Kent belleğine bir “Yorum”

Umut Kara |

Her havuz bir harf imiş. Parkta havuzlardan S O l yazıyormuş. Ne vakit parktan geçsem, o yazıyı bir daha yazıyorum.

Screenshot_2015-08-03-12-26-30

Gittiğim ilk Yorum konseri 90’ların başında Susurluk‘taydı. Dönemin belediye başkanı rahmetli Tahsin Amca (Bozoğlu) yalnızca yüz kişinin katıldığı dev konser için polis müdahalesini önlemeye çalışmıştı konser boyunca. O zamanlar Grup Yorum’un her bir sesi ayrı bir orkestra gibiydi.

Sonra o şarkılarla dolalı güzel çocukların siyaseti olarak aktı sokak, iyice gördüm.

Tatili Ankara’da geçirmek ödüldü bana çocukken. Bir taşra kasabasında büyüdüm, Ankara’nın kaza süsü Susurluk’ta. Tatilde Ankara’ya gelmek, büyük yaşamaklardı. Tatil güncesi başka çocuklardan kalın olmak, kırmızı kaplı ve istatistik enstitüsü onaylı olmaktı.

“Güvenpark’ta birikmişik”

Dönerlerin ters salto ile değil yaprak yaprak düştüğü yıllarda, seksenlerin sonunda, bir Hasan Hüseyin mahallesinde yarım dönüm bahçeli bir kondusu vardı annanemgilin. Öyle yokuştaydı ki, insanlar işten dönerken o günü bir kez daha sırtlanmış olurlardı. Mahalledeki evlerin bir kısmı annanemin evine yaslıydı. Düşmemek için tutunuyorlardı. İşte o evden Ankara’ya inerken bir uçurtma gibi havalanırdım. Sevinç yaşı gibi dökülürdüm Kızılay’a. Dünyanın merkezine yolculuk…

Zabıta evlerinin seyyar olduğu yerden afili sokak adlarının olduğu yere zift kokusu kıvamıyla gelirdik babamla. Yapışak yazlar… Aile dostumuz Terzi Sakıp’ın Marmara Sokak’taki dükkanında siyaset çift dikiş. Yemeğe Yeşilnalın’a (gözde bir lokanta) gidiliyor, otobüse binmeye Sıhhiye Köprüsü’ne. Sağlık Bakanlığı gözetiminde geziliyor Yenişehir civarı. Etraf hep esnaf ekonomisi… Sıhhiye Kızılay arası bir park var. Tüm bu gidip gelmelerde içinden kıyısından geçiliyor: Abdi İpekçi. Babam bu parkı çok seviyor. 80 öncesi anılarının yeşerdiği görmenin sevinci… Havuzları var parkın, bir de beton bir el var parkın ortasında, dua gibi, yakarış gibi, topraktan fışkıran akıl, emek gibi, isyan eden bir işçi gibi.

Fotoğraf: İhsan Celep

Fotoğraf: İhsan Celep

Bir kent belleğini onu belleğinde yaşayanlarla ile söze dizer. Kentli özentisi ne alışkanlık edindimse hep o kahvehaneye ve pikniğe takım elbise ile giden adamlar yüzünden. Boş-modern zamanları kent kişisinin.

“Bu parkta SO l yazıyor oğlum.”

Elimi yukarı doğru kaldırarak babamın elini tuttuğum yaşta bir gün Abdi İpekçi Parkı’ndan geçerken “Bu el niye var?” dedim babama. Sorduğum, Ankara’nın ilk sivil heykeli. Ödenek olmadığından bronz değil beton dökülmüş. İşte o da manayı kuvvetleyen bir sebep olmuş. Babam, “Her şey bizim elimizde, demek istiyor.” dedi. Artık solcu olmak için o elin anlamını da biliyor olmak gerekiyordu. Öğrendiğim her bilgi yarının solculuğuna katkı günlerimdi. Gevremiş bir simit aldık, güvercinlerle yedik. Sonra babam beni parkın içinde dolaştırdı. Havuzları bir bir gösterdi. Her havuz bir harf imiş. Parkta havuzlardan S O l yazıyormuş. Ne vakit parktan geçsem, o yazıyı bir daha yazıyorum. O gün aklımda o kadar taze.

SOl yazısı

SOl yazısının tepeden görünüşü

Emekçiler ve ezilenler Kızılay Meydanı’nı bir eylem alanı olarak yitirdiğinden beri Sıhhıye Meydanı, Abdi İpekçi Parkı’na dökülen haliyle merkezi eylem alanı olarak duruyor.

“Beş bin Mehmet yürüyor güneşe”

Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin el’e avuca sığmayan devrimciliğinin soluk alıp renk verdiği parkın gözlediği Sıhhiye Meydanı, geçmişin acımayan çay deminde. On yıllarca park çevresindeki çay ocakları Yorum şarkılarının ritmini tuttu çay kaşıklarıyla. Hitit Kursu (Güneşi) kursiyerlerini Kızılay Meydanı’nın büyük günleri için hazırlıyor. Çaylar gibi acıyabiliyor mu zamanla müzikler. Hani ikisi de demlenir ya.
Kaç oldu “doğayı ve hayatı sarsacak saat”?

Önümüzdeki günlerde Sıhhiye Meydanı’nda gerçekleşecek Grup Yorum konserinin anlamı Tahsin Amca’nın, parkların ve meydanların bugüne taşıdığı anılarla, devrimci gençlerin sokaklarda ve dağlarda çaldıkları ıslıklarının halkın yüreğindeki yankısıyla büyüyor. Devrimcilerin mücadeleyi, “hayatı” ve sesi nasıl yükseltebileceğine dair bir işareti belleğimizi diri tutmamızın önemiyle veriyor. Tahsin Amca’ya ve yolu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne doğru düşen devrimci…

Geç kalıyoruz… Selamlarımıza sevgilerimize yetişemiyoruz. Bitmemiş bir yazı tüleriyor kağıdın düzünde. Grup Yorum konseri beklerken heyecanla yazmaya başladığım bu yazı kendini bitirdi. Demlendi ama acıdı. İnadımızda ısrar etmek gereği bir yana inadımızda gecikmememiz gereğini de anımsatıyor zaman.

“Ve yırtılmış bir tül gibi savrulup duruyor zaman…”yazisonuikonu

Bir Ankara Denemesi / Şehrimin manzarası



Yorum yok

Ekleyin