«Kelebeğin fırtınası» – Yüksel Direnişi’nden…

Gözde Çağrı |

“Ben sağcıyım aslında. Ama benim adıma, bizlerin adına bu yapılanları kabul etmiyorum.” Yüksel Caddesi’nde kamu emekçilerinin direnişinden bir anı.

nuriye-gulmen-ve-semih-ozakca-yuksel-foto-hayri-tunc
Nuriye Gülmen ve Semih Özakça - fotoğraf: Hayri Tunç

Güzel şeyler de oluyor bazen hayatta. Hani şu İstanbul’da kanat çırpan kelebeğin Kızılay meydanında yarattığı fırtına gibi…

Kabul edelim, çok yoğun bir süreç yaşadık bir kaç yıldır. Gezi’ydi, bitmek bilmeyen sandıklardı, sandık sevdasının sonucunda o sevdaya galip gelen 7 Haziran ve galibiyetin hazmedilememesiyle çıkan savaş, patlamalar, ölen binlerce insan, kimin hayal ürünü olduğu şaibeli (hayal gücü kuvvetli olmayan biri olduğundan eminiz en azından) darbeydi derken, geldik KHK’lara.

İki kadın çıkıverdi, birini eskiden beri tanır severim, pırıl mı pırıl bir öğretmen.. Öğrencilerini tanıma fırsatım olmadı, ama kızını tanırım. Bir çocuğu nasıl parlatabileceğini hayal etmenize yeter de artar. Sonra bir de akademisyen geldi Ankara’mızın o zamanki durgunluğuna. Farklı yerlerde, aynı amaç için, “İşimi, ekmeğimi, öğrencilerimi istiyorum” diyerek oturma eylemleri yapmaya başladı bu iki kadın.

Oturtur mu devlet, oturtmadı. Sürükledi. Devlet bir süredir alışmıştı Ankara’daki muhalefetin üzerindeki ölü toprağına, hadlerini bildiririz sandı. “Sürükler atarız bir kenara, daha da gelmezler.” öyle olmadı, bir hafta, on gün, on beş gün, 20 gün derken her gün gözaltına alındı bu iki kadın.

Bu arada bir mektup geldi Mardin’den, karı koca iki öğretmen, gencecik. “İlham aldık sizden hocalarım, biz de başlıyoruz,” dediler, Ankara’ya geldiler, gözaltılar kalabalıklaşmaya başladı. Eylemciler destekçiler, basın derken, 20’lere dayandı gözaltına alınması gerekenlerin sayısı. Bu arada başka KHK’lar, başka ihraçlar, başka şehirlerde eylemler derken, bizim kelebek fırtınaya dönüştü.

Bunun farkındaydık, ama bu fırtınanın etki alanının ne kadar büyük olduğunu geçen gün fark ettim. Sokağın köşesindeki aktara gitmiştim, yenibahar ve kırmızı toz biber almaya. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça –Ankara’yı canlandıran akademisyen ve Mardin’den gelen gencecik, pırıl pırıl öğretmen hani–  bedenlerini açlığa yatırdılar, sadece şeker ve su ile besleniyorlar, gidip geldikçe bizler de alıp bırakıyoruz tofito’lar jelibon’lar.

Hep içime dert oluyordu. Çok kimyasal var katkı maddesi var bu şekerlerde, bunların daha düzgününü bulmak lazım, belki aktarda vardır. Hazır gitmişken eve toz biberle yenibahar da alırım. Sordum:

– Burada bakkaldakilere göre daha besleyici, daha doğal şeker var mıdır?

– Nasıl yani abla?

– Kızılay’da açlık grevindeki kamu emekçilerine götüreceğim. Sadece şeker ve su ile besleniyorlar, bari şekerler katkısız olsun.

– Aa, Yüksel Caddesi’ndekiler di mi abla, biliyorum ben, her gün oradan geçiyorum. Sadece şeker mi yiyorlar?

– Evet, sadece şeker ve su

– Akide şekerleri var abla, bak arkanda, şu karışık olanla limonlu olanlar daha taze, onlar iyi, onlardan al.

Şekerleri aldım, baharatları da paketledi, kasaya geçtik.

– Borcum ne kadar?

– Altı lira.

– Nasıl o kadar ucuz?

– Şekerler benden olsun abla. Ben sağcıyım aslında. Ama benim adıma, bizlerin adına bu yapılanları kabul etmiyorum. Biz Fetö’yü ayıklayın dedik, beğenmediğiniz herkesi toplayın demedik. Kendi partime de çok kızgınım ,kendimizi satılmış hissediyoruz. Ederimiz neymiş, kaça satılmışız göreceğiz 17 Nisan’da evet çıkarsa. Umarım çıkmaz ama… Ben umutluyum, çıkmayacak bence.

– Bence de çıkmayacak.

– Benim abim de askerdi, onu da ihraç ettiler. Suçu neymiş onu bile öğrenemedik. Düşün, biz aileden MHP’liyiz, terörist dediler bize. Şimdi iş de bulamıyor, köye geri dönüp davar otlatacak. Yapacak bişey yok…

– Üzüldüm.

– Yüksel’deki öğretmenlere benden selam söyleyip şekerleri verirsen çok sevinirim abla. Bizim için de direndiklerini biliyoruz biz. Benim evim İncesu’da, her gün geçiyorum oradan, hep tereddüt etmiştim uğrayıp sormamıştım neden buradasınız diye. Şimdi seninle konuşunca içim rahatladı. Ben de uğrayıp şeker bırakayım.

Teşekkür edip çıktım aktardan. Ağaçların açtığı bahar çiçekleri üstüme yağıyordu eve giden yolda. Gülümsedim içimden. Kelebeği de daha çok sevdim, fırtınasını da. yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin