Kürtler ‘duygusal kopuş’ mu yaşıyor?

|

Kürt halkının bir “duygusal kopuş” yaşadığı söyleniyor. Bunun nesi kötü?

Sur, Diyarbakır.

Sur, Diyarbakır.

Türkiye siyasetine gözüm açıldığından beri, Kürt hareketinin en sık duyduğum tezlerinden biri “duygusal kopuş” oldu.

Tez kısaca şöyledir: Devlet barış sürecini bir an evvel başlatmalıdır, zira Kürt halkı birlikte yaşamaya yönelik inancını kaybediyordur. 2000’lerin İç savaşla büyümüş Kürt gençliği farklıdır; bir türlü söz dinlemez, sürekli saldıran devletle barışmayı artık anlamsız buluyordur. Biraz daha gecikilirse PKK de bunları zapt edemez, iki taraf için de yıkıcı olan bir iç savaşın eşiğine gelinir.

Kürt hareketinin sözcüleri “iç savaş” derken Türkiye halklarının faşizme karşı örgütlendiği devrimci bir başkaldırıyı kast etmez. Bunun yerine kafalarda 1990 sonrası Balkanlar tarzı bir felaket senaryosu canlandırmaya çalışırlar: Böyle giderse Batıdaki Türklerin Kürt arkadaşlarını kestiği, Diyarbakır’daki Kürtlerin, geçen haftaya kadar komşusu olan Türk’ün evini ateşe verdiği bir dönem başlayabilir. O zaman ortalık karışır ve bu anlamsız savaş yalnızca egemen sınıfların değil, akşamları televizyon karşısında meyve yiyenlerin, yeni başladığı kariyerinde yükselmeye çalışanların, düğün için çektiği krediyi hala ödeyemeyenlerin de hayatını mahvedecektir.

Buradaki amaç düzenle barış pazarlığını kızıştırmak değilse nedir? Cendereye alınmış hayatlarımızı tümden değiştirmeyi, yani gerçek bir kurtuluşu hedefleyen halk hareketleri böyle konuşmaz çünkü. O büyük günü “kaos olacak, komşu komşuyu kesecek” diye değil, “haramilerin saltanatını yıkacağız, bekleyin bizi” diye anlatırlar.

Devrimi arzulayan hareketler için iç savaş korkulacak bir kaos anı değil, özgür geleceğe açılan, fedakarlıklarla dolu bir süreçtir. Bütün krizlerin gelip düğümlendiği, eskinin ölmekte yeninin doğmakta olduğu bir “güneşe akın” anıdır.

Düzenle uzlaşmak isteyen hareketlerse, iç savaşı bir hiç uğruna çekilen acılarla dolu bir dipsiz kuyu olarak sunarlar. Devrime duyulan inançsızlık, sırf Türk, Kürt ya da Sünni vs. oldukları için diğer halk kesimlerinin bu mücadeleye asla katılamayacağı düşüncesi, onların hayalgücünü sınırlar. Kaybedenin egemenler, kazananın halklar olduğu bir iç savaş ya da devrimci durum hayal edemez olurlar. Milliyetçi tahayyülde savaşlar da milletler arasında gerçekleşir.

Duygusal kopuş tezlerinde iki şeyin birbirine nasıl bilerek karıştırıldığına dikkat edelim. Bu tezi savunanlar, önce endişeli bir halde Kürt halkının artık devlete güvenmediğini, onunla yapılacak bir barışa şüpheyle yaklaştığını söyler.

Peki bunun nesi kötüdür? Her devrimci halk hareketinin amacı, kendi halkını onu onyıllardır ezen devletten ideolojik ve duygusal bir kopuşa sürüklemektir. Yapılan her propaganda, verilen her şehit bu kopuşu hızlandırmak, halka “bizim olmayan şu devleti yıkalım da, kendi kendimizi yönettiğimiz bir düzen kuralım” dedirtmek içindir.

Ancak bu argümanın sonunun nereye varacağını bilenler, ona hemen bir ekleme yapar: Kopuştan kasıt, yalnızca Kürt halkının devletten kopması değildir. Kürt halkı bir bütün olarak Türk halkıyla kardeş olduğundan şüphe duyar haldedir. Demek ki bu savaşın devam etmesi halinde, mesele yalnızca Kürtlerle devlet arasındaki bir çatışma olmaktan çıkar ve tüm Türkleri de içine alan bir “şiddet sarmalına” dönüşür. (“Şiddet sarmalı” ifadesi, aklımızda hiçbir yere varmayacağı halde anlamsızca tırmanan çatışma imgesini yaratması bakımından duygusal kopuş tezlerinin gözbebeği bir kavramdır. “Silahlar konuşursa siyaset susar“ın yakın akrabasıdır.) Bu savaşta Türklerin de örgütlenip, onları da ezen, sömüren, hayatı zindan eden devlete karşı Kürtlerle birlikte savaşması mümkün değildir. Çünkü adı üstünde “Türk”türler.

Duygusal kopuş tezini kullananlar, gerçeği tariflemekten çok, ilkel korkularımızı uzlaşma politikalarının dayanağı yapmaya çalışıyorlar. İç savaşın, bize şimdiki halimizi aratacağı bir kan banyosu gibi anlatılması, sıtmayı ölüme yeğ tutmamız içindir.

Faşizme karşı barış politikalarının ne kadar içi boş olduğunun anlaşıldığı bir dönemdeyiz. 2013 yılında yapılan Newroz çağrısının üzerinden iki buçuk yıl, Kürt halkına “silahını bırak” diyen Dolmabahçe Mutabakatı’nın üzerinden bir yıl bile geçmedi. “Eşme Ruhu“yla faşist orduya teslim edilen silahlar, bugün Diyarbakır’da, Silvan’da Kürt gençlerine kurşun saçıyor.

Halkların kendilerini ezen düzenden ideolojik ve duygusal olarak kopmasından korkmak gereksiz. Yalnızca Kürtlerin değil, tüm Türkiye halklarının böyle bir kopuş yaşayıp, omuz omuza mücadele etmeye ihtiyacı var. O yüzden asıl korkulacak olan şey Kürt hareketinin sözcülerinin milliyetçi fikirlerle bulandırarak besledikleri bu uzlaşma siyaseti.

Bu uzlaşma/barış siyasetlerinin dünyada başarılı tek bir örneği görülmedi, Türkiye de bir istisna olmayacak. Tüm Türkiye halkları el ele verip özgür vatanı kuruncaya kadar duygusal, ideolojik, psikolojik, kültürel, ekonomik akla gelen her kopuşa ihtiyacımız var.yazisonuikonu

Yok başka cehennem

Şehrin ikiyüzlülüğü; Sur’da direnenler, Diclekent’te yiyenler!



Bir yorum

Ekleyin

Yeni yorum ekleyin.