haydi “doğrudan eylem”e demenin çağrısıdır. Hepimiz birer silahız, olabiliriz demenin çağrısıdır.

“Kulağında karanfil taşıyan halkımın oğulları/ atlanın gidiyoruz.” [2]

Yenilmedik daha… Yenilmedik daha… Elleriniz öyle birbirine kenetlenmişken yenilmeyeceğiz de yoldaşlar!

 

[1] Murathan Mungan

[2] Murathan Mungan



Yorum yok

Ekleyin