Korkudan korkmak

Önder Kulak |

Bu durum tıpkı azılı bir seri katil sokaklarda dolaşırken, onun zarar verdikleriyle ya da verebilecekleriyle beraber direnmek yerine, onun yapacaklarından korkarak, katilin otoritesini dolaylı bir şekilde tanıma halidir.

Çığlık, Edvard Munch

Çığlık, Edvard Munch

Erich Fromm iki farklı otorite biçiminden bahsedilebileceğini düşünür. Bunlardan ilkini nesnel ya da rasyonel otorite olarak nitelerken, diğeri için irrasyonel otorite kavramını kullanır.

Birey -otoritenin tanındığı koşullarda- rasyonel otoriteyi bir rehberlik ya da yetkinlik hali dolayısıyla benimserken, irrasyonel otoriteye sahip olduğu olumsuz nitelikteki yaptırım gücü dolayısıyla boyun eğer. Böylece birey ve otorite arasındaki ilişkide ilki için bir saygı, diğeri için de bir korku hali kendini gösterir.

Direnci -baştan ya da sonradan- kırılmış birey, daha başına bir şey gelmeden korku içinde uyum sağlar.

Bu ikincisindeki korku hali otorite gücünü koruduğu ve arttırdığı sürece birey nezdinde etkili olur. Bireye otorite tarafından, uyum sağlamayı reddeder ise kendisine zarar verileceği anlatılır. Bu da bir sürekli korku halini, eşdeyişle korkudan korkma halini doğurur. Direnci -baştan ya da sonradan- kırılmış birey, daha başına bir şey gelmeden korku içinde uyum sağlar.

Bu noktada otoritenin hangi ilkeleri temsil ettiği önemli değildir. Öyle ki birey, duyduğu korkudan dolayı uyum sağladığı düşünce ve eylemleri sorgulamaz. Otoritenin istekleri her türden ilkenin önüne geçer.

Bu isteklerin yerine getirilmesi doğrultusunda işletilen ödüllendirme mekanizması ise bireyin otoriteye olan bağımlılığını arttırır. Birey, şahsına ait olanın kendisine bırakılmasını dahi bir bahşetme fiili olarak görmeye başlar. Elindekini korumak için bağımlılığın artmasını kabullenir.

İrrasyonel otoriteye uymak mı, direnmek mi

Bireyin irrasyonel otoriteyle olan uyum ilişkisi ya baştan, daha bireyin çocukluk döneminde, aile içerisinde kurulur, ya da sürdürdüğü direnci kırılarak daha sonradan, adım adım oluşturulur. Birinci koşulda, aile ve toplum arasında çoğunlukla bir koşutluk olması itibarıyla, bireye çocukluğundan itibaren otorite basamakları içerisinde bir uygunluk olduğu fark ettirilir. Bu doğrultuda birey irrasyonel otoriteye daha baştan, aileden topluma doğru açılan kapıda boyun eğer.

Otoritenin baskısını arttırdığı dönemlerde ise direnç göstermek zorlaşır ve kimi bireylerde direncin terk edildiği ve yerini uyumun aldığı görülür. Suruç Katliamı sonrası gelişen süreç de baskının arttığı böylesi bir döneme karşılık gelmektedir.

Ne var ki her birey irrasyonel otoriteye öyle kolayca boyun eğmez. Bu noktada ya baştan irrasyonel otoriteyi reddeder, ya da ona karşı sonradan direnç geliştirir. Böylece birey, diğer örnekten farklı olarak ailesinin katkısı olsun ya da olmasın, direniş geleneğine tutunur. Bu tutunma hali, irrasyonel otorite ve onu olanaklı kılan ilişkilere alternatifler oluşturmak aracılığıyla ya da böylesi ilişkilerin olduğu bir ağ içinde bulunmak sayesinde mümkün olur.

Bu bağlamda alternatif ilişkilerin sürdürülebildiği oranda direnç, sürdürülemediği oranda uyum söz konusudur. Bahsi geçen otorite biçiminin baskısını arttırdığı dönemlerde ise direnç göstermek zorlaşır ve kimi bireylerde direncin terk edildiği ve yerini uyumun aldığı görülür. Suruç Katliamı sonrası gelişen süreç de baskının arttığı böylesi bir döneme karşılık gelmektedir.

Suruç Katliamı ve irrasyonel otorite korkusu

Katliamla beraber, alametleri iki yıllık bir zaman dilimine yayılmış bir sürecin olgunlaşma döneminin kendini aleni bir şekilde hissettirmeye başladığı fark edilebilir. Katliamın ardından ülkenin halklarına karşı adeta topyekün bir savaş haline geçilmiştir. Protestolar için bir araya gelen on binlerce insan farklı şehirlerde ağır saldırılara uğramıştır. Kimileri gözaltına alınırken, kimileri tutuklanmıştır.

Ardından emek güçlerine karşı bir sürek avı başlatılmış ve yine demokratik kurumlar talan edilmiş, yüzlerce gözaltı, onlarca tutuklama ve infazlar gerçekleşmiştir. Cenazelerin uğurlanması için dahi günlerce direnilmesi gerekmiştir. Ne var ki herkes olanlar karşısında direnmeyi bir seçenek olarak görmemektedir. Aksine, artan baskıyla beraber kimileri için bir geri çekilme halinin başladığı söylenebilir.

Sadece trend konular olduğunda sokağa çıkan kimi muhalefet bileşenleri, tüm olanlara rağmen, sanki her şeyin olağana yakın olduğu ya da olağanüstü ise bile yapılacak tek şeyin iyi temennilerde bulunmak olduğu gibi bir havaya girerek, kendilerini ve mümkünse çevrelerini kandırmayı seçmektedirler.

Hukukun bütünüyle askıya alınmasına ramak kalmıştır. Bununla ilişkili bir şekilde sokaklar, adında emniyet ibaresi geçenlere rağmen değil, tam da onlar sokaklarda olduğu için tehlikeli bir hal almıştır. Dahası, olası bir katliam korkusuyla toplu taşıma araçlarına dahi rahatça binilememektedir. Bunlara bir de her gün ardı ardına gelen ölüm haberleri eklenmektedir. Her şey olağan kabul edilemeyecek kadar çığrından çıkmıştır.

Ne var ki sadece trend konular olduğunda sokağa çıkan kimi muhalefet bileşenleri, tüm olanlara rağmen, sanki her şeyin olağana yakın olduğu ya da olağanüstü ise bile yapılacak tek şeyin olanları daha kötü kılabilecek direnmek değil de iyi temennilerde bulunmak olduğu gibi bir havaya girerek, kendilerini ve mümkünse çevrelerini kandırmayı seçmektedirler.

Bu durum tıpkı azılı bir seri katilin sokaklarda dolaşırken, onun zarar verdikleriyle ya da verebilecekleriyle beraber direnmek yerine, onun yapacaklarından korkarak, örneğin gündelik yaşamına bir zarar geleceğini akla getirerek, katilin otoritesini dolaylı bir şekilde tanıma halidir. Başka bir deyişle, korkudan korkmak fiilinin utangaç bir şekilde bünyeye yerleşmesi ve yayılması halidir. Bundan sonra beklenen gelişme ise trend solculuğundan arta kalan son direnç noktalarının da kırılması ve korkudan korkarak, adım adım ortama uyum sağlanması olacaktır. yazisonuikonu

Tamam haklıyız ama çok şey yapmasak



Yorum yok

Ekleyin