Karadeniz’in kuş dili

Michelle Nijhuis |

Kuşköy’de çocuklar okula başlamadan önce ıslıkla iletişim kurmayı öğrenir, erkekler ve kadınlar düzenli olarak ıslık aracılığıyla dedikodu yapar, tartışıp flört ederdi.

Karadeniz_Kus_Dili

Kaynak: The New Yorker. “The Whistled Language of Northern Turkey

Çeviri: İlknur Ünsal

Türkiye’nin yağmurlu, dağlık Karadeniz sahilinde tenha bir vadinin içine yerleşmiş küçük bir kasaba olan Kuşköy, bölgenin diğer köyleriyle çokça benzerdir. Evler, çay ve fındık bahçeleri yanındaki dik yamaçlara dağılmıştır. Dar beyaz minareli, küçük kubbeli cami gürültülü bir derenin yanında yükselir. Ancak Kuşköy nasıl görüldüğü ile değil, nasıl bir ses çıkardığı ile ünlüdür. Öyle ki, burada suyun gürültüsüne ve dinibütün kişiler için okunan ezanlara sıklıkla yerel dilin tipik tonu eşlik eder: Yüksek sesli oynak bir ıslık.

Yarım yüzyıldan uzun bir süredir, yerel halkın kuş dili dediği şeyin ne olduğunu merak eden dilbilimciler ve gazateciler, Kuşköyü’ne varan patikalarla ve çamurlu yollarla zaman zaman mücadeleye girişiyor. Bu nedenle sayısı bini bulan yöre sakinleri Almanya doğumlu Türk biyo-psikolog Onur Güntürkün’ün onlara bir deneye dahil olmaları için yaptığı teklife hiç şaşırmadılar.

Islıklı diller sıradışı olsalar da yüzyıllardır var. Herodot, Etiyopya’da sakinleri “yarasalar gibi konuşmuş olan” halklardan bahseder ve Kanarya Adaları’nda hala yaygın olan ıslıklı dil rivayetleri altı yüz yıl kadar geriye gider. Geçenlerde kırk iki çeşitten fazla türü belgelenmiş olan bu diller, sık ormanlardan ya da yamaç arazilerden çıktı. Atlas Ormanları, Kuzeybatı Afrika’daki kuzey Laos dağları, Brezilya Amazonları uzak mesafeli iletişimin çok zor olabileceği yerler. Islıklı dillerin tümü konuşulan dillere dayanmaktadır: Mesela Kuşköy versiyonu yarım milden daha fazla uzaklıktan duyulabilen vurgulu tondaki standart Türkçe hecelerine uyarlıdır. Türkçedeki “Taze ekmek var mı” ifadesi kuş dilinde; dil, diş ve parmaklarla yapılan altı ayrı ıslıktan oluşur [tıklayıp dinleyin].

Güntürkün için ıslıklı Türkçe yalnızca etkileyici bir kültürel tuhaflık değil, aynı zamanda da heyecan verici bir doğal deney. Kelimeleri müzik gibi bir şeye dönüştüren bir dille karşılaştığında beynin ne yaptığını merak ediyor. Nöroloji alanında çalışan biliminsanları beynin işlevlerinin net bir şekilde sol ve sağ lobları arasında bölünmediğini uzun süredir biliyor olsalar da, sol lob bizim dil anlayışımızda her zaman hakim bir rol oynuyor gibi görünüyor. Dil tonal, atonal, sözlü olsun ya da yazılı, el işaretleriyle ya da dille icra ediliyor olsun olmasın bu böyle. Beynin sağ lobu ise bizim sesin perdesi, melodisi ve ritmine ilişkin anlayışımızı yönetiyor gibi görünüyor.

Güntürkün için ıslıklı Türkçe yalnızca etkileyici bir kültürel tuhaflık değil, aynı zamanda da heyecan verici bir doğal deney. Kelimeleri müzik gibi bir şeye dönüştüren bir dille karşılaştığında beynin ne yaptığını merak ediyor.

Güntürkün Kuşköy’de beyindeki bu işbölümünü test etmek için otuz bir gönüllü bulmuş. Tümü de hem sözlü hem de ıslıklı Türkçeye hakim olan bu gönüllüler, kulaklıklardan her bir kulağa ayrı ayrı eş zamanlı olarak çalınan farklı heceleri dinliyorlar. Güntürkün gönüllülere sözlü Türkçe dinlettiğinde, sağ kulaklıktan çalınan heceyi genellikle anlıyorlar. Bu da sesi işleyen tarafın beynin sol lobu olduğuna işaret. Ne var ki, iş ıslıklı Türkçeye geldiğinde katılımcılar iki heceyi de kabaca aynı oranda anlıyorlar. Bu da demek oluyor ki, anlamanın ilk aşamalarında beynin iki lobu da önemli roller oynuyorlar.

Güntürkün’ün kullandığı dikotik dinleme denilen teknik beyin faaliyetini ölçmek için kullanılan laboratuar teknikleri kadar kesin sonuç vermese de, Current Biology dergisinde yayımlanan sonuçları şaşırtıcı. Güntürkün “Bu sonuçlar beynimizin asimetrik yapısının örgütlenişinin varsaydığımız kadar sabit olmadığını gösteriyor” diyor. “Görünüşe göre bir bilginin bize nasıl verildiği, beynimizin mimarisini radikal bir şekilde değiştiriyor.” Araştırmacı şimdi tıpkı konuşma yetileri felç nedeniyle zarar gören bazı insanların şarkı söyleyerek iletişim kurabilmesi gibi, sol lob felcinin yarattığı hasar nedeniyle konuşma dilini anlayamayan insanların ıslıklı dili öğrenip öğrenemeyeceklerini merak ediyor.

Ne var ki, ıslıklı Türkçeyi çalışma imkanları giderek azalıyor. 1964 yılında Times için çalışan bir muhabir Kuşköy’deki çocukların okula başlamadan önce ıslıkla iletişim kurmayı öğrendiğini, erkeklerin ve kadınların düzenli olarak ıslık aracılığıyla dedikodu yaptığını, tartışıp flört ettiğini yazmıştı. Üç yıl sonra köyü ziyaret eden bir dilbilimci ekibi ıslığın köyde ve civarında yaygın olarak kullanıldığını gözlemlemişti.

Ancak Güntürkün giderek daha az genç kadının bu dili öğrendiğini, kimi genç erkeklerin ıslık diline hakim olmalarına rağmen, bu yeteneği pratik bir ihtiyaçtan ziyade gurur meselesi yaptıkları için ergenlik döneminde öğrendiklerini bulmuş. Son yıllarda kasaba turizmi güçlendirmek ve kültürü muhafaza etmek için bir ıslak yarışması düzenlemiş ama kuş dili hızla gündelik hayattan kayboluyor. Meraklı komşularla dolu bir kasabada, kısa mesaj ıslığın hiç sağlamadığı bir mahremiyet sağlıyor.

Bununla birlikte, ıslıklı Türkçe zaman zaman işe yarıyor. Kuşköy’ün sakinleri Güntürkün’ün üniversitedeki ofisini aradıklarında telefonu çoğunlukla Güntürkün’ün Almanca konuşan sekreteri açıyor. Böyle olunca kasaba sakinleri dertlerini nasıl anlatacaklarını çok iyi biliyorlar: Islık çalarak.yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin