“Konjonktür”

Zeki Ardıç |

“Anadolu insanı” diye tabir edilen her birey, kategorik olarak bu pazarın hem düşünsel hem de pratik iştirakçisi durumundadır. Bunun içindir ki iletişim ağları merkezi bir yayın şeklinde zuhur etmektedir.

Konjonktur

Kendimi bildim bileli -ki bu; karar verme, algılama ve yönetme yani “yetişkin olma” dönemi ile ilişkilidir- her verili durum için bu sözcük gelişi güzel kullanılır. Bütün bağlamlarından kopartılarak -her şeyde olduğu üzere- servis edilen bilgiler, tabir-i caiz ise çöp olmaktan öte bir anlam ifade etmez.

Bilen bilir; hedefler bağlamında konuşulagelen verili durum itibarıyla, ister sağdan ister soldan olsun devrim ve karşıdevrim söylemine dayanak oluşturulan sihirli cümle tam da budur: KONJONKTÜR!

Kasıt ise şudur: Belirli bir kara parçası için yahut makro veya mikro durum için sosyal, siyasal, iktisadi koşulların içinde bulunduğu durum… Bu durum, gerçekleşme ya da gerçekleştirilme yöntemi açısından toplumsal hareketleri belirler. Verilerin bu denli hızlı ulaşılabilir olduğu günümüzde ise amaçların, gelişen global yapının doğal sonucu olarak hayat bulamaması tam da bundan dolayıdır. Karar vermek kadar uygulanabilir olmalıdır önerdiğiniz program…

Konjonktür: Her türlü durumun ve şartın ortaya çıkardığı sonuç. (TDK)
Hava kadar doğru, su kadar hakiki olan düşünceler, bir o kadar gündelik hayatın çerezi, meyhane mezesi olur. Bu noktada artık hayat, seçili durumda bir görevin “ifası” gibi rutin, o yolun müdavimi olur. Kastedilen o özne, fiyakalı sol dili bir kısır döngünün bitmek bilmez ezik yaşantısının manivelası yapar. Boş kadehlerle harmanlanmış şişkin egosunu günün bitiminde peltek konuşmalara, gereksiz cümlelere katarak yol alır – bir sonraki gün aynı saatte, aynı yerde uğranmak üzere…

Arabeskleşme denilen yapı tam da burada gün yüzüne çıkar. Metropol içinde iki kutuplu bir dünya var eder kent! Daha elit semtler için yukarıda bahsi geçen insan profili yaratır iken, bu nispeten varoş lakin genç nesil -düşünsel yapısı moda bir tabirle “Y” kuşağı denilebilecek kitle- için farklı bir anlam taşır. Aynı yapı, eskiler için ise daha otantik gündelik hayatın kalbine doğrudur. Bunun içindir ki “Dil bir varoluş halidir.”

Bu dil ve “varoluş” hali varoşun içinde değil, gittikçe kentleşen dünyanın globalleşme sürecine içkin bir hal ve yönelim halindedir. Öyle ki Anadolu insanı diye tabir edilen her birey kategorik olarak bu pazarın hem düşünsel hem de pratik iştirakçisi durumundadır. Bunun içindir ki iletişim ağları merkezi bir yayın şeklinde zuhur etmektedir.

Konjonktürün ahvali, hız ve kabiliyetle ilintili olarak servis edilen bilgiyle orantılı bir yapı şeklinde sirayet etmektedir. Son on yıl içinde eli klavyede olan her birey şunu ayan beyan görecektir: Kimi zaman semptomlar istenildiği gibi olmasa da, arzu edilen yapı, “arızi” olma durumundan sıyrılarak sistemi onaran, manipülasyonu “mahir”, dört başı mamur bir yapı şeklinde sunulmuyor değil.

Gelinen yerde her birey, her fiilin olduğu kadar her dilin, her sözün aynı zamanda bir ifşa, bir ihbar olduğunu bilir, bilmelidir, bilmek zorundadır. Büyük araştırma ya da anket şirketleri kadar saha içi faaliyet gösteren gönüllü, yarı gönüllü, ücretli, tam zamanlı, yarı zamanlı, velhasıl her meramı olanın veya olmayanın bileceği üzere; birey, tepesinde kendisini dinleyen, gözleyen bir üçüncü gözün varlığıyla yekparedir. Bunun adı, bahsi geçen toplumsal katmanlar için allanarak pullanarak sunulan “toplumsal düzen”dir…

Bu düzen kaosla zapturapt altına alınmış, ehlileştirilmiştir. Bugünün gönencine heba edilen ahlâki yapımız, yarın aldırış edilmeden satılabilecek onurumuzla tahkim edilmiştir. Ve elbette konjonktür durağan bir yapı değildir. Dünün “yad” edilegelen yapıları gibi bugün de yarınların dilinde “yad” edilegelecektir. “Gün ola devran döne!” yazisonuikonu



Bir yorum

Ekleyin

Yeni yorum ekleyin.