Lefter, Denktaş ve Milliyetçilik-2

|

Bu bölümde Kıbrıs’ın birliğini savunan Derviş Ali Kavazoğlu’nu anlatıyoruz.

dervisali-misaulis

 

Rauf Denktaş ve Lefter Küçükandonyadis’in ölüm yıldönümlerinde yazının ilk bölümünü yayınlamıştık. İkinci kısımda, Lefter ve Denktaş’ı çok anmadan Kıbrıs Sorunu üzerinden adanın diğer önemli bir ismini anlatmak istiyorum: Derviş Ali Kavazoğlu. 4 Nisan doğumlu olan Derviş Ali Kavazoğlu’nu da bu vesileyle anmış olalım.

Rauf Denktaş ile aynı yıl (1924) Magosa’nın Peristerona kazasında doğan Derviş Ali, fakir bir ailenin dört çocuğundan en küçüğüydü. Babasının bir araba kazasında ölmesi sonrası aile Küçük Kaymaklı’ya taşındı. İlkokulun son senesini burada okuyan Derviş Ali daha sonra öğrenimine devam edemedi. Bir Rum ustanın yanında marangozluk öğrenmeye başladı. Genç yaşlarında sendika ve sosyalist düşünceyle tanışan Derviş Ali, Türk, Rum demeden Kıbrıs halkını örgütlemek için uğraştı. Sosyalist kimliği dolayısıyla her iki taraftaki gericiliğin hedeflerinden biri olan Derviş Ali 1958’de kısa süreliğine Kıbrıs dışına gitmek zorunda kaldı. Bu kısa zaman dilimi dışında adada, illegal yaşamı ve çalışmalarını sürdürdü. AKEL Merkez Komitesi’nde yer aldı. Ortak vatan – ortak mücadele düşüncesini savundu. 1965’te sendikacı arkadaşı Mişaulis‘le beraber TMT katilleri tarafından katledildi.

Bu kısa ansiklopedik bilgiden sonra Derviş Ali’nin düşüncesini ve eylemini daha iyi anlayabilmek için Kıbrıs’ın 1955 – 65 arası yaşadığı olaylara biraz bakalım.

Haravgi Gazetesin'de Derviş Ali ve yoldaşı Mişaulis'in haberi.

Haravgi Gazetesi’nde Derviş Ali ve yoldaşı Mişaulis’in haberi.

Enosis ve Taksim  

1949’da SSCB’ye karşı kurulan NATO’ya 1952’de Türkiye ve Yunanistan dahil oldu. Her iki ülkede kontrgerilla örgütlenmeleri kuruldu. Bu kontrgerilla çalışmalarının ilk etkinlikleri Kıbrıs üzerinden oldu. EOKA’nın kurulması ve adanın Yunanistan’a bağlanması amacıyla hareketlere başlaması karşısında, Birleşik Krallığın yönlendirmesi sonucu 1958‘de bizzat Fatin Rüştü Zorlu tarafından verilen emirle Türk Mukavemet Teşkilatı kuruldu. EOKA ve TMT’nin ortak yaptığı tek şey adadaki ilerici güçlerin yok edilmesiydi.

Enosis düşüncesi Kıbrıs’ın bir Helen toprağı olduğunu bundan dolayı da Yunanistan ile birleşmeyi savunuyordu. EOKA silahlı etkinliklere başladığında Birleşik Krallık güçlerini hedefine yerleştirmişti. İngilizler, adanın bir gün ellerinden çıkacağını biliyorlardı. Oradaki egemenliklerini kaybetmemek için Türklerden polis yardımcısı alarak her iki tarafı karşı karşıya getirmeyi amaçladılar. Taksim düşüncesinin mimarı da İngilizlerdir. Bunu da 1954 yılına işaretleyebiliriz. Çünkü Rumlar self determinasyon meselesini BM kuruluna taşıdılar. Birleşik Krallık temsilcisi Selwyn Lloyd genel kurulda yaptığı konuşmada Müslüman Türkler ve adanın Türklerle olan tarihi bağlarından söz etti ve adı konmamış bir iki ayrı self determinasyon düşüncesinin önünü açtı. Türkiye’nin bir self determinasyon düşüncesi gelişmemişti bu tarihte. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş gibileri erken dönemlerde taksimi savunmaya başlarken Türkiye’nin resmi politika olarak taksim düşüncesini savunmaya başlaması ancak 1963’ten sonradır.

İlk bölümde meşum 1958 yılından söz etmiştik. Adadaki çatışmaların artması, her gün yeni ölümlerin olması yeni bir düzenleme yapılmasını gerekli kılıyordu. Bu kapsamda taraflar arasında görüşmeler başladı. 6 – 11 Şubat 1959’da   Türkiye ve Yunanistan arasında İsviçre’nin Zürih kentinde görüşmeler yapıldı. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kurulmasına ilişkin ilk metinler burada oluşturuldu ve 19 Şubat’ta Londra’da Birleşik Krallık, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıslı Rumlar adına Makarios, Kıbrıslı Türkler adına da Fazıl Küçük sekiz belgeden oluşan anlaşmayı imzaladılar.

Türkler açısından oldukça karlı bir anlaşmaydı. Birleşik Krallığın büyük desteğiyle kapının ucundan tutması istenen Türkiye, garantörlük anlaşmasıyla, adanın kapısını sımsıkı tutar hale gelmişti.

Makarios, anlaşmanın geçici olacağını düşünerek, enosis’te ısrar ediyor, Denktaş ise Makarios’un gideceği yolu bilerek taksim düşüncesini geliştiriyordu. İki taraftan milliyetçilik yol alıyor, ortada kalan ise Derviş Ali Kavazoğlu oluyordu. Kavazoğlu, AKEL içinde de yalnız bir durumdaydı.

Akel ve Kavazoğlu

dervisali-misaulis-2

Derviş Ali ve Mişaulis’in katledilmesi sonrası çekilen resim.

Bilinenin aksine AKEL enosise karşı değildir demiştik geçen yazıda. AKEL bu anlamıyla eksik durumda kalmış, adanın iki temel halkının bir arada yaşamasını savunurken, bağımsız, sosyalist bir adanın oluşması düşüncesini geliştirememiştir. Bunu AKEL MK içinde dillendiren bir kişi vardır: Derviş Ali Kavazoğlu. AKEL içindeki muhalefetine rağmen parti kararlarını sonuna kadar savunan Kavazoğlu bu düşüncesini parti dışında söyleme fırsatını bulamamış, bu yönüyle de Türk milliyetçileri tarafından “hain” , “Makarios’un ajanı” gibi mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıya kalmıştır. 1958’de illegal yaşamaya başlaması ailesini görmesine bile olanak tanımamıştır. TMT, taksim düşüncesinin karşısındaki bütün Türkleri imha etmeye çalıştığı gibi yedi yıl boyunca Kavazoğlu’na ulaşmak için tüm yolları denemiş 1965’te bu amacına ulaşmıştır. Katledilmeden bir gün önce bir toplantıda yaptığı konuşmada: “Kıbrıs Türk toplumunun ezici çoğunluğu Kıbrıs’ta iki toplumun barış içinde yaşamasını istediğini her fırsatta göstermiştir. Denktaş ve kafadarları kendi siyasi ihtiraslarını tatmin etmek ve ustaları olan sömürgecilere faydalı hizmetlerde bulunmak için millete yalan söylediler. Toptan katliam gibi demagojilerle halkın temiz milli hislerini istismar ederek otuz kardeşimizi yerinden yurdundan kaldırarak toplumumuzu bugünkü feci duruma sürüklediler.” demişti.

1963’te adanın fiili olarak ikiye bölündüğünü söyleyebiliriz. EOKA ve TMT istediklerine ulaşmış, toplumu ikiye bölmeyi başarmışlardır 1963’te. Artık adada Türk Bölgesi ve Rum Bölgesi oluşmuş, bir Türk bir Rumdan maydanoz alsa TMT, bir Rum bir Türkten ekmek alsa EOKA şiddetine maruz kalır hale gelmiştir.

1963’te Türkiye 1960’ta kazandığı garantörlük hakkıyla ada üstünde askeri uçuşlar yaparak EOKA saldırılarını bir süreliğine durdurtmuş ama taksimi de devlet politikası haline getirmiştir. Bundan sonra hedefi Türkiye’ye bağlı bir Kıbrıs parçası oluşturmaktır, Türkiye’nin. “Kıbrıs Türklerindir” sloganı terk edilerek “ya taksim ya ölüm” sloganı ön plana alınmıştır. TMT içindeki iktidar mücadelesine müdahale edilerek Denktaş neredeyse tek adam haline getirilmiştir. Bu durum Birleşik Krallık’ın da isteğidir. Ada üstündeki egemenliğini bir biçimde sürdürmeyi böylelikle başarmıştır İngilizler.

1974’e giden süreçte adada akan kan durmamış, emperyalizmin istediği bölünme sağlanmıştır.

2012’de bu bölümü yazdığım sıralarda ABD’de Kıbrıs görüşmeleri yapılıyordu. Görüşmeler sonrası adada her iki taraf açısından değişen bir şey olmadı. Barışçılar yine kaybederken statükocular Denktaş ve Klerides çizgisinde yollarına devam ediyorlar. 1974 sonrası süreci üçüncü bölümde anlatmak üzere ara verirken bulabilecekler için bir kitap önereyim. Derviş Ali Kavazoğlu’nun illegal yaşamını sürdürdüğü yıllarda aynı evi paylaştığı AKEL üyesi sendikacı Hristoki Vanezo’nun “11 Nisan 1965 Lefkoşa-Larnaka Yolu” kitabı ayrıntılarıyla Kavazoğlu’nu anlatıyor.yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin