İyi değiliz, iyi olmalıyız, iyi olun

|

Birbirimizin sırtına yapışmış et parçalarını silmişiz, on kez teyit edilmiş ölüm haberine inanmayı reddetmişiz, barış pankartlarında arkadaş, yoldaş, kardeş cesetleri taşımışız biz, nasıl iyi olalım?

Az önce almış haberi. Oracığa çöküyor. Başından aşağı boşaltıyor suyu. Sanki biraz daha su dökse, evladının ölüm haberi iptal olacak. Birbirimizin sırtına yapışmış et parçalarını silmişiz, on kez teyit edilmiş ölüm haberine inanmayı reddetmişiz, barış pankartlarında arkadaş, yoldaş, kardeş cesetleri taşımışız biz, nasıl iyi olalım?

Suruç Katliamı yaralısı Loren Elva’nın sözlerine bütün saygımla ve aslında onunla aynı şeyi kastederek, bu sözleri reddedeceğim:

Biz, kötülerin düşmanları, iyi olmak zorundayız.

Ama iyi değiliz.

Biz, düşmanımızın bizi gözünde büyüttüğü kadar bile iyi değiliz. 12 Eylül generalleri, kendilerine karşı yükseltilecek silahlı direnişte kullanmak için ünitelerce kan depolamıştı. O ölçüde bir silahlı direniş hiç gerçekleşmedi.

Dün İstanbul’u dolduran on binlerin Taksim’e çıkmasını engellemek için polis kapsamlı önlemler aldı. Bu deneme hiç gerçekleşmedi. Bu ülke tarihinin gördüğü en büyük kitle katliamına karşı düşük yoğunluklu bir protestodan ötesini gerçekleştiremedik. “Orada da bomba varmış, burada da bomba olabilir” haberleri, en acısı da patlayan bombalar, hedefine ulaştı. Gezi’den bu yana giderek düşen eylemlilik enerjisi, utanç verici bir jübile yaptı.

Çünkü biz, Gezi’nin ateşini seçim sandıklarında boğduk.

Çünkü biz, sandıklara o kadar büyük umutlar yükledik ki, 8 Haziran günü hiçbir şeyin değişmediğini görünce “Seçimler bir şeyi değiştirseydi…” diye başlayan özlü sözü unutup “Böyle gelmiş böyle gider” seviyesine alçaldık.

Çünkü biz, yükseleceği çok belli olan saldırılara karşı dayanışmayı örgütleyeceğimize, birbirimizin kurumlarına saldırdık, birbirimize sopa çektik, siyasi ve insani ilişkilerimizi kestik, hiç bir şey bulamazsak sosyal medyadan küfrettik.

Çünkü biz, “Zaten kardeşlik yalan, Türk halkı hepten faşist, %40’ı makarnayla satın alınmış, %90’ı aptal halktan bir yol olmaz” bayağılığının bazen bu denli açık ifade edilen bazen de daha teorik bir sosla marine edilmiş versiyonlarına sarılarak devletin yüz yıllık halkları düşmanlaştırma çarkına su taşıdık.

Çünkü biz, “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sözüne ve sosyal medya hesaplarımızdaki ultra-yanılsamalı görünüşe öyle kapıldık ki, ilk tökezlemede umutsuzlukların en koyusuna savrulduk.

90’da devrimciler dağda, sokakta, ev baskınlarında ve zindanda beşer onar düşerken, yoldaşları “Bak bu sefer Muğla’da ya da Kayseri’de 8 kişilik protestolar olmuş, daha önce hiç olmazdı” diye umut devşirirdi. Bugün şu veya bu olayda yüz binler sokağa dökülmedi mi depresyon hırkalarımızı giyip alnımıza kara yazmalar bağlıyoruz.

Halktan beklentimiz eskiye göre daha fazla, ne güzel! Ama gerçek ile arzu ettiğimiz çakışmayınca gerçekliği değiştirme ısrarımız çöküyorsa, her ay bir Gezi’nin çıkmasını bekliyor, çıkmayınca da karamsarlığa gömülüyorsak o çok övdüğümüz orantısız zekamızda bir sorun var demektir.

Bizi yanlış umutlara şartlandırıp, erken umutlara kaptırıp karanlığın ömrünü uzatmak istiyorlar. Çünkü umutsuzluk faşizmlerin yaratmak istediği temel duygudur. Onunla yaşar.

Faşizm denen akbaba umut ölülerinden beslenir

Ne ordular, tanklar, tüfekler ne okullar, kiliseler, camiler faşizmin iktidarını sağlama bağlayamaz. Ancak kitlelerde hiçbir şeyin değişmeyeceğine dair bir inanç oluşturmuşsa, o zaman faşizm en açık biçimiyle hükmünü başlatabilir.

Faşizme destek mi olmak istiyorsunuz? Umutsuzluk yayan bir laf edin, bir tweet atın, bir yazı yazın. Umutsuzluğunuz en kısa zamanda kurşun olup hepimize geri dönecektir.

İyi olmalıyız.

Olmak zorundayız. Kötülerin iyi durumda, iyilerin kötü durumda olduğu bu uğursuz döngüyü bozmak için…

“İyi” ve “kötü” sözcüklerinin omzuna bindirilmiş felsefi yük umurumda değil. Örgütlenmiş ve kurumsallaşmış kötülüğün darbelerini her gün yiyenlerin kastımı noksansız anlayacağına eminim.

Şu satırları yazarken verilen bilgilere göre 128 yoldaşımızı alan katliamın aslında hangi güç çatışmalarının ve hesaplarının ürünü olduğuyla da ilgilenmiyorum. Bombayı patlatanların ve patlattıranların hangi kimliği taşıdıklarıyla da.

Bu ülkede eceli gelmeden ölen herkesin katili devlettir.

Bu devletin ve öncellerinin bütün tarihleri boyunca, bireylerin ve devlet dışı örgütlenmelerin sorumlu olduğu tüm ölümleri bir araya getirsek, devletin bir yılda aldığı can etmez.

Çalışmadan trafiğe, hastalıktan siyasete bütün ölmelerimizin sorumlusu olan canavar o. Kimse bize maval okumasın. Hele, dönemine cumhuriyet tarihinin en büyük iş katliamı ile bir seferde en yüksek sayıda insanın öldüğü kitle katliamını sığdırabilen bir hükümeti bize demokrasi, özgürlük ve kalkınma taşıyıcısı diye pazarlamış olan sağlı sollu liberaller hiç.

Onlar bizi sahte umutlara bağlayıp o umutların yıkıntılarından doğan karamsarlığımıza kötülüğün tohumlarını ekerler.

O kötülüğe faşizm denir, devlet denir.

Devlet baskı aygıtları ve ideolojik aygıtlar şeklinde ortaya çıkar. Baskı altındaki insanların üzerinde ideolojik mekanizmalar o denli iyi çalışır ki değil twitter’da karşınıza çıkan kadrolu ve kadrosuz trolleri, komşunuzu, akrabanızı, hemşerinizi bile kendi kötülüğüne örgütleyebilir. Örgütlemiştir ve daha çok örgütleyecektir. Kötülüğün işi budur. Bizim işimiz ise ona karşı durmak.

Her katliamda insan oluşun en aşağıdaki sınırlarını fersah fersah geçen çukurların iğrençliklerine öfkelenmenin faydası yok. İnsan aklımızın almayacağı kadar alçalabilir. Ölülerin üzerinde tepinebilir, kan içebilir, bütün değerleri çiğneyebilir.

Öfkemizin trollere yönelmesine izin veremeyiz, çünkü onlar asıl hedefi gizlemek için varlar. Biz onlarla meşgul olur, onların alçaklıkları karşısında ülkeye, halka, giderek insanlığa karşı umudumuzu kaybederken onlar saraylarının dışına bir tahkimat duvarı daha örerler.

Ne sahte umutlar kurtarır bizi ne erken umutsuzluklar. Bir olmak, diri olmak ve iyi olmak. İşte bizim tarihe ve düşenlerimize karşı görevimiz.

Onlar yenilecek biz kazanacağız, bin kez ölsek binbirinci kez bunu söyleyelim yeter ki. yazisonuikonu

@prometeatro



Yorum yok

Ekleyin