İnsan isyan ile güzel

Atilla Ersiz |

Ali İsmail Korkmaz: Babailerden devralınan bayrak, modern kentlerin duvarlarına kadim bir geleneğin kaidesini işleyen yiğit.

Afiş: Xezal

Afiş: Xezal. Tam boyutlu görmek için tıklayın.

“Üşüyeceksin
Gir içeri
Dışarda zalim var
Bu zulüm yakar seni
Soğuk ve sert
Üzerine annenin şefkatini giyin
Sar yüzüne de tebessümden atkını
Üşüme!”

 

Çocukluğunu gülüşündeki güzellikte taşıyan delikanlı, güçlü bir isyanın deprem yaratan fırtınasına kulak vermiş ve o fırtınanın kanatlarına dahil olmuştu. Kavimden kavime aktarılan ulvi bir tebessümün genç sahibiydi delikanlı. Evrenin ‘herkesçe’ kabul görecek olan fikriyatının dinç koşucusu.

Bilincindeki isyan, “Hadi,” diyordu “ayağa kalk ey insan.” Alarmı çalan saatin uyarısı gibi uyardı onu da isyanın sesi. Yeni bir dünyanın, özgür bir ülkenin toplamı halk olan efendisi. “kalk ve gülüşünü mezalime fırlat!”

Delikanlı dinç ve serinkanlı, sanki bu uyarıya evvelden hazırlıklı.

 

Kalktı ve anladı
Giyindi ve yürüdü
Koştu ve büyüdü
Ve… güldü…

 

O ki gülüşüyle ülkelerin yüreklerini titretirdi, nice sevdalara ilham biriktirirdi…

Koşarken haykırışlar zihnine dokunuyordu. Varoluşunun bilgisinden zihnine akıyordu.

“İnsan isyan ile güzelleşiyordu, zira çirkinlik mazluma kılıcını biliyordu.”

Ve çirkinlik pusudaydı. Pusu utançtaydı. Utanç elleri yüzüne dayalı, kendinden yaralıydı.

Davullar, tamtamlar çalıyordu. Zulüm kan istiyordu. Zulüm Güzel’i kovalıyordu. Güzel tüm gücüyle yüzündeki “maske”ye sarılıyor, fırlatıp atıyordu elindeki taşı zalime.

Bir taş milyonlarca elde üleşiliyor ve yıldız akını gibi aydınlatıyordu semayı özgürlüğün kudreti ile.

Taşların dansı binlerce yıllık bir seremoninin an’a uyarlanışıydı. Düşündük:

800 yıl evvel de Baba İshak ve o çapulcu, o baldırı çıplak halk ile; ellerinde taş, sopa ve orakla böyle; ama inanç, ama inat, ama cüret ile böyle mi aydınlatmışlardı bu toprakları? Böyle mi dövüşmüşlerdi namert ile? Bin’i bir yürek miydi tek göğüs kafesinde?

 

Pusuya gizlenmiş zalimler Ali’yi kanlı dişlerine ve gözlerine kestirdiler.

Ali bir sokaktan diğer bir sokağa, ama ille de her sokaktan isyana çıkıyordu. Çıkmaz sokakları yoktu İsmail’in. Ya isyan ile özgürlüğe, ya direniş ile ölüme!

Ali İsmail Korkmaz’ın korkusu vardı elbet: kendi sınıfından insanların çirkin bakışları, ona zalim dokunuşları. Üniformalı zalimle döğüşmek kolaydı, kendinden olanı acıtıyordu canını. Korktu bundan Ali İsmail Korkmaz.

Üşüştüler karanlıkta can bulan pusuda üzerine, alçakça baktılar gözlerine, çirkinlikle çöktüler gülüşüne.

 

Ali düştü, onlar vurdu,
İsmail kanadı, onlar kudurdu
Korkmaz güldü, onlar korktu.

 

“Gülmek devrimci bir eylemdir” demişti bilge. Ali son gülüşünü devrime sarıp patlattı zalimlerin yüzüne.

 

Ali’nin her yanı yaraydı.
Yaralar Ali’dendi.
Ali toplayıp yaralarını koştu gün gün sonsuzluğa doğru.
Kucağında kanayan yaraları
Ardında yarım bıraktığı isyanı.
Koşuyordu Korkmaz…

 

Ve acının nöbeti bir anaya devrolur

Ali’min anasına:

 

“Oğul
yarasına güzelliğini katan masumum
canını çok mu dişledi zebaniler
cennet gülüşüne cehennemce mi saldırdılar
narin kollarına
servi boyuna
tertemiz soyuna aç kurtlar gibi mi daldılar oğul.. oğlum…
Yandı mı acıdan düşlerin zeytin gözlü bebem
teninde ay ışığını besleyen güzel/im
korktun mu karanlığın darbelerinden
Yavrum
Ali’m
sana bir tabancanın mermisini çok mu gördü bu katiller
kaşlarının gölgelediği gözlerinden bilmediler mi ana kuzusu olduğunu
İsmail’im.. demedin mi oğul uzatmayın bu zulmü diye
‘Anam yaralarımla kanar
ciğeri durmaz hep yanar
Bir kurşunu çok görmeyin’ diyemedin mi?
Çok yara çok zulüm oğul
Her gece yaralarına merhem sürüyorum göz yaşlarımla
Her gün ışımasıyla ana’lığımı sarıyorum kanayan yerlerine
Çok yara çok zulüm oğul
yetişemiyorum…
Gülüşünü
erkek güzeli
genç kızlar seveli
aydınlığıyla geceler süzeli
o nurlu gülüşünü pay ettik cem-i cümlesiyle varlıkların
Sebebi, sözleri eyledik içli şarkıların
yaydık yedi cihana.
Turnaların semahında
Kanatlı atların rüzgârında
Karınca yuvalarında.
Oğul…
Bir acıyan yanlarını
Hâlâ kanayan o yaralarını bölüşemedim.
Çok yara çok zulüm oğul
bul bir yıldız parçası
çık gel olduğun cennetten
Ana koynundan âlâ cennet mi olur oğul?
Çık gel sarıl ananın acınla kavrulan kokusuna
tanık ol sensizliğin cehennemden beter oluşuna…’

 

Ali İsmail Korkmaz

Babailerden devralınan bayrak, modern kentlerin duvarlarına kadim bir geleneğin kaidesini işliyordu kızıl kanla:

İnsan isyan ile güzeldir! yazisonuikonu



Yorum yok

Ekleyin