Kıyıya vuran insanlık ancak savaşarak dönüştürülebilir

Bekir Sami Paydak |

Öfkeye ve mücadaleye dönüşmeyen bir üzüntü durumu kişisel vicdan tatmininden başka bir şey değil. Gerçekten samimiysek insanlığı değiştirmek, dönüştürmek için öne atılmamız gerekiyor.

mülteci2Modernizm ve aydınlanma insanlığın bugüne kadarki en ileri atılımı olarak ortaya çıktı. Büyük bir anlatı vaad ediyordu insanlığa. Eşit yurttaş olmak, özgür olmak, dini tahakkümden kurtulmak en önemli vaadlerdi. İnsan Hakları Beyannamesi de temel olarak bunlar üzerine kuruldu. Peki gerçekten Batı’da başlayan bu aydınlanma tüm bu vaadlerini insanlığa verebildi mi? İnsanlık artık barış içinde, eşit bir biçimde, tahakkümden kurtularak yaşamaya mı başladı? Yoksa tam tersi mi? İtiraf edelim ki modernizm ve aydınlanma üretimde, toplumsal ve politik yaşamda getirdiği tüm ileriliklerin yanında insanlığa tarihteki en büyük felaketleri de getirdi ve en önemlisi de insanı homo economicus dediğimiz çıkarcı bir hayvana dönüştürdü. Evet çıkarcılık ve umursamazlık sınıflı toplumlar oluştuğundan beri her zaman vardı ama Homo Economicus insanlığın çıkarcılıkta en ileri ve son aşamasını temsil ediyor.

Çizim: Murat Başol

Çizim: Murat Başol

Aydınlanmanın ve modernizmin tüm getirileri yanında (laiklik, anayasal eşitlik, kitlesel siyasi katılım vs.) insanlığa en büyük felaketleri de getirdiğini söyledik. Ermeni Soykırımı, Yahudi ve Çingene Soykırımları, iki tane Dünya Savaşı ve atom bombasıyla yapılan katliam bu felaketlerden en önemlileri. Tüm bu felaketler aydınlanmanın karanlık yönünü bize göstermekte. Dinin yerine ikame edilen ama kendisi de özünde bir din olan ulusçu tapınma ve kapitalist mantığın çıkarcı, bencil ve bireysel çatışmacı kültürü tüm bu felaketlerin aslında temelini oluşturmakta. Bahsettiğimiz ve bahsetmediğiz tüm felaketler bu iki olgunun aşırıya vardırılmasının sonucu olmuştur. ”Aşırıya” vardırılmadığı zamanlarda ise dediğimiz gibi ulusçu-devletçi tapınma ve bireysel çıkarcı insan tipi yani Homo Economicus insanlığın mevcut yapısında içselleştiği için yine sürekli olarak katliamlarla, adaletsizliklerle ve tüm bunlara karşı sergilenen duyarsızlıklarla yüz yüzeyiz. Ancak parça parça gerçekleşiyor tüm bu felaketler ve biz de parça parça yüzleşiyoruz insanlığımızla.

Her toplumsal felakette insan bugün nasıl bu hale geldi diye şaşırmaktan sonra da güvenli sığınıklarımıza çekilmekten başka bir şey yapmayacak mıyız?
İşte şimdi de Ege kıyılarında bu parça parça felaketlerden biriyle yüzleştik. Küçük bir çocuğun cesedi kıyıya vurmuştu yanında bazı eşyalar ve bir kaç oyuncakla. Sonrasında ise kimisi umursamamış aynı sahilde belki üç dört saat sonra denize girmeye, güneşlenmeye başlamıştı kimisi ise ikiyüzlü bir tavırla üzüldüğünü ifade ediyordu. İkiyüzlü diyorum çünkü üzüldüğünü iddia edenlerin bir bölümü Padişah bozuntusu malum şahısa tapanlardı. Sanki bölgede gerici ve işbirlikçi emelleriyle yobaz çeteleri destekleyen, bölgenin yaşanmayacak bir hale gelip insanların göçmen olmasının nedenlerinden biri olan oy verdikleri, uğrunda kefen giydikleri malum şahıs değil miydi? Hal böyle olunca Suriye’li çocuk için döktükleri gözyaşları timsah gözyaşından başka bir şey olmuyor. Bir de şu sözde solcu, demokrat özünde ırkçı kesimlerin yalancı duyarlılıkları var. Başka bir çocuk Baran Çağlı geçen hafta katledildiğinde “terörle mücadele ediyor” diye alkışladıkları AKP‘ye karşı sesini çıkartmayan bunlar değil miydi? Ve bunlar değil mi her konuşmalarında Suriyeli göçmenleri küçümseyen, aşağılayan, hor gören? Onların yaşadıkları sefalet koşullarıyla, göç etmelerine sebep olan nedenlerle ilgilenmeyip sadece göçmenliğe dair eleştiri geliştirenler? En azından gündelik hayatlarına aynen devam edenler çok daha samimi timsah gözyaşı döken kefenci ve ulusalcı-ırkçı güruhdan.

Tüm bunların yanında samimi olarak üzülenlerimiz de var. İnsanlığın nasıl böyle bir kötülüğe sebep olabildiğini düşünüyorlar. Ancak düşünmekten, üzülmekten sonra yine gündelik hayatımıza dönmekten başka bir şeyler yapmamız gerekmez mi artık? Her toplumsal felakette insan bugün nasıl bu hale geldi diye şaşırmaktan sonra da güvenli sığınıklarımıza çekilmekten başka bir şey yapmayacak mıyız?

Tıpkı ülkemizin batısında kendini kültürlü, demokrat elitler olarak görenlerin onlarca yıldır Kürtlere, fabrikalardaki işçilere, yoksul mahallelerdeki insanlara yapılanlara sırtlarını döndüğü gibi.

Ayrıca insanlık bugün nasıl bu hale geldi diye şaşırmak ve üzülmek özünde olumlu bir yönelim olsa da eksik bir toplumsal-tarihsel okumanın da yansımasıdır. Çünkü toplumlar tarihini inceleyenler insanın bir tarafının hep bencil, çıkarcı ve duyarsız olduğunu ve modernizm sonrası oluşan Homo Economicus tipi insanda bu özelliklerin daha da belirgenleştiğini görürler. Mesela 1930’larda Avrupa’nın en kültürlü, en eğitimli halklarından olan Almanlar milyonlarca Yahudi gaz odalarında katledilirken hiç bir şey olmamış gibi yaşamaya devam ettiler. Hitler‘i bir peygamber gibi benimsediler. 2.Dünya Savaşından sonra bile Almanya’da yapılan anmalar onlarca yıl boyunca hiç bir zaman Yahudiler için olmadı sadece savaşta ölenler Almanlar içindi. Devam edelim. Etiyoplalılar katledilirken kültürlü, romantik İtalyan halkı Duce‘yi alkışlamıyor muydu? Medeni Fransızlar Cezayir‘de yapılan katliamlara ne dedi acaba? Peki ya Amerikalılar? Atom bombasına ses çıkarmayan, Kore savaşıyla övünen Amerikalılar değil mi? Vietnam‘a bile önceleri ses çıkarmamışlar, gerçekten Vietnam’a özgürlük götürüldüğünü düşünmüşlerdi. Sonraları savaşta Amerikan ordusunun katliamının ne denli yoğun olduğu görüldükten sonra savaş karşıtı mücadele başladı. O günlerden sonrada çok bir şey değişmedi. Irak‘ı işgal eden adamı iki kere başkan yaptılar. Bahsettiğim ülkeler şu açıdan önemli; bu ülkeler üretim ve teknoloji seviyesi gelişmiş eğitim seviyesi yüksek, insan hakları, demokrasi konularında ileri görülen ülkeler. Ama bu eğitimli, kültürlü insanlar çok rahat bir şekilde duyarsızlığı, umursamazlığı içselleştirebiliyorlar. Tıpkı ülkemizin batısında kendini kültürlü, demokrat elitler olarak görenlerin onlarca yıldır Kürtlere, fabrikalardaki işçilere, yoksul mahallelerdeki insanlara yapılanlara sırtlarını döndüğü gibi.

İnsanlık kapitalizmin içinde yaşamaya devam ettikçe bu umursamaz ve çıkarcı tavır devam edecek, bu tavır ise kapitalizmin sürekli olarak kendini yeniden üretmesine neden olacak.
Avrupa medeniyeti sömürgeciliğe dayanarak kuruldu ve bugün hala sömürgeciliğe dayanarak kendi ileri seviyesini koruyabiliyor. Tüm bu durumun farkında olan bir İngiliz işçisi çıkarından dolayı dün de bugün de sömürgeciliğe karşı gelmeyip krala, kraliçeye şükran duyabiliyor, onlar sayesinde kendinin dünyanın geri kalanından farklı olarak bir çok sosyal hakka sahip olabildiğini düşünüyor. İşte Alman işçisi Hitler’i alkışlayanlardandı o çünkü Hitler’in sömürgeci politikalarının kendine de faydası olacağını düşünüyordu bundan dolayı umursamadı Yahudileri, Çingeneleri, Slavları. Bugün ABD’nin, Avrupa halkının çoğu da umursamıyor kendi devletlerinin Afrika‘da, Ortadoğu‘da, Güneydoğu Asya‘da sebep oldukları felaketi, çünkü içten içe tüm bunların kendi çıkarına hizmet ettiğini düşünüyor. İnsanlık kapitalizmin içinde yaşamaya devam ettikçe bu umursamaz ve çıkarcı tavır devam edecek, bu tavır ise kapitalizmin sürekli olarak kendini yeniden üretmesine neden olacak.

[Tweet “Yaşadım diyebilmek için bugün tek seçeneğimiz savaşmak.”]
Tüm bunlardan şuna varmalıyız; bugün artık insanlığın geldiği noktada, sebep olduğu felaketler için üzülme ya da şaşırma bir anlam ifade etmiyor. İnsanlık zaten uzun zamandır bu halde yani kıyıya vurması yeni değil. Ayrıca öfkeye ve mücadaleye dönüşmeyen bir üzüntü durumu kişisel vicdan tatmininden başka bir şey değil. Gerçekten samimiysek insanlığı değiştirmek, dönüştürmek için öne atılmamız gerekiyor. Bugün ezilen coğrafyaların bilinçli insanlarının devrimcileşmesi, yoksullarla bütünleşerek harekete geçmesi gerekmekte. Ve görevleri sadece adaletsizliğe son vermek değil insanlığımızı da kurtarmak. Rosa‘nın ”ya barbarlık yada sosyalizm” sözü bugün saf bir gerçeklik. Gerçekten bugün sosyalist olmadan aydınlığı, ileriyi savunamayız. Sosyalist olmak ise dünyayı yorumlamak değil değiştirmektir. Yani iradedir. Bu irade ise meşruluğunu burjuvazinin yasalarından değil ezilenlerin tarihsel çıkarlarından almakta. Ezilenlerin tarihsel çıkarları ise ezenlere karşı verilecek devrimci bir halk savaşını zorunlu kılmakta. Yani yaşadım diyebilmek için bugün tek seçeneğimiz savaşmak. Savaşmak ve direnmekse yaşamımızı, insanlığımızı dönüştürmenin en temel koşulu.yazisonuikonu

Çöküş



Yorum yok

Ekleyin