“İş kazaları” kader değildir

Erhan Acar |

Kapitalist üretim tarzı risk üreten bir mekanizmadır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği de bu mekanizmanın ilelebet mağdurudur ve bu üretim tarzı yıkılmadıkça mağdur olmaya devam edecektir.

soma-maden-komur-kask

Çalışmadan kaynaklı öncelikli risklerin başında, iş kazaları ve meslek hastalıkları gelmektedir. “Kaza” dediğime bakmayın. Çünkü, bir olaya “kaza” demek için o olayın öngörülemez olması gerekir. Öngörülebilir olursa adı kaza olmaz zaten. Bu yüzden çalışırken gerçekleşen işçi ölümlerine “cinayet” demek daha doğru olacaktır.

Kapitalist üretim tarzı ve onun temel amacı olan “daha fazla artı değer üretme”, muazzam bir sermaye birikimi yaratır. Daha fazla sermaye birikimi yaratmak da emekçi sınıfların yaşamına çalışma sürelerinin uzatılması, çalışmanın yoğunlaştırılması, düşük (asgari) ücretler şeklinde yansır.

Daha uzun, daha yoğun ve düşük ücret ile çalışma da işçi sınıfının kendini yeniden üretememesi anlamına gelir. Bu yeniden üretememe, ev kirası, gıda, sosyal faaliyet gibi yaşamsal asgari ihtiyaçların karşılanamaması ve nihayetinde üretim sürecinin içerisinde işçinin “öldürülmesi” ile son bulur.

Yani “kapitalist üretim tarzının” işçi sınıfına dayattığı çalışma biçimlerinin sonucu, kitlesel işçi ölümleridir.

Mevcut üretim ve bölüşüm ilişkileri etrafında şekillenen emek piyasaları, işçi sınıfının çalışma yaşamına kitlesel ölümler, güvencesiz ve esnek çalışma biçimlerinde yansımaktadır.

İşçi, kapitalistle sözleşme yapar. Bu sözleşme işçi için; emek gücünü kapitaliste, belli bir süreliğine, belli bir ücret karşılığında kiralamasından başka bir şey değildir. Fakat kapitalist üretim tarzı, işçiyi kapitaliste bağımlı kılar. Kapitalist, sözleşme gereği sadece işçinin belli bir süreliğine belli bir ücret karşılığında emek gücünü kiralamışken, üretim süreciyle birlikte işçinin yaşamının bütününe sahip olur. Bu üretim tarzı içerisinde işçinin yaşamı, kapitalistin iki dudağının arasındadır.

Yukarıda basitçe ifade etmeye çalıştığım kapitalist üretim tarzı ve onun işçi sınıfının yaşamına yansıması olan çalışma biçimleri, sermaye birikiminin hızlanması ve yavaşlamasına paralel olarak biçim değiştirir. Yani birikim rejimlerinin adları dönemsel olarak farklılaşsa da (fordizm, post fordizm, neoliberalizm vb.) içerik ve öz aynıdır: Daha fazla artı değer, daha fazla sermaye birikimi…

Dünyada fordist birikim rejiminin krizinden sonra devreye sokulan yaygın birikim rejimi de literatürde neoliberalizm olarak ifade edilir. Kısaca, fordizmin krizinde düşen kâr oranlarının “kapitalistlere yeniden tahsisi” anlamına gelen yaygın birikim rejimi, işçi sınıfının tarihsel mücadelesi ekseninde, kanı canı pahasına o güne kadar kazandığı tüm sosyal ve siyasal hakların gaspı anlamına gelir.

Şimdiye kadar işçiler güldü, şimdi sıra bizde

Özellikle Türkiye gibi yarı sömürge ülkelerde, askeri darbelerle (12 Eylül 1980) devreye sokulan yeni birikim rejimi, işçi sınıfı için güvencesiz-esnek çalışmanın, örgütsüzlüğün ve gittikçe daha da yoksulluğa sürüklenen bir yaşamın habercisiyken; oligarşi içinse daha fazla kâr ve sömürünün meşrulaşması anlamına gelir. Hatta dönemin TİSK Başkanı Halit Narin‘in; “Şimdiye kadar işçiler güldü, şimdi sıra bizde” sözü de yeni birikim rejiminin pradigmasının içeriğini yüzeysel olarak bize sunar.

Bu bağlamda esnek üretim ve onun bir sonucu olarak ortaya çıkan çalışma biçimleri (part-time, taşeron, parça başı vb.) işçiler için, işçi sağlığı ve güvenliği noktasında yaşamsal riskleri içinde barındırmaktadır. 1980’ler ve sonrasında üretim ve rekabetin küreselleşmesi anlayışına dayanan yaygın birikim rejiminin emekçilere dayattığı çalışma biçimlerinin emekçilerin sağlık ve güvenliği açısından olumsuz, hatta ölümcül koşulları beraberinde getirdiği görülmektedir.

Örnek verecek olursak; İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin 2014 yılı iş cinayetleri raporuna göre en az 1886 işçi yaşamını yitirmiştir.

[Tweet “”Taşeron sistemi, işçi sınıfının haklarını ortadan kaldırmayı hedef alan bir formülasyondur.””]

Yaygın birikim rejiminin fonksiyonlarından olan taşeron sistemi, işçi sınıfının tarihsel mücadelesi ekseninde ekonomik ve siyasal hak kazanımlarını ortadan kaldırmayı hedef alan bir formülasyondur. Bu sistemin, işçi sınıfı açısından başta iş güvencesinde azalma, sendikasızlaşma, çalışma koşullarının bozulması gibi durumları beraberinde getirdiği görülmektedir. Bu olumsuz koşullar ekseninde söyleyebileceğimiz şey, esnek çalışma biçimlerinde ve esnek emek piyasalarında risk ve tehlikelerin süreklilik arz ettiğidir.

Kapitalist üretim tarzı ve buna bağlı olarak şekillenen emek piyasalarında, emekçilerin maruz bırak(t)ırıldığı sadece fiziksel riskler değil; yabancılaşma, stres gibi birçok psikososyal durum da ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda sendikalar, işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda gerekli düzenlemelerin hayata geçirilmesi noktasında etkin bir güç unsuru olamamaktadır.

Sendikal bürokrasinin devlet ve patronlar üçgeni ile sadece ağır sanayi proletaryasının iş sahalarında değil, hizmet sektörünün iş sahalarında da sarı sendikaların hegemonyası göze çarpmaktadır. Yakın dönemde resmi rakamlara göre 301 madencinin katledildiği SOMA katliamı, bir kez daha sendikaların zafiyetlerini ve gözler önüne sermiştir.

Kapitalist üretim tarzı risk üreten bir mekanizmadır

Sermaye, işçi sınıfı üzerinde güvencesizlik ve kölelik koşullarını dayatarak kendi cebini kâr ile doldururken, işçi sınıfını da ücretli köleliğe mahkûm etmiştir. Mevcut üretim ve bölüşüm ilişkileri etrafında şekillenen emek piyasaları, işçi sınıfının çalışma yaşamına kitlesel ölümler, güvencesiz ve esnek çalışma biçimlerinde yansımaktadır. Emperyalist savaşlar sonucu ortaya çıkan zorunlu göçlerle birlikte baskılanan işçiler ve emek piyasalarında artan emek arzının sonucunda düşen ücretler ise kölelik koşullarının süreklilik zeminini sağlamlaştırmaktadır.

Türkiye gibi yarı sömürge ülkelerde, askeri darbelerle devreye sokulan “yeni birikim rejimi”, örgütsüzlüğün ve sömürünün meşrulaşması anlamına gelir.

Bugün kapitalist üretim tarzının yarattığı işçi sağlığı ve iş güvenliği, krizin bertaraf edilmesine değil, yatıştırılmasına yöneliktir. Kapitalist üretim tarzı risk üreten bir mekanizmadır. Nükleer felaketler, HES projeleri, barajlar vb. yollarla tüm canlılık belirtilerini hedef alan bu mekanizma, saldırılarıyla yaşamın her alanında risk üretmektedir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği de bu mekanizmanın ilelebet mağdurudur ve bu üretim tarzı yıkılmadıkça mağdur olmaya devam edecektir.

Sonuç olarak; işçi, üretimde bir girdi olarak görülmeye devam edildikçe işçi ölümleri kaçınılmazdır. Sermayenin bu kitlesel işçi katliamlarına karşı ezilen halkın birliğinde ve halk savaşında ısrar etmek, sermayenin bu saldırılarına karşı önümüzde duran en büyük alternatiftir.yazisonuikonu

Cinayeti gördük: İş “kaza”larının yasal altyapısı
Vahşi kapitalizm ve iş cinayetleri



Yorum yok

Ekleyin