Hüloğ Sendromu

Roman Atalay |

Eleştiri yetin var ama yanlış giden şeyi eleştirmiyorsun, eleştireni hedef gösteriyorsun. Hüloğ sendromu bu.

hulog-sendromu

Hüloğ sendromu, daha açıklayıcı bir tabirle “güce tapınan zayıflara sempati duyma sendromu”.

Hüloğ sendromunda ‘zayıflar’, genel bir tabirle AKP seçmenidir. Öncelikle AKP vurgunundan pay alamamış alt, alt-orta sınıf kitleleri düşünülebilir ama bu kategoriye vurgundan istifade etmiş, Ankara’daki Çukurambar varlıklısı profili de girebilir. AKP’ye oy vermiştir; günlük ve varsa sosyal medya söyleminde hükümet yanlısı olduğunu belli eder (öte yandan iktidara tamamen kinik ve çıkarcı bir zihniyetle oy verip bu söyleme katılmayan, hatta fikirlerini tersi yönde ifade eden kişiler de vardır ki bunlar kategori-dışıdır).

AKP safındaki o zayıflardan birkaçı, Gezi günlerinde, ilk meydan deneyimlerini yaşadıkları Kazlıçeşme Meydanı’nda “Hüloooğ!” diye dile getirmişlerdi coşkularını; buna benzer bir nida çıkmıştı ağızlarından demek daha doğru olur. Gezi’nin artçılarında kullanılagelir olmuştu bu “Hüloğ!” Gençler hem eğleniyor, hem alay ediyor, en önemlisi de şu mesajı veriyorlardı herkesten önce karşılarındaki polislere: “Daha kendinizi ifade etmekten acizsiniz.”

O dönem şu minvalde bir saptama yapılmıştı “Hüloğ” nidasıyla ilgili: Aslında solcuların bu nidaya gülmekten ziyade ağlamaları gerekir çünkü halk kendilerini böyle görüyor demek ki! Protesto geleneğini hiç bilmeyen bu insanlar, böyle duyuyor, böyle görüyor bizi. Bu komik ama acıklı öykünmenin ifadesi de Hüloğ! olageliyor.1

Halkın bu kendini ifade etmekten aciz olacak kadar yoksun ve yoksul bırakılmış olmasına yönelik çeşitli tutumlar sergilendiğini gördük. AKP’li olmayıp AKP mitinglerine katılmış kişilerin yazıları çıkmıştı mesela. Bunların birinde şöyle tanımlıyordu yazar mitinge katılanları: “Onlar görmezden gelinenler … evet, bugüne kadar gözümüzün önünde olan ama görmezden geldiğimiz insanlar var ya, hani farkına varmadığımız, hani iki kelime konuşmaktan sıkıldığımız…”

Cahile sempati besleyip cehaleti savunanlar

Bir de Hüloğ sendromuna yakalanmış kişiler var.

Tek tek isim vermeye gerek yok. Çevrenizde bile olabilir bu kişilerden. Havuz medyasında da hatırı sayılır miktarda bulunurlar. Yüksek eğitim görmüşlerdir. Muhakeme yapma, eleştirme yetileri mevcuttur; en azından bunları yapabilecek eğitsel ve entelektüel araçlara sahiptirler, erişimleri vardır. E tabii, toplumumuzun görece ayrıcalıklı kesimindendir bu kişiler zira yüksek eğitim ve bu yetiler kaynak ister, para ister, “hüloğ” diyen kesimin sahip olmadığı o meblağı ister.

Eğitimleri ve eğitimin de onlara büyük ölçüde bahşettiği yetileri sayesinde birçok dogmadan da sıyrılmışlar, özgürleşmişlerdir, özgür düşünebilmektedirler bu arkadaşlar. Ama nedense halkın dogmalarına büyük sempati beslerler. Halkın dogmalara sıkıca tutunmaları, inanmak istemeleri, bu dogmaların farkına varmamaları bu zatlarda büyük sempati uyandırır. Yazık, halk bunlara inanıyordur!

AKP’nin tutarsızlıkları, yalanları, işlendiğini faillerinin bile bir şekilde itiraf etmiş olduğu cürümleri, AKP’ye inancını sarsamaz, sarsmamalıdır bu yoksun ve yoksul kişilerin; bunca zayıflıklarında (maddi sıkıntılar, eğitim eksikliği, muhakeme ve eleştiri yetilerinin gelişmemişliği) güçten yana olmalarından daha anlaşılır bir şey olabilir mi? Evet bu anlaşılabilir, ama savunulamaz, desteklenemez.

İşte bu kişilerin yaptığı bu. Cahile sempati besleyip cehaleti savunuyorlar. Allah’ın olup olmadığı sorusunu anlamsız, gereksiz bulan bir agnostiğin (ki agnostik olmak Sünni İslam öğretisinin sürekli ilk ve orta öğretime dayatıldığı, “%99’u Müslüman” Türkiye toplumunda ciddi bir ayrıcalık gerektirir), Allah’a inanan koyu dindar birisinden yana çıkmak isteyip “Allah vardır ve inanmayanlar belalarını bulacaktır!” diye haykırması ne kadar ikiyüzlü ve çelişkiliyse, bu kişilerin AKP’nin her bir yaptığından savunulacak bir mantık çıkarmaya çalışıp, gazetelerde, sosyal medyada yazdıklarıyla (sanki Osmanlı döneminde bir elleri yağda bir elleri balda olup da) Cumhuriyet tarihi boyunca ezilen, yoksul ve yoksun kesime göz kırpması, o kadar ikiyüzlü ve çelişkilidir.

Kendini Robin Hood  sanan Big Brother’lar

Yarattıkları söylemle Robin Hood’u oynadıklarını sanıyorlar ama aslında Big Brother’ı oynuyorlar, hem de tam kendi Big Brother’larına yaraşacak şekilde – yani neresinden tutsan elinde kalacak, tutarsız, şiddet, ve hakaret dolu, safsatadan geçilmeyen, linci azmettirici, yalanlar üzerine kurulu, zerafetten aciz, edepsiz, sakil, pis.

Bunu yaparak hem kendilerine verilen ayrıcalıklara, hem de ayrıcalıklara sahip olamamış kesimlere karşı büyük bir ihanet etmiş oluyorlar (kendileri ihanet, hain gibi sözcükleri çok severler bu arada, 15 Temmuz’dan sonra dillerine iyice pelesenk ettiler). Elindeki yetileri kötüye kullanmak, tam da yaptıkları. Eleştiri yetin var ama yanlış giden şeyi eleştirmiyorsun, eleştireni hedef gösteriyorsun. Kazlıçeşme’de meydana çıkanlar Hüloğ! diye kendilerini ancak ifade edebiliyorken senin meselen bu kişilerin eğitsel ve entelektüel donanımlara sahip hale gelip kendi hayatlarını kendilerinin tayin etme ihtimallerini yükseltmek olmalıyken, bu donanımlara sahip olmamaları üzücü değil romantik geliyor sana, bu yüzden “senin inandığın doğru” diyorsun doğru olmadığını bile bile.

Evet, Hüloğ! diye dalga geçmiyor olabilirsin ama Hüloğ! diyemezsin. Hüloğ’cular diyebilir, Geziciler de çeşitli sebeplerle (kendilerine ne kadar yaraşıp yaraşmadığı tartışılabilir bu tutumun) diyebilir ama sen hiç diyemezsin. Çünkü hülooğ! olmadığını pekâla biliyorsun. Hüloğ! dememek, belli bir donanım sahibi, donanım araçlarına erişme lüksüne sahip olan senin, bu topluma karşı sorumluluğun. İçinde bulunduğumuz karanlığı savunma artık, sen hiç savunma. Karanlığı ifşa etmek, dönüştürmeye çalışmak senin sorumluluğun.

Sana sesleniyorum Hüloğ sendromuna yakalanmış kişi: Karanlığı savundukça suçlusun. yazisonuikonu

  1.  Barış Yıldırım, Sanki Devrim (2014).


Yorum yok

Ekleyin