Kime, neye bu sitem?

Erhan Acar |

Emperyalizmle, faşizmle uzlaşı düşünün bir kez daha iflasının faturası, yoksul ve emekçi Kürt halkına kesilmiştir. İşte tam da bu yüzden batı ne ise bugün doğu da odur. …Çünkü abluka altında olan yerler hariç, doğuda da batıda da eylem/eylemsizlik aynı paralellikte ilerlemektedir.

1385130065-043

Kürt ressam Delower Omar’ın Savaş ve Barış adlı resmi

Türkiye Kürdistan’ı uzun süredir faşist kuşatma altında. Çeşitli gerekçeler gösterilerek (hendek, terör örgütü, özyönetim, militanlar vs.) örgütlülüğün yoğun olduğu bölgeler bombalanıyor, insanlar katlediliyor. Ölü sayısı gittikçe artıyor ve ölümler karşısındaki sessizlik, insanlık onurunu çıldırtacak raddeye gelmiş durumda.

Devlet ve resmi ideolojisi insanları terbiyeye ve ıslah olmaya davet ediyor. Bu davetkârlık kimi zaman kundaktaki bebeklerin vücudunu delen kurşun ya da evlerin ortasına düşen bomba olarak, kimi zaman da su ve ekmek kısıtıyla açlık tehdidi şeklinde bir zorlama olarak kendini dayatıyor. Ve karşılığını da göç, direniş ya da kabullenmeyle buluyor.

Göç ve kabullenmeyi halen, rasyonellik ya da hane halkının rizikolarını azaltma şeklinde yorumlayanlar var. Belki daha farklı daha ‘post’ analiz kasanlar da vardır. Ben çaresizlik olarak adlandırıyorum. Çünkü mevcut olanı değiştirme, dönüştürme potansiyelini kendinizde ve çevrenizde göremiyorsanız ya terk-i diyar edersiniz ya da mevcut olanı çaresizce kabullenip ona itaat edersiniz.

Sosyalistlere düşen görev

1 Kasım öncesi başlatılan çatışma ortamının seçim sonuçlarına yansıma biçimi de bir ölçüde bunu destekliyor. Direniş ise egemenlerin tüm baskı, imha, inkâr ve asimilasyonuna karşı, koşullar ne olursa olsun boyun eğmemek, yola gelmemek, ıslah olmamak anlamına geliyor. Bu, aynı zamanda, bir halkın onur ve insanlık mücadelesi… Bu bağlamda, direnişi yükseltmek, bölgeden çıkarıp farklı alanlara yaymak ve olabildiğince sesleri yükseltmek her sosyalistin boynunun borcudur.

Kemal Pir var olan duruma karşı koyulacak refleksi “Susmak, sessiz kalmak doğru değildir. Onlar vurdukça slogan atmak, haykırmak gerekir. Çünkü faşizm, sesten ve ışıktan korkar.” diye özetlemiş aslında. Fakat sol/sosyalistlerin mevcut durumuma karşı ortaya koydukları/koyamadıkları mücadele biçimleri tartışılıyor/tartışılmakta. Özellikle Gezi, daha genel olarak doğu-batı ekseni üzerinden, Geziciler ya da sosyalistler Kürtleri yalnız bırakıyor gibilerinden epeydir yazılıp çiziliyor. Hal böyleyken bu ‘tepkisizlik’ diyebileceğimiz tepkilerin cılızlığının nedenlerini özellikle HDP’nin ortaya koyduğu ideolojik hat ile alakalı olduğunu düşünmemek elde değil.

Son yıllarda özellikle HDP’nin barış söylemleri ve politikalarıyla (ki bu politikalar artık strateji haline gelmiş gibi gözüküyor zira onca ölüme rağmen söylem de politikalar da aynı eksende devam ediyor) siyasi hattını çizdiğine tanık olduk. Hatta bu söylem ve politika o kadar fetişleştirildi ki sınıflı toplumlarda adalet isteminin siyasi bir talep olduğu unutularak devrimcilerin, halkın adalet istemi için yaptığı eylemler çözüm sürecini baltalamaya çalışan eylemler; o eylemleri yapan devrimciler de ajan, provokatör ve hatta terörist ilan edildi. Mücadeleyi, temelde sınıf mücadelesi üzerinden yürüten devrimci sosyalistler Ortodoks, muhafazakâr ve çağın ruhunu yakalayamayanlar olarak adlandırıldı. Sendikaların, meslek odalarının ve derneklerin kapıları deyim yerindeyse suratlarına çarpıldı. Radikal demokrasi paradigması yüceltildi.

Eğer son süreçte Kürdistan’daki faşist işgale karşı tepkisiz, duyarsız olarak adlandırılan batı, batıdaki STK’lar, sendikalar, dernekler vd. ise, yanlış olmasın, birçoğu HDP ve/veya HDK bileşeni ya da bir şekilde ideolojik destekçisi. Yani bugün Kürdistan’da süren katliamı hem içeride hem dışarı da duyuracak, ezilen ulusun mücadelesini sınıf mücadelesiyle ve diğer mücadele alanlarıyla birleştirip yükseltecek olan sendikalar, meslek odaları, dernekler, STK’lar ve siyasi partiler bugünkü reflekslerini HDP ve/veya HDK üzerinden geliştirmektedir. Bu yüzden, özellikle HDP temsilcilerinin, bugün kalkıp da “Batı nerede, bu katliamlara karşı neden sessiz?” demesi bana pek anlamlı gelmiyor.

Öyleyse…

Yöneticiler neye, kime sitem etmektedir? Batı elinizin altında, hem siyasi hem de ideolojik olarak! 40 yıllık sosyalist hareketlere radikal demokrasiyi savunduracak kadar yanınızda! Yok, eğer örgütsüz halktan bahsediyorsak sürekli bir bilinç manipülasyonuyla, alt kültürle, milliyetçilikle, dinle, uyuşturucuyla, işsizlik ve açlıkla dünyası egemenlerin ideolojik ve baskı aygıtlarıyla illüzyonlar dünyasına dönüşmüş olan ve bu yüzden suçsuz yere öldürülen insanları yuhalayacak, mezarlarını tahrip edecek vs. bir gerçeklik var. Ve eminim ki birçoğumuz zaten bu sahte gerçekliğin farkında olarak hareket ediyoruz.

Batı ne ise doğu da odur

Sadece batı değil Kürdistan için de aynı durum geçerli. Duran Kalkan bir televizyon kanalındaki röportajında şöyle diyor: “Kürdistan’da bu katliamlar gerçekleşirken, Dersim gençliği, Gever gençli vs. nasıl tepkisiz kalabiliyor?” Hal böyle olunca benim de aklıma “barış süreci işe yaramadı, kitleler pasifize ediliyor”dan başka bir cevap gelmiyor.

Sonuç olarak, bugün doğu-batı ayrımı ya da Gezi üzerinden sorgulanmaya çalışılan tepkisizlik ve duyarsızlık eleştirisi soyut bir eleştiridir diye düşünüyorum. Çünkü özellikle sol/sosyalist hareketler içerisinde baskın olan Kürt Hareketinin ideolojik hegemonyası su götürmez bir gerçeklik. Bu yüzden var olan durum da bu hegemonyadan bağımsız düşünülemez.

Emperyalizmle, faşizmle uzlaşı düşünün bir kez daha iflasının faturası yoksul ve emekçi Kürt halkına kesilmiştir.  İşte tam da bu yüzden batı ne ise bugün doğu da odur. (“Doğu-batı”dan kastım, yukarıda vurguladığım sendikalar, odalar, dernekler, STK’lar vd. kurumlardır. Bu yüzden, doğu ve batıdaki ideolojik hat aynı hattır.) Duran Kalkan’ın Kürt gençlik hareketi ile ilgili sözleri bu durumu kuvvetlendiren bir argümandır. Çünkü abluka altında olan yerler hariç, doğuda da batıda da eylem/eylemsizlik aynı paralellikte ilerlemektedir.yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin