İbrahim Kaypakkaya’yı anlamak

Yılmaz Koç |

Kaypakkaya, salt takipçisi olan siyasetler nezdinde değil, devrimci hareketin bütünü açısından önemli bir başkaldırıştır.

ibo2Bugün 18 Mayıs, İbrahim Kaypakkaya’nın Diyarbakır zindanlarından lime lime doğranışının yıl dönümü. Her yıl Mayıs ayının bugünlerinde yapılan anma etkinlikleri ile Kaypakkaya davasına sahip çıkanlar ve çıkma gayretinde bulunanlar bir şekilde meramlarını örgütlemeye çalışmaktalar. Her yıl Mayıs’ın bugününde insanlar sokaklara çıktıklarından mütevellit soruşturmalara maruz bırakılıp ağır hapis koşullarında yargılanmakta. Suçları sadece Kaypakkaya anmalarına katılarak “Önderimiz İbrahim Kaypakkaya” demiş olmaları, keza Kaypakkaya flaması, posteri taşımış olmaları.

“İleri demokrasi” o derece etraflı bir takipte bulunmuş ki, bir vakit Kaypakkaya’nın annesi oğlunun mezarına çiçek bırakırken görüntülenmiş ve “ileri demokrasi” annenin bu davranışını suç ve suçluyu övmekle gerekçelendirip soruşturmaya maruz bırakmış. Yani bir annenin oğlunu anma, sahiplenme, acısını dökme hakkı engellenmiş.

Asgari düzeyde Türkiye Devrimci Hareketi‘nin tarihine göz atmış herkes bu tarihin en önemli köşe taşlarından biri olan Kaypakkaya’ya denk gelmiştir. Devrimci mücadele nezdindeki öneminden ötürü hakkında çok şey yazıldı, çok şey konuşuldu. Yanı sıra takipçisi olan devrimci siyasetlerin önemli tartışmalarının neticesinde nasırlaşan birçok kadim tartışma önemli çözümlere kavuşturuldu. Bu yönüyle Kaypakkaya salt takipçisi olan siyasetler nezdinde değil, devrimci hareketin bütünü açısından önemli bir başkaldırış olarak görülmekte.

Ne salt değişti diyenler, ne de salt değişmedi diyenler Kaypakkaya’nın metodunu anlayabilmiş değillerdir.

Kimisi İbrahim’i “politik Marksizm”in uyarlayıcısı olarak tanımlamakta, Kimisi “Kemalizm”e karşı başkaldırı olarak görmekte, kimisi “Kürt Sorunu”nun doğru metotlarla çözümünü müjdelediği kanaatinde, kimisi “sınıf mücadelesinin” Türkiye’ye somut koşullar dahilinde somut politikalar kapsamında uyarladığı üzerine beyanlarda bulunmakta.

Tersinden, “Artık Sosyo-ekonomik yapı değişti keza kır-kent demografik yapısı tamamen değişti İbrahim’den geriye bir şey kalmadı” diyenler de oldu. “Hiç bir şey değişmedi, İbrahim ortaya koyduğu manifestoyla açık seçik ortada dimdik duruyor” diyenler de. Ne salt değişti diyenler, ne de salt değişmedi diyenler Kaypakkaya’nın metodunu anlayabilmiş değillerdir.

Netice itibariyle İbrahim’e dair hâlihazırda söylenilecek birçok söz bulunmaktadır. Söylenecek sözün bol oluşu da ne söylenmesi gerektiğini daha da güçleştiriyor. Bazen söylenecek çok şeyin olması hiç bir şey söyleyememeye neden olabilir.

“Değişen koşullar İbrahim’i yetmişlere hapsetti” diyenler hiçbir zaman Kaypakkaya’nın ortaya koyduğu metodu anlayamamışlardır. Kaypakkaya bir tarafıyla Kemalizm’le beraber sistematik hale gelen oryantalizme karşı duruyorken, diğer taraftan fikirlerini filizlendirdiği coğrafyanın halet-i ruhiyesini nesnel şekilde yorumlayarak devrimci muhalefetin diyalektikle tanışıklığını sağlıyordu. Bu yönüyle de reçete olmadığını öznel farklı çıkışların nesnel değişime gebe olduğunu ortaya koymuştur. Ve bu vesileyle de “Kaypakkaya yaşasaydı şunu yapardı”, “Şu partiye oy verirdi”, “Anayasa paketine evet derdi” şeklindeki sığ, maksadı darlaştırmak ve yok etmek olan fikirlerin önünü kesmiştir.

Kaypakkaya’nın fotoğraflarının daha fazla büyütülerek kapı pencerelere, duvarlara asılması, daha büyük Kaypakkaya flamalarının basılarak daha fazla görünürlük sağlamak, Kaypakkaya’ya dair daha gür sloganlar atıyor olmak aslında Kaypakkaya’nın metodunun daha fazla küçültülmesiyle ilgilidir.

Buna karşın yoğun bir gayretle İbrahim’in metodolojisi bir tarafa atılarak salt kasketi, işkencedeki tutumu vb.  ile öne çıkarılmakta. Bu şekilde de bedenleştirilen teoriler çok daha rahat boğulmakta. Eğer İbrahim Kaypakkaya doksan gün işkencehanelerde direnmemiş olsaydı metodolojisi bugün anlaşıldığından farklı mı anlaşılacaktı? Bu sorunun cevabı, aynı zamanda Kaypakkaya denilince ne algılandığının da cevabıdır. Bu yönüyle Kaypakkaya’yı ne salt kasketle ne salt direnişiyle ne de dönemin koşullarında baş vurduğu politik hamleleri ile açıklamak doğru sonuca vardırmaz.

Kaypakkaya bir diyalektik seyirdir, değişen koşullara analitik yaklaşmaktır. Bu da yerel, genel seçimlerde nesnel durum ve sübjektif durum değerlendirilip tutum belirlenmesi demektir. Ne salt döneminden koparılabilinir ne de salt dönemiyle anlaşılabilinir, dünden bugüne bugünden de yarına bir köprü misyonu üstlenmektedir. Realiteyi kesitlere bölerek çeşitli teoriler uydurup neden sonuç bağlamında çürütülme imkânı nasıl yok ise, İbrahim’in temel savunularının da belirli rasyonel ölçütler kaldıraç edilerek çürütülmesi güçtür. Realite dünden gelir yarına uzanır. Bir baş ve son tarifi ancak insanın fenomenlerinin aracılığıyla dahil edilebilinir. Hal böyle olunca realitenin kesitler halinde ele alınması realitenin dondurulmasıdır. İbrahim bir realitedir. Ne salt dönemiyle açıklanabilinir ne de salt döneminden koparılarak anlaşılabilinir.

Bugün İbrahim’in manifesto olmak dışına çıkarılarak reçete olarak, yer yer de kültleştirilerek ele alınıyor olması İbrahim’in metodu içersindeki psişiğin kovalanmasıyla ilgilidir. Kaypakkaya’nın fotoğraflarının daha fazla büyütülerek kapı pencerelere, duvarlara asılması, daha büyük Kaypakkaya flamalarının basılarak daha fazla görünürlük sağlamak, Kaypakkaya’ya dair daha gür sloganlar atıyor olmak aslında Kaypakkaya’nın metodunun daha fazla küçültülmesiyle ilgilidir. Bir yönüyle Kaypakkaya’dan uzaklaşılmak istenmesinin etkisi ile başvuruluyorken diğer taraftan da Kaypakkaya’nın yadsınıyor olmasına etkisi söz konusu.

Fotoğraflar, heykeller ile fikirler arasında asimetrik bir ilişki vardır. Fotoğraflar ve heykeller ne kadar büyür ise fikirlerin kıymet-i harbiyesi o derece küçülür. yazisonuikonu

Kaypakkaya’yı sevmek



Yorum yok

Ekleyin