Kadın cinayetleri bir sistem sorunu

Ela Karakuş |

Kapitalist sistemde, kadın artık “sahip olunması gereken” bir meta, birey değil bir “nesne” haline geldi.

Kadin_Kapitalizm

Bolu’da öğrenim gören 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Dilay Gül ‘platonik aşığı’ tarafından boğazı kesilerek öldürüldü diye geçti haberlerde. Toplum algısında gittikçe normalleşmeye başlayan bir kadın cinayeti daha yaşanmıştı.

Cenazesi oldu Dilay’in. Kadınların omzunda tabutu taşındı ve Dilay kadın cinayetleri istatistikleri hanesine yeni bir rakam olarak geçti. Özgecan Arslan cinayeti ile toplum genelinde kadın cinayetlerine bir nebze de olsa dikkat çekilmesine rağmen ardı arkası kesilmeyen bir şiddete maruz kalmaya devam edildiği görülüyor.

Kapitalist ve ataerkil sistemin yarattığı derin sorunlardan biri de kadın cinayetleri, cinsiyetçilik ve kadın erkek eşitsizliği. Bu sorunu erkek cinsinin barbarlığı üzerinden ele alıp yorumlamaya çalışmak yanlış. Bu sorun bizzat sistemin cinsler arasında yarattığı bir sorun.

Ataerkil devlet ve toplum anlayışı ise yaşadığımız dünyada ve coğrafyada din, gerici yasalar ve değerlerle namus cinayetlerinin zeminini yarattı. Örneğin Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu‘nun tahminine göre her yıl 5 binden fazla kadın namus cinayeti nedeni ile öldürülüyor. Türkiye’de bu rakam 200’den fazla.

Bir diğer istatistiğe göre, 2008 yılından bu yana kadin cinayetlerine kurban gidenlerin sayısı 1331. Erk devletin, erk yargı isleyisindeki sorunlarla birlikte bu cinayetleri işleyen erkek zanlının cezasında uyguladığı haksız tahrik, iyi hal indirimi ile devletin yargısı kadına yönelik şiddete yüksek tolerans gösterdiği açıkça belli oluyor.

Örneğin Bursa’da internette izlediği porno filmdeki kadına benzediği için karısını 22 yerinden bıçaklayarak öldüren, kendisine “zaten senin erkekligin gün geçtikçe kayboluyor” dediğini ileri sürdüğü eşinin boğazını sıkarak öldüren erkeklere haksız tahrik indirimi uygulanıyor.

Bu yargı sorunu ve gösterilen tolerans kadın cinayetlerinin gün geçtikçe artmasına ve cinayetlerin daha barbarca işlenmesine sebebiyet veriyor. Bir başka sebep ise kapitalist sistemin pratik uygulayıcıları olan devlet yöneticilerinin kadın cinsyeti ile erkek cinsiyetinin eşit olmadığını her fırsatta dile getiren alaycı ve nefret dolu dili geliştirerek topluma sürekli cinsiyetciligi pompalamaları. Devlet medyası ise kadın cinayetlerini sunarken, kadına şiddeti teşvik eden, yol ve yöntem gösteren bir dil kullanıyor. Bu topyekûn, birbiri içine geçmiş bir sorunlar yumağıdır.

Aslında tüm bu sorunların kökünde kadının erkeğe karşı ilk tarihsel yenilgisi yatar. Feodalizm ve kapitalizm gibi sınıflı toplumlarda, kadın cinsiyeti ikinci sınıf bir varlık ve mükemmel bir sömürü objesi olmuştur. Özellikle kapitalist sistemde, kadın artık “sahip olunması gereken” bir meta, birey değil bir “nesne” haline gelmiştir. Sahip olunamadığında ise şiddet görmüştür, öldürülmüştür, ezilmistir.

Kapitalizm eşit yaşam yerine, erkeğin daha güçlü kadının ise daha güçsüz olduğuna inandığı bir yaşamı bize kanıksattı. Bu kanıksamanın pratigini ise hepimiz günlük yaşamımızda defalarca deneyimliyoruz…

Peki bu esitsizligin, barbarligin, cinayetlerin, şiddetin ve tecavuzlerin nihai çözümüne nasıl ve hangi yolla ulaşacağız?

Kadınları zihinsel ve fiziksel olarak köreltip ezen kapitalizm, ancak sosyalizmle ortadan kaldırılabilir.

August Babel Kadın ve Sosyalizm adlı çalışmasında “nihai çözüm yalnızca toplumsal çelişkilerin ve onun yol açtığı kötülüklerin yok edilmesiyle bulunabilir” der. Kapitalist sistemi yok etmeden, cinslerin sosyal bağımsızlığını ve eşitliğini tesis etmeden kadının ve insanlığın kurtuluşu olmaz.



Yorum yok

Ekleyin