Kapının zili

|

Bu akşamüstü kapının zili boğuk boğuk ötmüştü ve yirmi üç yaşımda ben babamın kim olduğunu öğrenmiştim.

kapinin-zili

 

Akşamüstü kapının zili boğuk boğuk öttü ve yirmi üç yaşımda babamın kim olduğunu öğrendim.

Okul henüz tatil olmuştu. Yorgun, bir parça yılgın dönmüştüm eve. Balkonda çay içiyorduk ailece.  Annem, babam ve ben yani. Akşam yemeğini erkenden, ağır ağır tadını çıkararak hatta biraz da abartarak yemiştik. Mutluyduk. Şakalaşıp gülüşüyor, sarılıp koklaşıyor, akşam güneşinin sefasını sürüyorduk.

Babam çayından bir yudum almış tam da yazlığa gitmek için hazırlıkları hızlandırmamız gerektiğini, kendisinin oltalarını elden geçirmeye başlayacağını, zira geçen yaz havanın çok rüzgârlı olduğunu ve bütün oltalarının hasar gördüğünü, Fehmi Amca’nın fırtınalı bir günde aşağı kayalıkların orada balığa gitmekte ısrar ettiği için bütün oltaların hurdahaş olduğunu anlatıyordu. “Ah Fehmi Abi” diyordu, “ne inat bir adamsın sen”. Sesinden,  “Ah Fehmi Abi” diye iç geçirmesinden eski dostu Fehmi Amca’yı özlediği ve evet yazlığa gitme zamanının geldiği anlaşılıyordu laf aramızda.

İşte tam da o an, babam iç çekişini derinleştirip Fehmi Amca’yla, dostluklarıyla ilgili bir şeyler anlatacaktı ki; kapının zili öyle boğuk boğuk öttü.  Ağır hastalıklı, lime lime olmuş ihtiyar bir ciğerden çıkan boğuk öksürük gibi. Paslı, yorgun, artık bir demir parçasının kirli yeşil bir suyun içinde iri sağlam bir kayanın böğrüne böğrüne çarpması gibi boğuk boğuk.

Babamın gözlerinde o an ölü bir balık belirdi. Yan yatmış, suyun akışına kapılmış bir balık. Gördüm onu. Gördüm elbette.

Yıllar yıllar önce babam çalıştığı bir köyde öğrencileriyle birlikte köyün aşağısındaki dereye iner, elleriyle iri etli kıvıl kıvıl balıklardan yakalarmış. O derede o kadar çok o kadar çokmuş ki balık, elini sallasan mutlak kapıverirmişsin bir taneciğini. Babam o köyde yediği balıklar kadar lezzetlilerini yememiş daha hiçbir yerde, hiçbir zamanda, hiçbir denizde.  Ben, tam da akşam güneşi altındaki muhabbetimizin ılık ılık akarak buraya doğru gelmesini beklerken, kapının zili öyle boğuk boğuk öttü.

Bizim kapının zili hep böyle mi ötüyordu da ben mi fark etmemiştim şimdiye kadar bilmiyorum.

Babamın bakışlarındaki o karnı beyaz, yan yatmış ölü balık hep vardı da ben ilk defa mı görüyordum, bilmiyorum. Kapı zilinin böyle boğuk boğuk ötüşü mü çağırmıştı o ölü balığı babamın gözlerine bilmiyorum. Hiçbir şey bilmiyorum.

Bu zilin bir daha öyle ötmemesini diledim içimden. Bunun için birinin aceleyle gidip kapıyı açması gerekiyordu. Annem kalktı. Sandalyesini ittirip kapıya doğru koşturacak oldu, babam “Müzeyyen” dedi, sesi kıpırtısızdı, umarsızdı, anlamsızdı. Annem gülümseyerek dönüp baktı. Başka bir şey demedi babam. Gözlerini ölü balığa teslim etti. Işıltısını kaybetti gözleri. Söndü.

Annem dudaklarında aynı gülümseme, çıktı balkondan. Sanki bir bayram sabahıymış da, misafir bekliyormuş da öyle heyecanlı göründü gözüme annem. Heyecanlı ve güzel. Bacaklarının kıvrımlarından geçen ışığa baktım. Sevinmek için bir neden aradım. Gülümseyince yanaklarında açan gamzelerini ilk defa görüyordum sanki. Ah annem, kaygısız kuygusuz annem, kapı zilinin bu kalın, boğuk, yapış yapış ötüşünden hiç etkilenmedin mi? Yok etkilenmedi. Döndü koşar adım kapıya doğru seğirtti.  Babama baktım. Oturduğu yere yığılıp kalmış, mıhlanmış, çakılıp kalmıştı. Bir daha oradan kalkamayacağı hissine kapıldım. Oysa kalksa, kalkarken, “hay Allah” dese, “bu saatte kim ola ki bu gelen”. Böyle yıllar yılı kapının zilinin boğuk boğuk, böyle derinden öğürür gibi çalışını bekliyormuş da o gün bugünmüş gibi yığılıp kalmasa. Kalksa. Yok kalkamaz. Demek yıllar yılı kapının zilinin bu ötüşünü beklemiş babam.

Neden?

Bilmiyorum. Ama öğrenmek istiyorum. Öğrenmek için davranıp kalktım, kapıyı açmak üzere olan annemin ardın gittim. Annem kapıyı açmadan önce durdu gerisin geri baktı, göz göze geldik. Benim yüzümdeki korku mu, kuşku mu vardı ki annemin de yüzü karardı bir an. Bilmiyorum.

Annem kapıyı açtı.

Açmasa belki zil bir daha boğuk boğuk ötecekti ve ben oracığa düşüp bayılacaktım.

Annem kapıyı açtı. Arkasında durup baktım. Biri yaşlıca diğeri genç, iki adam duruyordu kapının önünde.  Tanımıyordum gelenleri. “Buyurun” dedi annem. Yaşlıca olan “Talat Bey’le görüşecektik” dedi. “Talat Bey balkonda, göz bebeklerinin yerinde ölü bir balıkla yığılıp kaldı oturduğu yere, gelemez” diyesim geldi. Demedim. Annem bir eli genişçe açtığı kapının kolunda,  geri dönüp balkona doğru seslendi: “Talaaat”.

Balkondan ses gelmedi.

Sessizlik oldu. Adamlarla bakıştık.

Yaşlıca olan düz krem rengi bir gömlek giymişti. Traşlı, temiz, beyaz yüzünde farklı bir ifade vardı. Sert miydi bakışları, yumuşak mı anlayamadım.  Gözleri renkliydi. Ama rengini çıkaramadım.  Ne çocuk ne genç, ne orta yaşlı ne yaşlı, ne bilge ne cahildi bu bakışlar. Yaşı yoktu. Adı var mıydı bilmiyorum. Herkes gibi bir insandı hem, hem değildi. Gizli, derin bakınca ürküten bir sertlik vardı yüzünde. Sanırım bu kararlılık ifadesiydi. Toprak altından mı çıkmıştı, yüzü topraklıydı, denizlerin diplerinden mi çıkmıştı, yüzü dalgalıydı. Anlayamadım. Korkmadım ondan. Ama ürktüm. Bu bakışma daha ne kadar devam edecek diye düşünürken arkamızda babamın yılgın, korkmuş, büzülmüş bedeni bitiverdi. “Buyurun” dedi babam. “Benim Talat”.

Dönüp baktım kendini kötü bir sona teslim etmiş, kaderine razı olmuş kurbanlık gibi esir gördüm babamı. Ama neden? Neden bu haller baba? Soramadım. Sormaya fırsat olmadı. Yirmi üç yaşımdaydım ve babam bu yıllar boyunca bu akşamüstü kapının boğuk boğuk çalınmasının, tarih eskisi mi yenisi mi anlamadığım bir adamın elektrik çarpması gibi bir sesle kendisini sormasının nedenini anlatmamıştı.

Annem ve ben yana çekildik. Adamlarla karşılıklı bakıştı babam. Genç olanın yüzünde sabırsızlık bulutları geçti. “Zamanı geldi” dedi yaşlıca olan. Neyin zamanı? Bilemedim. Babamın yutkunurken çıkardığı ses duyuldu. Acıydı. Anneme baktım, yüzü bilinmezliklerle doluydu. Demek o da bir şey bilmiyor. “Benim” dedi babam, sesindeki yanmayı gizleyemeden, “benim yirmi üç yaşında bir kızım var…” Dönüp bana baktı. Bendeki soru işaretlerini görünce başını yere eğdi. “Beni ona…” demeye kalmadı genç olan sözünü kesti, “O da yirmi üç yaşındaydı daha” dedi. Kim de yirmi üç yaşındaydı? Ne zaman yirmi üç yaşındaydı? Ne oldu ona? Kim ne yaptı ona? Yoksa yoksa baba sen vaktiyle yirmi üç yaşında birine mi sebep oldun? Soramadım. Ağzımı açıp bir şey diyemedim.

Babam teslimiyetini boynunu iyice bükerek pekiştirdi. Demek kabul ettiği bir şey vardı ama ne? Başı yerde “burada olmaz içeri gelin” dedi babam. Yaşlıca olanı davrandı kapının önünden adımını içeri attı. “Onu ele verdiğinde yirmi üç yaşındaydı” dedi. Demek babam birini ele vermişti. Muhbir miydi babam? Bize döndü “içeri geçin” dedi. “Onunla konuşacağız.” Sesindeki emre uyduk annemle. İçeri salona geçtik. Ne konuşacaklarsa konuşsunlar da bir an önce çıkıp gitsinler bizde babamızı alalım karşımıza nedir bu haller, kimdir bu yirmi üç yaşında ihbar ettiğin adam, bu adamlar kimdir, bizden neden gizledin, diye diye sorulara boğalım onu diye düşünüyorduk. Salona geçtik. Kapıyı kapatmamızı istedi genç adam. Kapattık. Kapının arkasında annem ellerimi tuttu. Elleri buz gibiydi. Ürperdim.

Bir şeyler konuşuldu kapının önünde. Pür dikkat dinlemeye, anlamaya çalıştığım halde hiçbir şey anlayamadım. Konuşmanın bir an önce bitmesini ve çekilip gitmelerini diliyordum. Birden bire dolu bir çuvalın yere bırakılırken çıkardığı sese benzer bir ses duyuldu. Biri yığıldı. İçim kalktı. Bayıldı herhal babam ya da onlardan biri diye düşündüm. Kapıyı açıp açmamakta kararsız kaldım bir an. Annemle bakıştık. Dinledik. Başka bir ses duyulmuyordu. Kapının önüne, eve sessizlik çökmüştü. Yavaşça araladım kapıyı. Göz ucuyla baktım. Yerde yığılıp kalmış babamı görünce açtım kapıyı koştum. Adamlar gitmişti. Uçmuşlardı. Sır olmuşlardı.

Babamı baygın sanıp atıldım, başından tutup çevirdim. “Baba uyan, kendine gel baba” diyecektim ki üstüm başım, ellerim kan içinde kaldı.

Bu akşamüstü kapının zili boğuk boğuk ötmüştü ve yirmi üç yaşımda ben babamın kim olduğunu öğrenmiştim.yazisonuikonu

Bu öykü ilk kez, Sancı dergisinin 1. sayısında yayımlandı.

 



Yorum yok

Ekleyin