Katliam ve direnişin 20. yılında Gazi Mahallesi

Hayri Tunç |

Gazi Mahallesi, katliamın ve sonrasında gelişen direnişin 20. yılında halen devletle, onun paramiliter güçleriyle mücadele etmeye devam etmektedir. Sadece Gazi Mahallesi değil, yoksul mahallelerin bir çoğunda bu mücadele sürmektedir. Bu mücadele bir var olma, kendinin olanı alma çabasıdır.

Gazi Katliamı

90’lı yıllar: ülkenin askeri faşist darbeden sivil hükümete geçtiği ama faşist yasaların değiştirilmeden uygulandığı, devrimci hareketlerin yeniden filizlendiği, Kürdistan‘da gerilla savaşının en yoğun yaşandığı, sokaklarda serhildanların başladığı, darbede tutuklanıp cezaevlerine giren ve çıkmaya başlayan birçok devrimcinin mücadeleyi bıraktığı, kendi kabuğuna çekildiği, bir kaç devrimci hareketin yeniden sokaklara çıkmak için çabaladığı yıllar.

Gazi Mahallesi de bu süreçte devrimcilerin yeniden örgütlenmek için kurulmasına ön ayak olduğu mahallelerden biriydi. Devletin sokak ortasında insanları kaybetmeye başladığı yıllarda Gazi Mahallesi, 1 Mayıs Mahallesi, Nurtepe, Küçük Armutlu gibi mahalleler devrimcilerin yeniden örgütlenmeye başladığı mahalleler olarak göze çarpıyordu. Bu mahallelerde halk hiçbir zaman o hep anlatılan “devletin gülen yüzü“nü görmemişlerdi. Bütün ömürlerini bir parça ekmek için harcamış, birilerini zengin etmek için ömürlerini vermişlerdi. Yetmemiş, devletin istemediği yerlere giremez, devletin istemediği alanlarda gezemezlerdi.

Yoksul mahallelerde yaşayanlar için ‘devlet’ Yaşar Kemal‘in İnce Memed‘de tasvir ettiği Abdi Ağa’dan başkası değildi. Her gördüklerinde ya kendilerinden bir şeyler almaya gelmiş oluyor ya da zulüm ediyordu. Onlara sahip çıkan ise sadece devrimcilerdi. Onlara barınmaları için gereken arsayı veren, evleri yapmalarında yardımcı olan, onlara insan olduğunu anlatan tek güç devrimcilerdi.

Katliam günleri

Gazi Katliamı olduğunda lisede ikinci yılımdı. Okul zaten Gazi Mahallesi’nin hemen yanında, Karayolları Mahallesi ile Gazi Mahallesi arasındaydı. İki mahallede politik yönden belli bir yerde duran, sistemden hep zarar görmüş insanların olduğu yerlerdi. Gazi Mahallesi yoğunluklu olarak Alevilerin oturduğu bir mahalle olurken Karayolları Mahallesi’nde göç ettirilmiş Kürtler yoğunlukta idi.

Gazi Cemevi daha inşaat halindeydi, sokaklar birçok yerde inşaatlarla doluydu. Birçok ev bugünkü halinden çok uzaktaydı.

Yoksul mahallelerde herkes birbirini tanır, kimin ne iş yaptığı, nereden geldiği bilinir. Sokaklar, kahveler illere göre ayrılmıştır, açılan dükkanların sahipleri isimlerinden çok nereli olduklarıyla tanınır. Doğdukları yerlerden gelip, İstanbul gibi bir yerde barınacak ev bulanlar ilk önce kendi hemşehrilerinin olduğu yerlere yönelirler. Ama Gazi mahallesi gibi yerlerde bu hemşehricilik -kendinden olanı kayırma çabası- büyük oranda yok edilmişti. Bunun sebebi de bu mahallelerde devrimcilerin olmasıydı.

Bir yanda insanlar şehre geliyor, kendi hemşehrilerini bulup yerleşmeye çalışıyor, bir yanda da devrimciler Gazi Mahallesinde yoksullara arsalar veriyordu. Devrimcilerin etkinliğinin yoğun olmasından dolayı biraz da mahallede Alevi yoğunluğu hissedilir derecede fazlaydı. Dönemin siyasi koşulları üzerinden bakıldığında bu normal bir durumdu aslında. Devlet Alevilere yeni bir katliam ile gerçek yüzünü göstermiş, Sivas katliamı sonrası Aleviler yüzünü daha fazla devrimcilere döner olmuştu.

Yüzyıllardır baskı ve sömürü iktidarında yaşama tutunmaya çalışan Alevilere sahip çıkan, onlara destek veren tek güç halen de Devrimcilerdir.

Gazi Mahallesi sadece muhalif yapılanması ile bilinmez, devletin ve zengin sınıfın iştahını kabartan bir rant bölgedir aynı zamanda. Dolayısıyla, devrimcilerin güvencesi altında oraya yerleşen halka devletin zulmü sadece muhalif, Alevi olduklarından ya da yoksul olduklarından dolayı değil, zenginlerin iştahını kabartan bu bölgeden sürülmek istenmesindendir de. Bugün devletin zulmünü gören bütün yoksul mahalleler için geçerlidir bu durum. Devlet, zulmederek, gerektiğinde katlederek oradaki toprakları geri almaya, o toprakları zorla alıp yeniden halka satmaya çalışmaktadır. Buna karşı çıkan, insanların daha özgür bir ortamda yaşamasını isteyen devrimciler ile çatışması da bundandır.

Gazi Katliamı’ndan gece haberlerinde bilgim olmuştu. Sabah okula gittiğimde ise ilk işimiz okuldaki devrimci öğrenciler olarak mahalleye gitmek oldu. Gözümüzün önünde devlet yeni bir katliam yapmaya hazırlanıyordu. Alevi halkı savunmak devrimcilere düşüyordu. 12 Mart ve 13 Mart günleri sabahtan akşama kadar Gazi Mahallesinde barikat başındaydım. Devlet silahlarıyla mahalleliye saldırırken onları savunan sadece devrimcilerdi.

[Tweet “12-14 Mart arasında geçen günlerde devrimciler kanlarıyla, dişleriyle oradaki halkı savunmaya çalıştı.“]
12-14 Mart arasında geçen günlerde devrimciler kanlarıyla, dişleriyle oradaki halkı savunmaya, o insanlara gelecek zulme boyun eğmeyeceklerini göstermeye çalıştılar.

Başardılar mı?

Evet!

Gazi katliamı ve sonrasında gelişen direniş açık bir şekilde darbe sonrası halk üzerindeki ölü toprağını attı. Direniş ve sonrasında gelişen örgütlü mücadeleye yönelim hem devrimcilerin yeniden ayağa kalkmasını sağladı hem de devlete geri adım attırdı. Bugün Gezi Direnişi nasıl bir sarsıntı yaşattı ise, döneminde Gazi Direnişi de o etkiyi fazlasıyla yaratmıştır.

Gazi Mahallesinde bir kahvehanenin taranması ile başlayan süreçte devlet açık bir şekilde halka orada yaşayamayacağını göstermek istemiş, daha önce 1 Mayıs Mahallesinde yaptığı katliamı burada da yapmıştır. Ancak iki mahallede devletin bu katliam saldırısına karşı direnmeyi seçmiş, devletin baskısına boyun eğmeyeceklerini göstermiştir.

Katliam ve sonrasında gelişen direnişten sonra da devletin Gazi Mahallesi üzerindeki zulmü hiç azalmamış, hiç sonlanmamıştır. Her fırsatta mahalleye saldırılarda bulunan devlet için artık Gazi Mahallesi yok edilmesi gereken bir mahalledir. 2000’li yıllara kadar aklına gelen her bahane de mahalleyi basan, terör estiren devlet 2000’li yıllarla birlikte yeni bir taktik devreye sokmuştur.

Yozlaştırma!

Kürdistan‘ın bütün bölgelerinde, sisteme muhalif olsun olmasın bütün insanlar üzerinde uyguladığı yozlaştırma politikasını, yoksul mahalleler üzerinde uygulamaya başlamıştır. Bu süreçte yoğun polis terörü yerine daha çok çeteleşme faaliyetlerine yönelmiş, orada bulunan halkı canından bezdirecek şekilde çeteleşmeye, fuhuşa, uyuşturucuya izin vermiş, hatta bu faaliyetleri kendi eliyle yürütmektedir. Gazi Mahallesini devrimci bir mahalle olmaktan çıkartıp, bireysel terörün kol gezdiği, akşamları sokağa çıkılmayan, tanınmayan insanların giremediği, soygunun, uyuşturucunun, fuhuşun yoğun yaşandığı bir mahalle haline getirmeye, dışarıda da bu şekilde tanıtmaya başlamıştır.

Sadece Gazi Mahallesinde değil, bütün yoksul mahallelerde bu politikayı uygulayan devlet için bu bir nevi ölümü gösterip sıtmaya razı etme politikasıdır. Mahallenin her yerinde hırsızlık, uyuşturucu kullanımı, fuhuş haberleri duyulmaya başladığı yıllardır bu yıllar.

Çeteleşmeye karşı tek gücün kendileri olduğu savıyla polise razı etmeye, polisi mahallelere hakim kılmaya çalışılan bu yozlaştırma politikası ise yine devrimcilerin müdahalesi ile tersine çevrilmiştir.

Devrimcilerin, uyuşturucu ve fuhuş üzerinden yozlaştırma çabalarına yönelik uyguladığı mücadelenin de kökenleri bu yıllara dayanır. Mahallenin yok edilmesi, “oranın yozlaştırılıp, korkulan bir yer haline getirilmekten geçer” mantığı ile hareket eden devlete, devrimciler dur demiş, mahalle halkına zulmetmek için uğraşan çetecilerle mücadeleye başlanmıştır.

Bu mücadele son zamanlarda kendini daha belirgin kılmaya başlamış, devlet bir yandan çetecileri kullanıp devrimcilere saldırtmakta, diğer yandan çetecilere müdahale eden devrimcilere kendisi saldırmaktadır. Gazi Mahallesinde Barış Çoşkun, Maltepe Gülsuyu’nda Hasan Ferit Gedik, İsmail Doğan çetecilerle mücadele sırasında yaşamlarını yitirmiştir.

Gazi hâlâ direniyor

Bugün Gazi Mahallesi, katliamın ve sonrasında gelişen direnişin 20. yılında halen devletle, onun paramiliter güçleriyle mücadele etmeye devam etmektedir. Sadece Gazi Mahallesi değil, yoksul mahallelerin bir çoğunda bu mücadele sürmektedir. Bu mücadele bir var olma, kendinin olanı alma çabasıdır. Bugün devletin Gazi Mahallesinde İmam Hatip Lisesi açma çabası da bu yozlaştırma politikasının bir ürünüdür.

Zira çoğunluğu Alevi olan bir mahalleye İmam Hatip Lisesi açmanın hiçbir doğru ve masum yanı yoktur. Eskiden Alevi köylerine cami yapan zihniyetin devamıdır bu zihniyet. Buna karşı mücadele eden devrimcilere saldırmak, her fırsatta baskınlar düzenlemek, mahalleye toplu taşıma araçlarının girmesini engellemek, hiçbir eylem yokken halka gaz bombalarıyla saldırmak…

Bunlar devletin çeteler üzerinden uygulamaya çalıştığı yozlaştırma politikasının devamından başka bir şey değildir. Buna karşı devrimcilerin mücadelesi elbette ki sürecektir.

[Tweet “Bütün yoksul mahalleler özgür olana dek #GaziKatliamınıUnutmaUnutturma”]

Gazi Mahallesinde ne olmuştu?

12 Mart akşamı 4 pastahane, bir kahvehane aynı anda saldırıya uğradı. İlk saldırıda Halil Kaya yaşamını yitirdi. 25 kişi ağır yaralandı. Saldırıda kullanılan bir taksi şoförü de saldırıyı düzenleyenler tarafından öldürüldü. Bu saldırının duyulması üzerine başta Gazi Mahallesi halkı olmak üzere İstanbul da yaşayan bir çok kişi Gazi Mahallesine geldi, karakola yürüdüler. Polis halkın üzerine hedef gözeterek ateş etti. Bu saldırıda da Mehmet Gündüz yaşamını yitirdi.

Bir gün sonra 13 Mart günü ise 30 bin kişiye yaklaşan büyük bir kitle yeniden Gazi Karakolu‘na yürüyüşe geçti. Bu yürüyüşe çevik kuvvet, özel harekat polisleri, özel tim müdahalede bulundu. Gün boyu çatışmalar yaşandı. Valilik Gazi Mahallesinde sokağa çıkma yasağı kararı aldı. Mahallenin giriş ve çıkışları polis ablukasına alındı ancak sokağa çıkma yasağını halk tanımayınca, devlet mahalleye asker gönderdi.

Gazi Mahallesi ve Ümraniye katliamında yaşamını yitirenler;

Halil Kaya, Mehmet Gündüz, Zeynep Poyraz, Fadime Bingöl, İsmihan Yüksel, Ali Yıldırım, Dilek Sevinç, Reis Kopal, Fevzi Tunç, Genco Demir, İsmail Baltacı, Hasan Pugan, Hasan Sel, Sezgin Engin, Dinçer Yılmaz, Hasan Gürgen, Hakan Çabuk, Yaşar Aydın

14 Mart günü ise Gazi katliamını protesto için Ankara Kızılay‘da eylem yapmak isteyenlere polis saldırdı. Bu saldırıda 36  kişi yaralandı.

15 Mart günü Ümraniye 1 Mayıs Mahallesinde Gazi katliamını protesto için sokağa çıkan halka polis saldırdı. 5 kişi yaşamını yitirdi, yirmiden fazla insan yaralandı.

Yargılama süreci

11 Eylül 1995 de başlayan yargılama 3 Mart 2000 tarihinde karara bağlandı. Yargılanan 20 polisten Adem Albayrak 4 kişiyi öldürmekten 3 yıl dokuz ay cezaya çarptırıldı, cezası ertelendi. Diğer 18 polis ise beraat etti.  Daha sonra yargıtay kararı bozup polislere 4 yıl ceza verdi. Davayı AİHM‘e taşıyan katledilenlerin yakınlarına mahkeme 27 Temmuz 2005 tarihinde kararını açıkladı. Mahkeme Gazi ve Ümraniye de katledilen 18 kişi için devleti toplamda 510 bin avro para cezasına mahkum etti. yazisonuikonu

@hayritunc

İki kent ayaklanması: Gazi ve Gezi

Yozlaşma ve karşı konumlanış: Halkın kültürü

 

https://www.youtube.com/watch?v=Hy9d_g0ik8M&t=20



Yorum yok

Ekleyin